AYIN YARISI KARANLIKSA, YARISI AYDINLIKTIR - Ahsen Batur
Anadolu’da çok güzel bir deyiş vardır: Derviş, dervişin arkasından sırayla gider! Bugün Türkiye’de azınlık oyuyla iktidara gelenler, medyada PKK’ya şakşakçılık yapanlar, hainliği suratından okunup duranlar, densizliği kendisine şiar edinip, bu halkı adam yerine bile koyma lutfunda bulunmayanlar, tek meziyetleri AB teranesi satmak olan ve esasen acz ve beceriksizliğini AB hülyasını istismar ederek kapatmaya çalışırken, bu vatana, bu millete ihanet edenler, yukarıda sözü bir kenara yazsınlar ve arada bir çıkarıp okusunlar ve ona şunu da ilave etsinler: Ayın yarısı karanlıksa, yarısı aydınlıktır! Bu vatana, bu millete geçmişte de ihanet edenler oldu. Ama hiçbirisi bugünküler kadar densizleşemediler. Geçmiştekiler sinsi sinsi bu işi yapıyorlardı, bugünküler alenen ve hiçbir şeyden çekinmeden. Herhalde bir gün ortalık karışırsa, yabancı ülkelere kaçırdıkları paralarına, oralarda edindikleri mülklere güveniyor, ‘nasıl olsa bir yolunu bulur, kaçarım; yaptıklarım da yanıma kâr kalır’ diye düşünüyorlardır. Onlar şimdilik öyle zannetmeye devam etsinler. Cahil cesur olurmuş..cialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvat
Atatürk’ü Atatürk yapan o günün şartlarıdır.
Eğer Türkiye işgal edilmemiş olsaydı, belki de Mustafa Kemal binlerce subay gibi sıradan bir asker olarak terfi eder, emekli olur ve unutulur giderdi.
Ama zor şartlar her zaman bir vatan kahramanı çıkarmıştır.
Şu anda da çok zor şartlar mevcut.
Elbette bu millet sıkıştığı zaman bağrından bir Atatürk daha çıkartacaktır.
Gün olur devran döner diye bir deyiş vardır halk arasında.
Elbette bir gün gelip devran değişir.
Bu, sandık yoluyla olmazsa, başka bir yolla da olur.
Mephistofelles’le Faust bir gün sohbet ederlerken, birincisi Fausta “Azizim, bu kanın çok acaip hasletleri var!” demişti.
Evet, Mephistofelles o sözüyle başka bir şey kastetmiş olabilir, ama ben ona başka bir şey ekliyorum: Kan, süper temizleme özelliğine sahiptir ve çok iyi bir dezenfektandır.
Bir tek mikrop bırakmaz.
Şimdi devr-i devran sürenlerin benzerleri İran’da şah zamanında da vardı.
Humeyni’nin kişiliği, yaptığı devrim beni ilgilendirmez.
Ama halk isyanından sonra yaptığı şeyler arasında birisi var ki, bizdeki hainlerin kulaklarına küpe olsun! Ne yapmıştı Humeyni? Devrimden sonra geçmişte şah yönetimine ne kadar yağcılık yapan varsa, ne kadar Savak ajanı, ne kadar hain asker varsa..
hepsini kaçtıkları yerde takip ettirip tek tek öldürttü.
Amerika bizi korur diye güvenenler, Türkiye’ye kaçanlar, Avrupa ülkelerine kapağı atanlar, bir bir bulunup ortadan kaldırıldılar.
Demek ki, korkulan gün geldiğinde yabancı bir ülkeye sığınmak, kaçmak da kurtuluş getirmiyormuş.
Aynı şeyi Yahudiler, Hitler döneminin kasaplarına yaptılar.
Hepsini tek tek bulup, yok ettiler ve intikamlarını aldılar.
Bunlar yakın tarihte olanlar.
Ya bir de tarihte olanlara bakalım.
Emevîlerin halka yaptıkları zulüm, ehl-i beyte karşı sergiledikleri eşi emsali görülmemiş işkence, yolsuzluk, edepsizlik, ahlaksızlık ve sefahat hat safhaya çıktığında, Horasan taraflarından başkaldıran bir kişinin, Ebû Müslim’in açtığı bayrak, kısa sürede koca bir Emevi İmparatorluğu’nu yerle bir etti.
Ondan sonra işbaşına gelen Abbasiler’in, devr-i devran döndüğünde, dervişin dervişin arkasından nasıl sırayla gittiğini, benim ağzımdan değil, X. Yüzyılın birinci yarımında kaleme alınan birinci el kaynak durumundaki Mesudi’nin Mürûc ez-Zeheb adlı eserinden çevirirek aynen aktarıyorum: “Mesudî der ki: Heysem b.
Adiy et-Taî anlattı: Bana Ömer b.Hani et-Tai anlattı ve şöyle dedi:
Ebu’l Abbas es-Saffah döneminde Emevilerin mezarlarını açmak için Abdullah b. Ali’yle birlikte çıkmıştım.
Hişam bin Abdülmelik’in kabrine geldik.
Onu bütün olarak çıkardık.
Sadece burun eti düşmüştü.
Abdullah ona seksen kırbaç vurduktan sonra yaktı.
Sonra Süleyman b.
Abdülmelik’in mezarını açtık.
Sadece bel kemiği, kaburgaları ve başı kalmıştı.
Onu da yaktık.
Aynı şeyi Emevi oğullarından kabirleri Kınnesrin’de bulunanlara da yaptık.
Arkasından Dımaşk’a geldik.
Velid b. Abdulmelik’in mezarını açtık.
Mezarında pek bir şey kalmamıştı.
Abdülmelik mezarını kazdık.
Sadece başı vardı.
Daha sonra Muaviye oğlu Yezid’in mezarını açtık.
Sadece bir kemik bulabildik.Tabutunda siyah bir çizgi bulduk.
Sanki tabutu boyunca kumla çizilmiş gibiydi.
Bilahere bütün şehirlerde Emevilere ait kabirleri aradık ve bulduklarımızı içindekilerle birlikte yaktık.
Bu haberi burada zikretmemizin sebebi Hişam’ın Zeyd b.
Ali’ye yaptığından dolayı kendisine aynı şeyin yapılıp mezarının yakılmış olmasıydı.” (Cilt, V, s.
471-472) Oysa Emevîler’in yaptıkları sadece halka zulümden ibaretti.
Vatan toprağını başkalarına peşkeş çekmek, ülkesinin tarımını yok etmek, hainlere yeşil pasaport vermek ve vip salonundan yolcu etmek gibi hıyanet belgesi suçlar da işlememişlerdi.
Buna rağmen başlarına gelenleri yukarıda birinci el kaynaktan okudunuz.
Ya peki bizdeki hainleri nasıl bir âkibet bekler acaba? Yoksa bir gün işler sarpa sarınca kaçıp kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Humeyni’nin önünden kaçanlar ne kadar kurtulmuşlarsa, onlar da o kadar kurtulacaklardır! Biz, onları tek tek tanıyoruz! Unutmasınlar, ayın yarısı karanlıksa, yarısı aydınlıktır!