Siyaset17 Haziran 2005 00:00

Eli kanlı dostlar! - Muharrem Bayraktar

AB büyükelçilerinin, Başbakan Erdoğan’la yedikleri yemekte söyledikleri sözler bazılarını şok etmiş olabilir.Hatırlarsanız, AB büyükelçileri Başbakan Erdoğan’a “PKK’ya karşı askeri mücadelelen başka bir yol takip edilmemesinin hatalı bir taktik” olduğunu söylemişlerdi.Peki AB’ye göre hatalı olmayan taktik ne?Gayet basit: “PKK’nın legal bir siyasi oluşum haline gelmesine artık alışın, seçim barajını düşürüp PKK’yı Meclis’e sokun, Apo’yu yeniden yargılayıp birkaç yıl içinde serbest kalmasını sağlayın...”AB büyükelçilerinden başka ne bekliyordunuz ki?acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadabuscopan link buscopan plus

Güneydoğuda eli silahlı çete mensuplarının, “silahlarını, ceplerindeki parayı, eğitimlerini” temin edip dağa gönderenlerin başkaları olduğunu mu sanıyordunuz?
Kaybettiğimiz 30 bin vatan evladının “Batı medeniyeti ve Batı vicdanında” hiçbir değeri yoktur.
Zaten Batı siyasetine göre ortada terörist eylemler yapan PKK’lılar değil, bağımsızlık yanlısı savaşçılar vardır. Onun içindir ki, AB terörle mücadele toplantıları kapsamında belirlenen yeni terör konsepti içine Batılı dostlarımız PKK’yı bir türlü sokmak istemezler.
New York mahkemelerinde yargılanan PKK’lı militanların, terörist olarak değil, Cenevre Sözleşmesine uygun davranan  bağımsızlık yanlıları olarak tanımlanması da bundandır.
DHKP–C lideri Dursun Karataş’ın ve Özdemir Sabancı’nın katili Fehriye Erdal’ın Avrupa başkentlerinde ellerini kollarını sallayarak gezmeleri de bundandır.
Batıya göre ne PKK’lılar, ne eli silahlı Türkiye’ye karşı savaşan bütün çete mensupları asla terörist değildir.
Bu yılın sonlarına doğru, Barzani başbakanlığında Irak’ın kuzeyinde kurulacak Kürt devletini Birleşmiş Milletler de tanımaya hazır, 40 devlet hazır bekliyor.
Bu küresel AB–ABD projesinde Türkiye birkaç ay sonra bir şoka uğrayacak.
Kürt devletinin Türkiye ayağı için “barışçı lobiler yapan” kancık AB bürokratları ise “PKK’ya karşı silahlı mücadeleyi bırakın!” şeklinde alçak taleplerde bulunuyorlar.
Karşılarında bu talepleri duyunca kükreyecek, rest çekecek, onları masadan kovacak delikanlı olmadığı için daha çok şey isteyecekler.
Elleriyle besledikleri, eğittikleri, silah ve taktik verdikleri PKK’lıların nihai amacına ulaşmalarını sabırsızlıkla bekliyor Batılı kan emiciler.
Şimdi sizi düne götürelim. Yüzon yıl öncesine... 2. Abdülhamid dönemi... Rusya ve Avrupa’nın kışkırttığı Ermeniler İstanbul’da sağa sola saldırarak, kabadayılık yaparak Eminönü’nü birbirine katarlar. Bir jandarma subayı Ermenilerin bu taşkınlıklarını önlemek için şahsen müdahalede bulunur. Ancak Ermenilerin çoğu silahlıdır. Jandarma subayını alçakça katlederler. Ermeni grubu Galata’ya doğru ilerler. Osmanlı Bankası’na saldırıp altını üstüne getirirler. Bu esnada Tophane Rıhtımında ekmek parası kazanmak için bekleyen hamal, çımacı ve kayıkçılardan oluşan Türklerin tepesi atınca ellerindeki sopalarla çıldırmış haldeki Ermenilerin arasına daldılar, kan gövdeyi götürür. Ertesi gün, ne kadar Avrupa devleti varsa hepsinin büyükelçileri Saray’da 2. Abdülhamid’in huzurundadır. Ağızlarından alevler çıkarak bir gün önceki olaylarla ilgili akıl almaz şeyleri sayarlar, dökerler. Abdülhamid sakindir: “Beni takip etsinler” der. Bir odanın önünde durup kapısını açarak, onlara içerideki silahları göstererek, “Bu silahları Ermeni yurttaşlarım kullandılar. Benim memleketimde bu silahları üreten fabrika yok” der. Sonra onları başka bir odaya götürüp içeride istif edilmiş sopaları göstererek, “Bunları da Türk vatandaşlarım kullandı. Bu odunlar benim memleketimin ormanlarına aittir” der ve arkasını dönüp gider. (Bu olay Osman Pamukoğlu’nun “Ey Vatan” adlı kitabından nakledilmiştir).
Dün Türkiye’de eli silahlı çeteleri destekleyen Batı büyükelçilerine böylesine asil tavır gösteren idarecilerimiz vardı.
Bugün ise karşılarında el–pençe divan duran idarecilerimiz var.
Fark bu işte!