İstihbarat8 Nisan 2015 00:00

MİT Devletin Gözü/Kulağı mı; Aklı/Kalbi mi? - Behiç Gürcihan / Açık İstihbarat

Çünkü artık birileri açısından geri dönüş yok. 12 Eylülde Devlet'in ekonomi paradigmasını Özal aracılığı ile değiştirenler, şimdi Devlet'in siyasi paradigmasını Erdoğan aracılığı ile dönüştürmek zorundalar. Evren darbeyi yaptıktan sonra kendi geleceğini sağlamak için nasıl Anayasa'yı değiştirmek zorunda kaldıysa; Erdoğan'ın da  geleceğini sağlama almak için Anayasa'yı değiştirmekten başka çaresi kalmadı. coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

www.acikistihbarat.com

09 Nisan 2015 Cuma


Oyun Bozan


MİT...
Devletin Gözü/Kulağı mı,
Aklı / Kalbi mi?

Behiç Gürcihan - Açık İstihbarat




100. Yýl Mutabakatý



Ekonomide; "gavurcası" "crowd-out" olan bir kavram var.

Türkçeye, kullanacağımız kapsam çerçevesinde, "boğma" olarak çevirebileceğimiz bu kavram, aşırı büyük bir gücün diğer güçlerin hareket alanını daraltması ile ilgili.

Örnek olarak; 1990'ların Türkiye'sinde Devlet aşırı borçlanma ihtiyacı nedeni ile finans piyasalarını "crowd-out" ediyor ve faizlerin sağlıklı oluşmasını engelliyordu. Sonuç malumunuz 2000'lerin başında aşırı faiz yükü altında çöken bir ekonomi oldu.

Ve o çöküşün dinamikleri AKP'yi iktidara taşıdı.

Bugün 90'ların ekonomisindeki benzeri bir ortam siyasette yaşanıyor ve siyasetin sağlıklı bir şekilde oluşmasını engelleyen , sistemi "boğan" yeni bir Devlet gücü ile karşı karşıyayız.

"Ergenekon" ile tasfiye edilen TSK/Genelkurmay ve sonrasında "Paralel" ile tasfiye edilen Emniyet sonrası dönemde Devlet arenasında tek başına kalan bir MİT ile karşı karşıyayız.

Asker devleti yıkayım derken; polis devletinin bile tadını çıkaramadan, doğrudan istihbarat devleti ile müjdelendik.

Bu süreçte Asker bütün yönleri ile masaya yatırıldı, didik didik edildi...

Bu süreçte Polis bütün yönleri masaya yatırıldı, didik didik edildi...

MİT'in bu şekilde tartışıldığına şahit olan oldu mu....

Bunun başından beri planlandığı ve  "Ergenekon" sürecinin bu sebeple kurgulandığı gibi "komplo teorisi" analizleri bu yazının konusu dışında olduğu için bunlara değinmeyeceğim.

Varış nedenleri ne olursa olsun, vardığımız noktanın tespiti ile yetinelim şimdilik.

Emre Taner zamanından beri, nereden aldığı belli olmayan bir yetki ile "Kürt politikasında" üstlendiği sekreterya rolünü, İmralı'yı kontrolüne alması ile güçlendiren ve gelinen noktada artık bizzat politika yapan ve uygulayan konuma gelen bir Devlet kurumu sözkonusu olan. 

Hem de bugüne kadar en şeffaf hamlesi MİT kantinini, "aa MİT'çilerde gofret yermiş" diye şaşıran süzme salak "gazetecilere" gezdirmek olan bir kurumdan sözediyoruz.

Bugün merkezine MİT'in oturduğu Devlet sadece "Kürt politikası"nı değil, tüm siyaseti ve Devlet paradigmasını değiştirmeye soyunmuş durumda.

Buna "Devleti restorasyon süreci" diyorlar.

"Çözüm" süreci olarak lanse edilen çözülme bu restorasyonun bir ayağı.

İkinci ayağında "Başkanlık sistemi" diye lanse edilen "Padişahlık sistemi"  mevcut.

Ve üçüncü ayakta  dış politikada ayağını yorganına göre değil emperyal ıslak rüyalara göre uzatan "Neo-Osmanlı" perspektifi duruyor.

Tayyip Erdoğan; siyasi partiden çok fan klüp olarak kemikleştirdiği  %30'luk  kitleyi peşinden sürükleyecek "karizmatik lider" olarak bu restorasyon projesinin sahnedeki en önemli aktörü.

Erdoğan'ın bugün Ak dediğine yarın Kara derken ki doğallığı ve kitleleri bütün tutarsızlıklarına rağmen hipnoz edebilme yeteneği bu güç için vazgeçilmez.

Erdoğan'ın ön planda yeraldığı bu restorasyon projesinin arkasındaki güç Kürt politikasını da Kürtlere daha fazla özgürlük değil,  sistemden daha fazla pay ekseninde kurgulayıp, yıllar önce RTE'ye yaptığı yatırımın benzerini Kürt kanadında "Öcalan"a yapıp, Kürtlere çoban olarak yetiştiriyor .

İmralı'nın bir hapishaneden bir misafirhaneye dönüşmesi bu aşırı ve ahlaksız pragmatizmin doğal sonucu.

Zamanında Kürt aşiretlerle işbirliği yapıp içi bastırırken dışa yönelen "Yavuz Devlet" imgesini kıble yapan bu gücün Güneydoğu'da sahibi olduğu alanı boşaltırken , Suriye'de sahip olmadığı alanı doldurmaya çalışması şizofrenik hayalperestliğin doğal sonucu.

Tayyip Erdoğan'ın altına Saray'ı ; arkasına Mustafa Kemal'in portresini, önüne Suriye'yi koyan bu güç Türk Devleti'ne erken doğum yaptırılarak parçalanmaya doğru sürüklendiğinin farkında değil.

(Erken doğum yaptırılan Devlet tezini daha ayrıntılı ele aldığımı yazı bu bağlantıda)

Ekrana sürdüğü Yalçın Akdoğan, Yiğit Bulut , Rasim Ozan gibiler aracılığı ile "Büyük Devlet-Yeni Türkiye" masallarına bütün toplumu ikna etmeye çalışıyor. 

Diziyse dizi...

Kanalsa kanal...

Gazete ise gazete...

Hele gazeteci...en ucuz ürettikleri ve harcadıkları kalem mal...

Bu engin hayal denizinde yüzmeye zorlanan aklı başında, ahlakını kaybetmemiş kitleler ise aptal yerine konulmaktan yorulmuş durumda.

Toplumda AKP 'nin rant mekanizmasına şu veya bu şekilde ram olmayan %60'lık kitlede biriken öfkenin bir şekilde yönetilmesi ve onca yıldır sepete doldurulan yumurtaların kırılmaması gerek.

7 Haziran seçimleri bu açıdan merkezinde MİT'in olduğu Devlet'in restorasyon projesi açısından kritik öneme haiz.

Baş oyuncunun sahneden, "400 milletvekili verin ki bu işi sorunsuz halledelim" şeklindeki tehdidi, restorasyon mimarlarının kaos planını bilmesinden kaynaklanıyor.

Çünkü artık birileri açısından geri dönüş yok.

12 Eylülde Devlet'in ekonomi paradigmasını Özal aracılığı ile değiştirenler, şimdi Devlet'in siyasi paradigmasını Erdoğan aracılığı ile dönüştürmek zorundalar.

Evren darbeyi yaptıktan sonra kendi geleceğini sağlamak için nasıl Anayasa'yı değiştirmek zorunda kaldıysa; Erdoğan'ın da  geleceğini sağlama almak için Anayasa'yı değiştirmekten başka çaresi kalmadı.

Bunun için 7 Haziran seçimleri sonrasında oluşacak parlamento tablosu Yeni Anayasa'yı çıkaracak kadar kontrollü, "Anayasa"yı meşru/kalıcı kılacak kadar çoğulcu olması gerekiyor.

Bu denklem HDP'nin Meclis'e girmesini şart koşuyor.Bugüne kadar tek parti olarak büyük işlev gören AKP 'nin zayıflatılması pahasına.

Erdoğan'ın Başkanlığı garantilendikten sonra bir AKP gider, diğeri gelir nasılsa.

Demirtaş'ın "seni başkan yaptırmayacağız" çıkışları ile renklendirilen ve AKP'nin de HDP'nin de tabanına rol kesmesine imkan tanıyan sahne önü şovlarına rağmen seçim sonrasındaki koalisyon için zemin hazır.

AKP'nin Diyarbakır'dan en güçlü adayını sahadan çekerken, "Öcalan"'ın kuzeninin HDP listesinde Meclis yoluna sokulması bu zemin hazırlıklarının göstergesi.

Seçim sonrası ; emir altındaki gazetecilere yazdırılacak "Öcalan Mecliste" başlıkları üzerinden gerçekleştirilecek "kamu diplomasisi" çalışmaları ile toplum "Öcalan"'la ilgili nihai hedefe bir adım daha yaklaştırılacak.

Kürt aşiretlerine imtiyaz verirken Anadolu'yu kırıp geçip Suriye'ye yönelen "Yavuz Devlet" yüzlerce yıl sonra  PKK'da cisimleşen neo-Kürt feodalizmine vereceği imtiyazlar karşılığında elini rahatlatıp neo-Osmanlı hayaline hız verecek.

Ve bütün bunlara Devlet içinde rakipsiz kalan bir istihbarat aklı ile soyunuyor.

....

2006 yılında çekilen ve CIA'in kuruluş yıllarını konu alan "The Good
Shepherd" filmindeki sahnede CIA'nin kuruluşunda yeralanların ağzından şu tespit yapılır:

"Biz bu teşkilatı ülkenin kulağı ve gözü olsun diye kuruyoruz; aklı ve kalbi olsun diye değil"

Tabi sözde kalan bu tespit sonrasında ülkenin gözü ve kulağı olmakla yetinmeyip , ABD'nin Küba politikasını kurgulamaya soyunan CIA'in ABD'yi sürüklediği Domuzlar Körfezi (Bay of Pigs) fiyaskosu tarihin kayıtlarında.

İstihbari aklın bir Devlet'in gözü kulağı olmaktan çıkıp aklı ve kalbi olmaya soyunmasından daha tehlikeli bir şey varsa o da; diğer akıllar tarafından dengelenmeyen bir istihbari aklın bu işe soyunmasıdır.

Devlet'in dizginlerini tek başına ele geçiren her gücün "1000 yıl sürecek 28 Şubat" hayalleri kurduğu bir gerçektir. O hayallerin kaç sene sürdüğü ise ayrı bir gerçek.

Mevcut akıl ve ahlak tutulması da benzer hayallerle kendini kandırmakla yetinmeyip , bu hayallere inanmayan %60'lık kesimi ayak bağı olarak görmeye başlamıştır.

Yeni MİT yasası bu tıkanmanın yasalaşmış halidir.

MİT 'mi AKP'nin istihbarat teşkilatına dönüşmüştür...

Yoksa AKP 'mi MİT/Devlet tarafından bir Devlet aygıtına dönüştürülmüştür...

Bu yumurta-tavuk denkleminin çözümü tarihsel kavşakta kördüğüm olmuştur.

Herşeyi bilen ve gölgelerde hareket etme gücü ile diğerlerini küçümseyen Akl'ı ve ulvi amaçları uğruna her türlü aracı meşru kılan, hesap vermeyi zul sayan Ahlak'ı ile İstihbari Akıl açısından bu düğümü çözecek anahtar da kılıç da elindedir.

7 Haziran seçimlerinin sonucuna göre ya anahtarı ya kılıcı kullanmaya hazırlanmaktadır.

Fakat her denetimsiz ve kontrolsüz yapı gibi Akl'ı da Ahlakı da körelmiştir.

Su alan bir gemiyi ufuktaki o bulanık hayale daha hızlı sürerek batmayı ...

Güvertedekileri birbirine kırdırıp sonra üzerlerine çökerek  paniği...

Çımacının demiri nasıl atacağından, makinistin makinayı nasıl yağlayacağına dair herşeye karışan kaptanı ile kötü yönetimi...

engelleyeceğini varsaymaktadır.

Gemiyi üzerine sürdüğü kayalıkları ise "Büyük Devlet" olarak verilmesi gereken bir sınav olarak lanse ederken, aynı kayalıkları kendi otoriter yönetiminin meşruiyetinin zeminini hazırlamak için kullanmaktadır.

Hain değil ama çürümüştür...

Terörü kontrol edeyim derken teröristleşenler gibi...

Vatansever ama hayalperesttir...

Osmanlı parçalanırken Turan hayalleri kuran Enver gibi...

Çevrelenmiş ama yalnızdır...

Kalabalıklar karşısındaki Erdoğan gibi.


B.G.


k.