Siyaset10 Haziran 2005 00:00

ŞEHİT'TEN MEKTUP VAR !

Şehit’ten mektup var! Ülkemiz bölücü terör örgütünün çemberinden geçti. Ülke düşmanları içerde ve dışarıda hala fırsat kolluyor… Bugün köşemde ben bu konuyu konuşmayacağım ama, bana gelen bir mektubu aynen yayınlayıp, okuyucuların takdirine bırakacağım… Bir mektup:levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo

 

Bingöl-Elazığ Karayolu`ndaki Mendo Deresi mevkii yine güneşin ilk ışıklarıyla aydınlandı. Yoldan tek tük araçlar geçmeye başladı. Terörün kol gezdiği bu arazide inatla insanlar araçlarını kullanıyorlardı. Yolcu otobüsleri azalttıkları sefer sayıları ile yolcu taşımaya devam ediyordu. İnsanın aklına terör ne zaman gelir belli olmaz lakırdıları sürekli geliyordu ama kendisini hedef alacağı bir türlü hatırda kalmıyordu.

Askerler tertemiz giysilerini giymişler aldıkları uçak ve otobüs biletlerini ceplerinin en ücra köşesine koymuşlardı. Aman bir aksilik olmasın bileti kaybedip ortalıkta kalmayalım. Kalanlara sarılan askerler veda öpücüklerini en güzelini arkadaşlarına konduruyorlardı. Neyse uzatmalı on sekiz ayı kazasız belasız atlatmışlardı. Cana gelmemişti zarar. Geceler boyu dağların o soğuk örtüsü altında kalmışlar uykusuz,aç, bitap. Ama yinede akıllarına gelmiyordu bir kaç saat sonra başlarına gelecekler. Onlar artık bu görevi bitirmişlerdi. Artık onları kim ne yapsın diye düşündüler. Ellerinde silahları yoktu. Ceplerinde bir kaç kuruş Türk Lirası sevgilinin resimleri özlenen anneler, babalar ve de çocuklar. Gençtiler çocuklar gibi şendiler. Artık eve dönüyorlardı. Evde kan yoktu. Mermilerin havada çıkardığı ıslıklar bir anda kaybolmuştu çevrelerinden. Bazıları  subaylarına yalvarıyor ne olur yarın gidecektim bugün gideyim diye. Bazıları tersleniyor hayır olmaz yarın gidersin bitmedi askerliğin. Boyunları bükük kamelya etrafındaki arkadaşlarını süzüyorlardı. Gidenler ne şanslıydılar. Akşama belkide yarın sabaha evlerinde olacaklar. Neyse kısmet bizde yarın yola çıkarız. Dargınlıklar küslükler kışlada bırakılırdı. Komutanların elleri öpüldü. Haydi yola çıkalım sesleri...

Otobüs sesi ortalığı karıştırdı bir anda çantalarını kapan otobüse atlıyordu. İtiş kakış. Kısa sürede bitti. Herkes otobüsün içindeydi. Arkadaşlara el sallanıyordu. Hareket saati kalkıldı. Hiç bir gecikme olmadı. Onlar 33 kişiydiler. 33 arkadaştılar. Gözler buğlu yola koyuldular. Garip bir duygu içlerini kapladı. Ne günlerdi diye çocuklarına, torunlarına anlatacak hikayeleri olmuştu. Kimileri üstün çaba göstermişler. Ellerinde takdir belgeleri vardı. Kimbilir annesi görünce oğlum büyümüş vatanını korumuş diyecekti.

O kara asfalt üzerinde ilerledi otobüs motorundan garip sesler geliyordu. Virajlı bir aşağı bir yukarı yolu tırmanıyordu. Tek bir ses hakimdi ortalığa egzozdan çıkan kara duman sanki bir kaç saat sonra olacakların habercisiydi. Ama kimse bilemezdi olacakları. Kimse bu genç yavruların ailelerine kavuşamayacağını. Otobüste hiç ses çıkmadı. Herkes oturduğu yerden cama bakıyordu. Dışarıda bakılacak bir şey de yoktu. Arada sırada pusudaki askerler kendilerini göstererek selam veriyorlardı gidenlere. El sallıyorlardı. Bilemezlerdi ki arkadaşlarını ölüme gönderdiklerini…

Elazığ`a yakındı otobüs. Artık Mendo Deresi mevkiine gelinmişti. Bir kaç dönemeç bir kaç yokuş Elazığ içinde olacaklardı. Kimileri otobüs değiştirecek. Kimileri uçağa binecekti. Otobüs Mendos Deresi`ne yavaştan girdi. İki yanı tepelik yolun üst kısımlarında her zamankinden farklı bir manzara vardı. Tepeler ışıl ışıldı öğle güneşimiydi. Güneşin demir parçaları üzerinde yansımasıymıydı. Hertaraf pırıl pırıldı. Yola tutulan namlular fener ışığı gibiydi. Normal insan belkide göremezdi o pırıltıları. Ama o bölgede çalışmış kişiler on kilometreden o ışığı tanır. Ölüm yaklaşıyor derdi. Yola yakın olanları hemen trafiği kesti. O şen mutlu çocukların otobüslerini önünü. Genç askerler herhalde bizimkiler bize şaka yapıyorlar diyenler bile oldu içlerinde. Ne bilebilirlerdi ki ölüme gittiklerini… Ne bilebilirlerdi ki sevgililerinden annelerinden babalarından kardeşlerinden ayıracaklar olduğunu.

Gür sesle bozuk şiveli elinde silahını otobüsün içine tutan sakallı adam herkes aşağı insin diye bağırdı. Yolcular hemen korkuyla indiler. Herkese kimlik soruyorlardı. Biliyorlardı ki ellerinde silahla karşılarına dağda çıkan o askerlerin şu anda ellerinde silahları yoktu. Savunmasızdılar ne derlerse onları yapmak zorunda kalacaklardı. Ama niyet kötüydü. Kan isteniyordu. Yalnızca kan, terör illeti buydu işte. Elinde silahı olanla karşılaşmazdı. Masum savunmasız olanı bulur yakalar ve öldürürdü.

Teker teker sordular. Dipçik darbeleriyle iteklediler. Elindeki silahıyla tek ve tok bir sesle `askerler öne çıksın`. O savunmasız gençler bir adım öne atıldılar. Geride kalan olmadı. Geldikleri bu yerler belkide görevli olmasalar hiç gelmeyecekleri bir yerdi. Burası Mendo Deresiydi. Onlar durduruldukları yerin adını bile bilmiyorlardı. Buradan kurtulsalar dahi çocuklarına, torunlarına bu bölgeyi bile anlatamazlardı. Onlar buranın yabancısıydılar. Kısa sürdü sorgu, silahlar peş peşe patladı. O masum bedenler bir bir yere yığıldı. Ellerine doğru kafalarından ulaşan kan damlaları askerim bende diyen kimliklerini al kana boyadı. Cansız gencecik savunmasız bedenler teker teker kontrol edildi. Titreyen bedenlerin üzerine bir kaç el daha ateş açıldı. Garanti ölüm, garanti intikam. Savaş kazanılmışıydı? 33 er ölmüştü onlara göre... Ailelere göre şehit olmuştu.

Bilenler bilir Elazığ`a gidiş yolu engebelerle doludur. Düzlüklerde hep bir karakol vardır. Tek tük geçen araç plakaları alınır. İçinde asker var ise sıkı takibe alınırdı. Telsiz mesajları ile önünden otobüs geçen bir sonraki karakola haber verildi. Eğer sonraki karakola gidiş dakikaları gecikince hemen timler yola çıkar arada neden takılma olduğunu kontrol ederlerdi. Böyle bir yöntem uzunca bir dönemde de sağlıkla işliyordu. Ancak inanmak dahi istenilmeyen terör gerçek yüzünü göstermeye başlayınca bu yöntemin ne kadar sakıncalı olduğu bu olaydan sonra anlaşıldı. Olayın ardından otobüsü gören benden geçti diyen bana gelmedi diye sormayan askerlerde mahkemelerde gerekli cezayı aldılar. Ama sistem yanlışlığı ileriyi görmemenin bedeli şehitlerle  ödendi. O gün sonrasında yollarda askerler konvoylarla zırhlı araçlar ve helikopter ve asker desteğiyle evlerine kadar bırakıldılar. Bu erleri öldürenler bir yerlerde mutlaka cezalarını buldular. Onların yanına kar kalmadı.

Gelelim günümüze sene 2005... Medyanın değer veripte bir sutun bile vermediği ama ajans satırlarına düşen habere: `24 Mayıs 1993 yılında şehit edilen silahsız 33 er, törenle geçtiğimiz hafta anıldı. Şehitler Anıtı önündeki törende, İstiklal Marşı okundu, saygı atışı yapıldı.  49. İç Güvenlik Tugay Komutanı Tuğgeneral Orhan Akbaş, burada yaptığı konuşmada, terör örgütü ve örgüt yandaşı siyasi unsurların isim değiştirseler de yaptıklarının hesabını vereceklerini söyledi.  Tuğgeneral Akbaş, 12 yıl önce silahsız 33 erin haince pusuya düşürüldüğünü belirterek ``Şehitlerimizin Türkiye Cumhuriyeti`nin birliği ve bütünlüğü için verdikleri mücadeleyi asla unutmayacağız`` dedi.  Vali Vehbi Avuç ve Belediye Başkanı Hacı Ketenalp`in de katıldığı törenin ardından bir grup vatandaş, terör örgütü aleyhine sloganlar atarak Valilik önüne kadar yürüdü.

Onlar unutulmadılar. Unutulmayacaklarda...