Siyaset19 Ekim 2004 00:00

Yine silahlar konuşacak! - Arslan Bulut

Avrupa gazeteleri, sanki 100 yıl önceki manşetlerle çıkıyor: -Türk bozgunu! -Türk meselesi! -Zehirli Türkiye tartışması! Türkiye hangi cephede savaş ka ybetti ki, Avrupa basınında bu derece iddialı başlıklar kullanılabiliyor? Şimdi denilebilir ki, askeri anlamda bir savaş kaybetmedik ama, Türkiye''yi yönetenler Avrupa Birliği''ne girmek için o katar ısrarlı oldu ki, adamlar tıpkı son döneminde Osmanlı devletine her istediklerini yaptırdıkları gibi, Türkiye''ye de 100 yıl önceki talepleri dayatıyorlar! Bu görüşü ben de sık sık dile getirirdim.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons click free discount prescription cardcialis manufacturer coupon open drug coupon cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

Ancak zaman içinde gelişen olaylardan anladığım şudur ki, Türkiye askeri anlamda da bir geri çekilme yaşamaktadır! Silahlı Kuvvetleri niçin oluşturursunuz? Ülkenizin bağımsızlığını korusun, egemenliğini devam ettirsin diye değil mi? Peki, ülkenizin egemenliği ortadan kıldırılırken, Genelkurmay Başkanınızın bu yönde gelişen olayları, "Bugünkü dünyada egemenlik anlayışı değişmiştir" diye yorumlaması, askeri anlamda da bir ricat, bir bozgun değil midir! Avrupa Birliği''ne tam üyelik için bunca ısrarın arkasında, Türkiye''yi bir Türk devleti olmaktan çıkarma arzusunun yattığını biliyoruz.

Zaten artık "Türkiye kimliği" "Türkiye yerine Anadolu Cumhuriyeti" gibi önerilerle bunu açıkça ifade ediyorlar.

Halkın "Avrupa Birliği''ne girersek zengin olacağız" diye inandırılınca reformlara ses çıkarmayacağı kabulüne dayalı toplumsal mühendislik uygulaması da tabloyu tamamlıyor.

Tabii bu cephede birinci rol medyanın! Askeri cephede direniş var ama dışarıya pek sızmıyor! Medya cephesindeki direniş ise yeterli olmuyor! Türkiye''nin Avrupa Birliği macerasına Japonya''dan baktığınız zaman durum nasıl görünüyor, bir de bunu tespit edelim.

Tokyo''da yayınlanan ve tirajı 3 milyon 962 bin olan merkez sağ eğilimli Mainichi Shimbun gazetesinin 18 Ekim 2004 tarihli sayısında, "Türkiye''nin AB üyeliği yeni bir Avrupa resmi çizebilecek mi?" başlıklı yazıda şöyle deniliyor: "Türkiye''nin üyelik başvurusu 1987 yılında yapıldı.

Ancak Sovyetler Birliği''nin yıkılmasının ardından eski Doğu Bloku ülkeleri art arda üyeliğe alınırken, Türkiye''nin üyeliği rafa kaldırıldı.

Eğer üyelik müzakerelerine başlanması resmen kabul edilirse, Türkiye''nin 18 yıllık hayali gerçekleşecek ve üyelik müzakerelerine başlayan ilk Müslüman ülke olacak.

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, müzakerelerin on yıllarca sürebileceğini söylüyor.

Türkiye''nin üyeliğinin uzun ve zor bir yol sonunda gerçekleşeceği anlaşılıyor.

Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında yaşama tecrübesine sahip Balkan ülkeleri ve katı Katolik bir ülke konumundaki Polonya halkı da Türkiye''nin üyeliğine olumsuz bakıyor.

Türkiye''nin üyelik sorununun arkasında, ''Avrupa nedir? Avrupa nerede başlar nerede biter?'' gibi zor sorular yatıyor.

Ayrıca Almanya ve Fransa merkezli AB''nin büyüyüp güçlenmesini istemeyen ABD ve İngiltere, Türkiye''nin üyeliğiyle AB''nin bölünmesi ve zayıflamasını hedefliyorlar.

Bundan böyle Avrupa, üyelik müzakereleri vesilesiyle Avrupa bütünleşmesinin anlamı ve hedefini yeniden belirlemek zorunda kalacağa benziyor.

Avrupa''nın çizeceği yeni birliğin resmi, sadece Avrupa''nın sorunu olmayacak, diğer bölgelere de büyük etkide bulunacaktır.

Türkiye ile üyelik müzakerelerinin seyri, 21.yüzyılda dünyanın nasıl bir şekil alacağını görmemize ışık tutacaktır." Demek ki Japonya''dan bakıldığında da müzakerelerin seyir sürecinin bile dünyanın nasıl bir şekil alacağını göstereceği anlaşılıyor! Fakat, biz bunu Türkiye''deki Avrupacılara anlatamıyoruz! Bu sürecin, Türk Milleti''nin şerefli bir millet olarak yaşayıp yaşayamayacağını da belirleyeceği kesindir!

Müzakere sürecinde Türkiye''nin egemenliği tamamen Hürriyet ve İtilafçıların, yani Batı''nın eline geçer mi? Yoksa, egemenlik, İttihat ve Terakki''de, yani milli güçlerde mi kalır? Türkiye, 20''nci yüzyıla bu tercihi yaparak girdi!

Ne yazık ki 21''inci yüzyıl başında da aynı tercihle karşı karşıyayız! Bu defa, medya yüzünden İtilafçılar eskisinden daha güçlü zannediliyor ama İttihatçıların zemini daha sağlam! Temenni etmiyoruz ama öyle görünüyor ki, 20''nci yüzyıl başında olduğu gibi yine silahlar konuşacak!