Siyaset12 Aralık 2014 00:00

Alev Alatlı : Çöken Akl ve Ahlak - Behiç Gürcihan / Açık İstihbarat

Türkiye'de "Avam"'ın Akl ve Ahlak seviyesi onlarca yıldır çok bilinçli uygulanan politikalarla sağlıklı bir siyaseti ve toplumsal düzeni taşıyamayacak kadar inceltilmiştir. Kaos bu zayıflatma operasyonu üzerinden derinleştirilmektedir. Tayyip Erdoğan bu süreçlerin sonucu olarak iktidara gelmiştir, sebebi olarak değil. Tayyip Erdoğan'ı her türlü zaafı ve dosyası ile iktidara taşıyanlar, toplumun geldiği noktaya fazlası ile güvenmektedir. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

www.acikistihbarat.com

13 Aralık 2014 Cuma


Oyun Bozan


Alev Alatlı : Çöken Akl ve Ahlak

Behiç Gürcihan - Açık İstihbarat




100. Yýl Mutabakatý


Zamanı en kısık ateşe aldım, çok zor damlıyor artık "mürekkep". Okka uzun süredir  dolu ama üzeri küf-ür kaplı.

Neyseki twitter imdadımıza yetişti de küfürle düşünce arasında fütursuzca salınıp duruyor, gerilen fay hatlarımızı kısa tweetlerle kırıyoruz. Sürekli terapi hali bizimkisi.

Lakin an geliyor , okka devriliveriyor ve ortalığı mürekkebin şehveti kaplıyor. O an geldi; teşekkürler Alev Alatlı.

Aylardır içimde biriken yazıyı yazıp yazamayacak mıyım bilmiyorum. Ama denemek zorundayım, mürekkep döküldü bir kere.

...........

Sıkıştığımız karanlığı Tayyip Erdoğan imgesinden kurtaralım bir an için.

O karanlığın içinden, son on iki senemize çöken RTE'yi çekip çıkarın, tarihin en derin unutulmuşluğuna gömün. Sonra uzun bir aradan sonra rahat bir nefes almak için uzanın Anadolu bozkırlarına ...sizce ne kadar sürer o gökyüzünün tekrar ve yeniden kara bulutlarla üzerinize çökmeye başlaması...

Başınızdan RTE'leri söküp alabilirsiniz ama iyileşmeyen bir çıban kökü gibi alttan gelen Alev Alatlıları ne yapacaksınız?

Daha derine vurmalıyız neşteri...

Bu çıban başının gitmesi ile çözülecek bir sorun değil. Bu karanlık, bir fani ile özdeşleşemeyecek kadar derin.

Derine çakmalıyız tespitlerimizi...

Üç harfli bir fani ile özdeşleşen bu karanlığı üç kulvar üzerinden analiz etmeye çalışalım...

Üst Yapı

Alt Yapı

İç Yapı

Devlet'in ve Millet'in üzerine oturduğu bu üçlü ile neyi kastediyorum...en barizinden başlayıp sıralayalım.

Alt Yapı : Üzerinde gittiğiniz yollar, bindiğiniz trenler, okuduğunuz okullar, elektrik şebekesi, vs...

Üst Yapı : Altyapı ile toplumun ve o altyapı üzerinde yaşayan toplumun birbiri ile ilişkilerini düzenleyen dejur ve defakto normlar ; yasalar, kurallar , eğitim sistemi , sosyal devlet mekanizmaları, vs

 İç Yapı :  En görünmezi ve en önemlisi ; akl ve ahlak 'ın kabı.

Yaşadığımız çöküş bir altyapı çöküşü değil. Bu karanlığın en güçlü karnı altyapı.

Toplumla yapılan Faustvari pazarlığın da ana ekseni bu.

Kitleler Üsküdar'dan Sirkeci'ye 8 dakikada geçmenin, hastanede daha az sıra beklemenin, çocuklarının okul kitaplarının bedava verilmesi gibi altyapı iyileştirmeleri karşılığında zaten bu güne kadar çok da faydalanmadıkları "özgürlük", "demokrasi", "bağımsızlık" gibi "fazlalıklardan" feragat etmeye çoktan razı.

Devlet'le toplumsal mutabakatını Maslow ihtiyaçlar piramidinin en alt basamağında mühürleyen bu kitle, toplumun bütün katmanlarını kesen sosyo-politik bir fay. Cebine konulan 20 TL, seçimde verilen çeyrek altın karşılığında Kazlıçeşme'ye giden güruh bu kitlenin sadece bir bölümü.  Bu kitlenin bir de suyun altında sessiz bir özgül ağırlığı var. Onlar AKP'den çok o  derin "sus" payına biat ediyorlar.

Altyapının üzerinde bir Üst Yapı var hepimizi birbirimize dejur ve defakto düzeyde bağlayan.

...

Minibüs şoförünün içinden geçtiği eğitim düzeni ve trafik yasalarının caydırıcılığının kesiştiği nokta hayatınızın kavşağı olabilir.

Yasanın metnindeki yanlış konumlandırılmış bir "veya" bağlacı , ülkedeki temyiz süreçleri ile işbirliği yapıp boş yere hapis yatırabilir sizi.

Ne yolların duble olması , ne hapishanelerin gıcır gıcır olması telafi eder üst yapının karmasında boğulmanızı.

Tersten işleyin bir de senaryoyu...

Yollar ne kadar kötü olsa da eğitimli bir şoför hayatınızı, hapishaneleri ne kadar bakımsız olsa da iyi işleyen bir temyiz mekanizması özgürlüğünüzü garantileyebilir.

Üstyapı altyapı dengesinde esas belirleyiciye geldi sıra...

İç Yapı...iki ana dalı olan bir gövde...

Akl ve ahlak...

Akılsız ahlak kolay manipule edilebilen naif bir taşeronluğa...

Ahlaksız akıl her türlü şeytani pazarlığa açık bir sahtekara...

Ahlaksızlık ve akılsızlık ise iflah olmayacak bir tetikçiye vesile olur...

Burada kastedilen 'Akl' türev çözmeye veya mimar olmaya yarayacak Zeka değil.

Zeki olmasa bile Akl'edebilir insan. Doğasındaki o kozmik şüphe ışığını taşıyıp , soru sorma yeteneğini yitirmemesi ile ilgilidir Akl.

İçindeki o kozmik merakla Gerçek'i arama içgüdüsünü kaybetmemektir Akl.

Gerçek'i bulduğu noktada kendi Gerçekliği ile bu Gerçek'i nasıl harmanlayacağını  ise Ahlak'ı belirler.

Gerçek'i kendi gerçeğine uydurmak için eğecek, bükecek, gözardı mı edecektir yoksa Gerçek'le yüzleşecek midir? Bu yüzleşmenin bedelini ödeyecek midir?

İnsanoğlunun gerçekliğinin her türlü yöntemle manipule edilmeye çalıştığı çağımızda en temel ideoloji Gerçek 'in ta kendisidir.

Ve ancak Akl Gerçek'i bulamasa bile sezer...

Ve ancak Ahlak, Gerçek kendi gerçekliğine uymasa bile kabullenir ve örtmeye çalışmaz.

Atatürk'ün gerçekleri ile karşı karşıya kalan Kemalist de...

Hz. Muhammed'in gerçekleri ile karşı karşıya kalan İslamcı da...

Tayyip Erdoğan gerçekleri ile karşı karşıya kalan AKP'li de...

aslında Ahlak'ı ile başbaşa kalır...

(Yukarıdaki benzetmeleri,bir kaç kere silmeyi düşünsem de, eşitleme olarak algılamayacağınız umudu ile  aynen bırakıyorum)

Ya Gerçek'i, Gerçekliğinize uymadığı için Gerçek'i eğip bükecek görmezden gelecek...

Ya da Gerçek'in sizi zamanın örsünde şekillendirmesine izin vereceksiniz..

Türkiye'de çöken işte bu Akl ve Ahlak boyutu ile İç Yapıdır.

Ülke , Gerçek 'e değil, kendi Gerçekliklerine altın buzağıya tapar gibi tapan kitlesel kabilelere ayrışmış durumda bir girdaba sürüklenmekte.
 
Evladını şehit verip, o şehite kelle diyen adama oy vermek...

Hırsızı kendi şirketinde çaycı bile yapmayıp , ülkenin kasasını emanet edebilmek...

İdeolojik olarak AB'ye karşı olup, AB'den yana partiye oy vermek...

vs vs...

Bu tezatların zorunluluktan kaynaklandığı durumları (yeter ki karşı cephe iktidar olup yaşam tarzımızı tehdit etmesin) sosyolojik olarak inkar edemeyiz ama sorun bu tezatın farkında bile olmayan ve olsa bile vicdanen içi rahat olan kitlelerin varlığıdır.

Akl ve Ahlak'ın çöktüğü zemin bu zemindir.

Her toplumun tepe katmanlarında çok akıllı ve çok ahlaklı insanlar bulunur. Fakat toplumların ruhunu bu "elitler"in değil, "avam"ın seviyesi belirler.

Bin tane Einstein bir ülkeyi uzun vadede kurtarmaz ama Habababam sınıfındaki   "Mahmut Hoca" gibi milyonlarcası bir toplumu ihyâ eder.

Türkiye'de "Avam"'ın Akl ve Ahlak seviyesi onlarca yıldır çok bilinçli uygulanan politikalarla sağlıklı bir siyaseti ve toplumsal düzeni taşıyamayacak kadar inceltilmiştir. Kaos bu zayıflatma operasyonu üzerinden derinleştirilmektedir.

Tayyip Erdoğan bu süreçlerin sonucu olarak iktidara gelmiştir, sebebi olarak değil.

Tayyip Erdoğan'ı her türlü zaafı ve dosyası ile iktidara taşıyanlar, toplumun geldiği noktaya fazlası ile güvenmektedir.

Bu ortamda, Akl ve Ahlak'ı belli bir seviyede olan toplumlarda asla kabul ve tolere edilmeyecek hainlikler ve yolsuzluklar bırakın iktidarı devirmeyi iktidarları güçlendirecek dinamiklere rahatlıkla tahvil edilebilmektedir.

Avamın çöküşünün bu kadar hızlı ve geri dönüşsüz gerçekleşmesinin temel sebeplerinden biri de Alev Alatlı gibi "aydın payanda"larının çürümesidir.

Toplumdaki bölünmeler, kod farklılaşmaları üzerine teoriler üretip, son on senedir bu toplumu her katmanda bölen söylem üzerinden iktidarını perçinleyen adamdan ödül kabul etmek çürümüşlüktür...

Eğitim sistemi her yıl geriye gitmiş , lise seviyesinde bile öğrenci çıkaramayan üniversiteler ortadayken Rönesans'tan söz etmek çürümüşlüktür...

Hukuk sistemi çökmüş, dış politikası çökmüş , başka ülkelerin içişlerini karıştırıp kandan medet umar duruma gelen bir ülkenin bağımsızlığından sözetmek çürümüşlüktür...

Hukuk ve helal arasındaki ontolojik farklara dikkat çekip, elinden ödül aldığı adamın her türlü helale halel getirip, hukuku ayaklar altına aldığını gözardı etmek çürümüşlüktür...

Hele hele bunları , damadının AKP tarafından atanmışlığı iddiaları eşliğinde dillendirmek ahlaksızlığın dik alasıdır...

Alev Alatlı'nın Akl'ından şüphe edebilir miyiz...

Fakat bizzat kendisi Akl'ın Ahlak'ın garantisi olmadığını kanıtlamıştır. 

Ve bir çuval kitabı berbat eden o meşhur ödül konuşması ile toplumdaki iç yapının çöküşünü en üst/dip seviyede gözler önüne sermiştir.

Aydını bu kadar ahlaksızlaşan bir toplumun avamından ne beklenebilir...

Alev Alatlı'dan sonra, Kazlıçeşme'deki o kalabalığa tekrar bakın...

Onlara daha fazla saygı duyacaksınız.

B.G.

k.