'Iskalanmış Barış' - Deniz Kavukçuoğlu
Bunları okudukça Türklerin uluslaşma sürecinin hızlanmasıyla birlikte Anadolu'daki misyonerlik faaliyetlerinin önünün kesilmesi ya da başka bir deyişle ''misyonlarının yarıda kalması'' karşısında bu yabancı unsurların kapıldıkları öfkeyi ve her ölümün ardında bir Türk aramalarının nedenlerini anlıyoruz. cialis forum link cialis bez recepta
İletişim Yayınları'ndan bir süre önce çıkan ''Iskalanmış Barış Doğu Vilayetleri'nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938'' adlı kitabı okuyorum. Kitabı İsviçreli bir akademisyen, Hans-Lukas Kieser kaleme almış. Hani, son zamanlarda sıkça kulağımıza çalınan, ''Türklerin 80 yıldır bölünme paranoyasından kurtulamadıklarına'' ilişkin bir söylem var ya, kitabı okurken ''paranoya'' diye alaya alınmak, küçümsenmek istenen o korkunun hiç de boş olmadığını anlıyorsunuz.
Hans-Lukas Kieser, 1895-1896 ve 1915-1916 yıllarında Osmanlı Devleti'nin Ermenilere ''soykırım'' uyguladığını savunan bir bilim adamı, Zürih ve Freiburg üniversitelerinde modern tarih dersleri veriyor. Kendisinin 2002 yılında yayımlanmış ''Ermeni Soykırımı ve Şoah'' adlı bir kitabı daha var. Bir başka kitabı da ''Kürdistan ve Avrupa'' (1997) adını taşıyor. Kısacası tüm ''bilimsel'' dikkatini bölgemize yoğunlaştırmış bir kişi. Bu tür kitaplardan Batı'da yüzlerce olduğunu biliyoruz, bunların önemli bir bölümü de ya üniversitelerde ders kitabı olarak okutuluyor ya da kaynak kitap olarak öğrencilere öneriliyor. Bunu bilince Batı'da ''soykırım'' tezinin giderek daha fazla yandaş bulmasının nedeni de daha kolay anlaşılabiliyor.
****
Yükseköğrenimimi Almanya'da yaptığımdan ve o ülkede uzun yıllar yaşadığımdan biliyorum, Batı rasyonalizminin (akılcılığının) en belirli özelliklerinden biri de kuralcılıktır. Kuralcılık ise sistematik düzenlemeleri, arşivlemeleri zorunlu kılar. Örneğin, Alman nasyonal-sosyalizmi eğer Yahudilere uyguladığı soykırımın notlarını büyük bir titizlikle tutmamış olsaydı bugün bizlerin ne Auschwitz'de kaç Yahudinin öldürüldüğüne ne de zorunlu çalışma kamplarında kaç Yahudinin, Romanın ya da komünistin çalıştırıldığına ilişkin böylesine ayrıntılı bilgimiz olurdu. Dünya kamuoyu Yahudi soykırımının boyutları gibi nasyonal-sosyalizmin muhaliflerine uyguladığı ölümcül cezaları da Nazi yöneticilerinin tuttukları notlardan, kaleme aldıkları raporlardan öğrendi.
Biz de İttihat ve Terakki Hükümeti'ni Ermenileri göçe zorlayan nedenlerin boyutlarını Osmanlı-Türk arşivlerindeki belgelerin yanı sıra o dönemde Anadolu'nun dört bir yanında cirit atan Amerikalı, İngiliz, Fransız, Avusturyalı, Danimarkalı, Alman Protestan ve Katolik misyonerlerle kiliselere, misyon okullarına, hastanelere, yetimhanelere, işliklere bağlı olarak çalışan papazların, yöneticilerin, öğretmenlerin, doktorların, rahibelerin, işlik ustalarının tuttukları günlüklerden, merkezlerine verdikleri raporlardan, elçilikleriyle yaptıkları yazışmalardan öğreniyoruz. Bunları okudukça Türklerin uluslaşma sürecinin hızlanmasıyla birlikte Anadolu'daki misyonerlik faaliyetlerinin önünün kesilmesi ya da başka bir deyişle ''misyonlarının yarıda kalması'' karşısında bu yabancı unsurların kapıldıkları öfkeyi ve her ölümün ardında bir Türk aramalarının nedenlerini anlıyoruz.
Hans-Lukas Kieser hiç kuşkusuz kitabını ''tehciri haklı kılan'' nedenleri göstermek için yazmamış, fakat öyle belgeler sunuyor ki, okur bir yerden sonra ''İttihat ve Terakki Hükümeti Anadolu toprağını koruyabilmek için başka ne yapsaydı?'' diye sormadan edemiyor. Yazar, ''soykırım'' tezini kendince ''İşte!'' dediği kanıtlarla gerekçelendirmeye çalışırken aynı zamanda da Batı'nın ortak emelinin Osmanlı ülkesini sömürgeleştirmek olduğunu, birer ''toplum mühendisi'' olan misyonerler aracılığıyla Anadolu'da bu emele yönelik bir zemin oluşturmayı amaçladığını, Ermenilerin de bu amaç doğrultusunda kullanıldıklarını ortaya koyuyor.
****
864 sayfalık bir kitabı burada özetlemem olanaksız, ama kitabın 1895-1896 yılları gibi 1915-1916 yıllarında da sistematik bir soykırımdan söz edilemeyeceğini savunanların elini güçlendirdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Şu sıralar yanıt aranan sorulardan biri de ABD güçlerinin Kuzey Irak'ta, Kandil Dağı'nda mevzilenen ve oradan Türkiye'ye sızan PKK birliklerine karşı niçin hiçbir önlem almadığı sorusu. Bu tür kitaplar aynı zamanda bu tür sorulara da açıklık getiriyor. Emperyalizm 100 yıl önce ne idiyse bugün de özünde o çünkü.