Dış Politika22 Şubat 2015 00:00

Süleyman ŞAH , Davud MAT - Açık İstihbarat

Süleyman Şah rezaleti Cumhuriyet tarihinin en büyük rezaleti olarak tarihe geçmiştir. Çuval rezaletinden çok daha derin ve stratejik sonuçlara sebep olacak bir hezimettir. Ve bu onursuz geri çekiliş , 100 yıl sonra bu topraklara yeniden musallat olan Neo-İttihatçı zihniyet AKP'ye nasip olmuştur. Yıllardır "Ecdad", "Osmanlı" jargonu ile kitleleri afyonlayan AKP'nin , Şam'da Cuma namazı hayalleri pazarlarken, bir kaç kilometre ötedeki bir avuç vatan toprağını bile koruyamaz duruma gelip, bir çeteye toprak terketmek zorunda kalması Cumhuriyet tarihinin en büyük rezaletidir. cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardrenovation vejle renovation skive renovadiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards


Süleyman ŞAH,
Davud MAT

Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

22.02.2015


Süleyman Şah rezaleti Cumhuriyet tarihinin en büyük rezaleti olarak tarihe geçmiştir. Çuval rezaletinden çok daha derin ve stratejik sonuçlara sebep olacak bir hezimettir.

Ve bu onursuz geri çekiliş , 100 yıl sonra bu topraklara yeniden musallat olan Neo-İttihatçı zihniyet AKP'ye nasip olmuştur.

Yıllardır "Ecdad", "Osmanlı" jargonu ile kitleleri afyonlayan AKP'nin , Şam'da Cuma namazı hayalleri pazarlarken, bir kaç kilometre ötedeki bir avuç vatan toprağını bile koruyamaz duruma gelip, bir çeteye toprak terketmek zorunda kalması Cumhuriyet tarihinin en büyük rezaletidir.

Suriye'yi ıslak emperyal rüyalar eşliğinde bölmeye çalışan AKP şebekesinin ülkeyi getirdiği nokta trajedinin de komedinin de hercümerc olduğu bir dumur halidir.

Yeni Osmanlı ekolünü temsil ettiğini iddia edenlerin, Mekke'deki Ecyad kalesi Suud hanedanı tarafından yerle bir edilirken sessizlikleri hala akıldadır. Bu sessizliğin arka planında, Suud hanedanının ziyareti sırasında Çırağan sarayına diplomatik bavullarla taşınan dolarların etkili olup olmadığını bir gün tarih yazacaktır.

Bugün yaşadıklarımız ise, tavla aklı ile küresel siyasetin satranç tahtasında rol kapabileceğini zanneden , hırsları ile akılları arasındaki uçuruma kendileri ile birlikte koca bir Millet'i ve Devlet'i de sürükleyen ergenlik krizlerinden muzdarip bir cuntanın eseridir.

Türkiye 100 yıl sonra yeniden Abdülhamid'i hal edip Devlet'i ele geçiren bir ergen cuntanın ve neo-Enverin tavla aklı ile yeni maceralardan yeni hezimetlere doğru sürüklenmeye başlamıştır.

Süleyman Şah ile ilgili şah-mat noktasına çok öncesinden gelinmiştir; bugün yaşadıklarımız sadece bu şah-matın tescilinden ibarettir.

Bir kaç kilometre ötesindeki toprağını koruyacak askeri-lojistik-teknolojik-idari ve istihbari altyapıları kuramamış bir Devlet'e birilerinin Yeni Osmanlı rüyası gördürmesinin tek sebebi vardır : Türkiye'yi parçalamak.

"Yeni Türkiye" söylemleri ile gaza getirilen bu akl-ı evvellerin ebeliğinde Türk Devletine erken doğum yaptırıldığını daha önce yazmıştık...

"Erken Doğum Yaptırılan Yeni Devlet ve Hayalperest Ebeleri"

Bu erken doğumun en trajik sonuçlarından biri bugün yaşadığımız Süleyman Şah "Operasyonu" rezaletidir.

Suriye'yi istikrarsızlaşmaya soyunup, Şam'da cuma namazı hayali görenler bugün kendi alet oldukları  kaosun sonucunda Cumhuriyet tarihinin ilk toprak kaybının altına imza atmışlardır.

Hiç bir AKP uşağının atacağı manşet bu hezimeti Zafer rengine boyayamaz.

Genelkurmay'ın toprak kaybederken kriz merkezinden toprak kaybını nasıl canlı izlediklerini belgeleyen fotoğrafları PR çalışması olarak yayınlaması ise kurmay aklının geldiği nokta açısından ne hazin bir fotoğraftır.

YPG ve IŞİD'le anlaşılarak yapıldığı her şekli ile ortada olan bu nakliye operasyonununu anlaşılacak bir nakliyat firması da rahatlıkla gerçekleştirebilecekken, özel askeri operasyon olarak sunulması Millet'in aklı ile dalga geçmektir.

Kaybedilen toprak Fırat kıyısında Ecdad toprağıdır...Tayyip Erdoğan'ın TOKİ başkanını azarladığı Ataşehir kıyıdaki kupon arazi değildir.

Semboliktir...sembolik olduğu için geleceğimize olan etkisi ölümcüldür.

Şah Süleyman rezaleti ile dünyaya şu mesajlar net olarak verilmiştir:

1) Türkiye her türlü terör örgütü ile pazarlığa oturur ve onların her türlü baskısına prim verir

2) Türkiye'deki yetkililer ön planda ne kadar aslan kesiliyorlarsa, arka planda o kadar uysal kedi siyaseti yürütürler

3) Ordusunun gerçekleştirdiği onca modernizasyona (İHA'lar, tanker uçakları, geçe görüş teçhizatları, obüsleri , v.s) rağmen, Türk Ordusu'nun bu yeteneklerini taktik ve stratejik bir irade ile düşmanı caydırmak ve gerekirse imha etmek yönünde kullanacak bir aklın mevcut olmadığı görülmüştür.

 4) PKK'nın Suriye kolu YPG ile işbirliği yapılarak gerçekleştirilen bu nakliyat operasyonunu YPG; "Türk ordusuna uluslararası anlaşmalar çerçevesinde izin verdik, yardımcı olduk" duyuruları ile dünyaya duyururken, Türk Devleti ile bir terör örgütü uluslararası anlaşmalar çerçevesinde eşitleme çabasına prim verilmiştir.

5) Türbenin çekilirken yok edilmesi, dünyaya bu toprak üzerinde bir iddian olmadığının açık duyurusudur. Türbeden çekilinmemiştir, vatan toprağı ebediyen terkedilmiştir.

6) Türbenin konumu Fırat'ın kıyısıdır. Yeni belirlenen yer ise Fırat'ın uzağında, sınırın hemen dibindeki bir köşk bahçesi büyüklüğündeki tarladan farksız bir arazidir. Hiç bir sembolik önemi olmayan ve zaman geçtikçe unutturulacak bu arazi ile Türkiye aynı zamanda Fırat'ın kıyısından çekilmiştir.

7) Bir kaç kilometre ötedeki vatan toprağındaki askerine güvenli bir koridor açıp buna idame ettiremeyen bir ülkenin bölge ve dünya liderlik iddiaları ancak mizah konusu olabilir. Bu noktadan sonra Türkiye'nin toprak bütünlüğüne yönelik taarruzlar çok daha büyük bir şevkle yapılacaktır.

8)  Yeni belirlenen arazinin YPG kontrol noktasının hemen dibinde olması ve Türk bayrağının YPG-Apo paçavrası ile aynı karede dalgalanması bir gram vatan namusu olan herkesi kahredecek bir tablodur. Fakat Genelkurmay merkezinde harita ve ekranlar önünde Millete caka satanların bu kavramlarla uzaktan yakından alakası olmadığı ve kendi Milletini dış güçler adına oyalamak için her türlü sahne oyunculuğuna razı oldukları görülmüştür.

Yaşadıklarımız aklı ve ahlakını yitirmemiş her vatan evladı için tarihi bir travmadır.

Bu hezimeti bir zafer olarak pazarlamaktan utanmayanlar bu travmanın sonuçlarını gün geldiğinde ülkeden kaçmak zorunda kalan Enver ve taifesi gibi iliklerine kadar hissedeceklerdir.

Fakat ne yazık ki, ufukta ne bir Kazım Karabekir, ne bir Mustafa Kemal, ne de bir Mehmet Akif gözükmektedir.

Açık İstihbarat

Açık İstihbarat @ 2015