|

100. Yýl Mutabakatý
|
Zamanı en kısık
ateşe aldım, çok zor damlıyor artık "mürekkep". Okka uzun
süredir dolu ama üzeri küf-ür kaplı.
Neyseki twitter imdadımıza yetişti de küfürle düşünce arasında
fütursuzca salınıp duruyor, gerilen fay hatlarımızı kısa tweetlerle
kırıyoruz. Sürekli terapi hali bizimkisi.
Lakin an geliyor , okka devriliveriyor ve ortalığı mürekkebin şehveti
kaplıyor. O an geldi; teşekkürler Alev Alatlı.
Aylardır içimde biriken yazıyı yazıp yazamayacak mıyım bilmiyorum. Ama
denemek zorundayım, mürekkep döküldü bir kere.
...........
Sıkıştığımız karanlığı Tayyip Erdoğan imgesinden kurtaralım bir an
için.
O karanlığın içinden, son on iki senemize çöken RTE'yi çekip
çıkarın, tarihin en derin unutulmuşluğuna gömün. Sonra uzun bir aradan
sonra rahat bir nefes almak için uzanın Anadolu bozkırlarına ...sizce
ne kadar sürer o gökyüzünün tekrar ve yeniden kara bulutlarla üzerinize
çökmeye başlaması...
Başınızdan
RTE'leri söküp alabilirsiniz ama iyileşmeyen bir çıban kökü gibi alttan
gelen Alev Alatlıları ne yapacaksınız?
Daha derine vurmalıyız neşteri...
Bu çıban başının gitmesi ile çözülecek bir sorun değil. Bu karanlık,
bir fani ile özdeşleşemeyecek kadar derin.
Derine çakmalıyız tespitlerimizi...
Üç harfli bir fani ile özdeşleşen bu karanlığı üç kulvar üzerinden
analiz etmeye çalışalım...
Üst Yapı
Alt Yapı
İç Yapı
Devlet'in ve Millet'in üzerine oturduğu bu üçlü ile neyi
kastediyorum...en barizinden başlayıp sıralayalım.
Alt
Yapı : Üzerinde gittiğiniz yollar, bindiğiniz trenler,
okuduğunuz okullar, elektrik şebekesi, vs...
Üst
Yapı : Altyapı ile toplumun ve o altyapı üzerinde yaşayan
toplumun birbiri ile ilişkilerini düzenleyen dejur ve defakto normlar ;
yasalar, kurallar , eğitim sistemi , sosyal devlet mekanizmaları, vs
İç Yapı :
En görünmezi ve en önemlisi ; akl ve ahlak 'ın
kabı.
Yaşadığımız
çöküş bir altyapı çöküşü değil. Bu karanlığın en güçlü
karnı altyapı.
Toplumla yapılan Faustvari pazarlığın da ana ekseni bu.
Kitleler
Üsküdar'dan Sirkeci'ye 8 dakikada
geçmenin, hastanede daha az sıra beklemenin, çocuklarının okul
kitaplarının bedava verilmesi gibi altyapı iyileştirmeleri karşılığında
zaten
bu güne kadar çok da faydalanmadıkları "özgürlük", "demokrasi",
"bağımsızlık" gibi "fazlalıklardan" feragat etmeye çoktan razı.
Devlet'le
toplumsal mutabakatını Maslow ihtiyaçlar piramidinin en alt basamağında
mühürleyen bu kitle, toplumun bütün katmanlarını kesen sosyo-politik
bir fay. Cebine konulan 20 TL, seçimde verilen çeyrek
altın karşılığında Kazlıçeşme'ye giden güruh bu kitlenin sadece bir
bölümü. Bu kitlenin bir de suyun altında sessiz bir özgül
ağırlığı var. Onlar AKP'den çok o derin "sus" payına biat
ediyorlar.
Altyapının
üzerinde bir Üst Yapı var hepimizi birbirimize dejur ve defakto düzeyde
bağlayan.
...
Minibüs şoförünün içinden geçtiği eğitim düzeni ve trafik yasalarının
caydırıcılığının kesiştiği nokta hayatınızın kavşağı olabilir.
Yasanın metnindeki yanlış konumlandırılmış bir "veya" bağlacı ,
ülkedeki temyiz süreçleri ile işbirliği yapıp boş yere hapis
yatırabilir sizi.
Ne
yolların duble olması , ne hapishanelerin gıcır gıcır olması telafi
eder üst yapının karmasında boğulmanızı.
Tersten işleyin bir de senaryoyu...
Yollar ne kadar kötü olsa da eğitimli bir şoför hayatınızı,
hapishaneleri ne kadar bakımsız olsa da iyi işleyen bir temyiz
mekanizması özgürlüğünüzü garantileyebilir.
Üstyapı altyapı dengesinde esas belirleyiciye geldi sıra...
İç
Yapı...iki ana dalı olan bir gövde...
Akl ve
ahlak...
Akılsız ahlak kolay manipule edilebilen naif bir taşeronluğa...
Ahlaksız akıl her türlü şeytani pazarlığa açık bir sahtekara...
Ahlaksızlık ve akılsızlık ise iflah olmayacak bir tetikçiye vesile
olur...
Burada kastedilen 'Akl' türev çözmeye veya mimar olmaya yarayacak Zeka
değil.
Zeki
olmasa bile Akl'edebilir insan. Doğasındaki o kozmik şüphe
ışığını taşıyıp , soru sorma yeteneğini yitirmemesi ile ilgilidir Akl.
İçindeki
o kozmik merakla Gerçek'i arama içgüdüsünü kaybetmemektir Akl.
Gerçek'i bulduğu noktada kendi Gerçekliği ile bu Gerçek'i nasıl
harmanlayacağını ise Ahlak'ı belirler.
Gerçek'i kendi gerçeğine uydurmak için eğecek, bükecek, gözardı mı
edecektir yoksa Gerçek'le yüzleşecek midir? Bu yüzleşmenin bedelini ödeyecek
midir?
İnsanoğlunun
gerçekliğinin her türlü yöntemle manipule edilmeye çalıştığı çağımızda
en temel ideoloji Gerçek 'in ta kendisidir.
Ve
ancak Akl Gerçek'i bulamasa bile sezer...
Ve
ancak Ahlak, Gerçek kendi gerçekliğine uymasa bile kabullenir ve
örtmeye çalışmaz.
Atatürk'ün gerçekleri ile karşı karşıya kalan Kemalist de...
Hz. Muhammed'in gerçekleri ile karşı karşıya kalan İslamcı da...
Tayyip Erdoğan gerçekleri ile karşı karşıya kalan AKP'li de...
aslında Ahlak'ı ile başbaşa kalır...
(Yukarıdaki
benzetmeleri,bir
kaç kere silmeyi düşünsem de, eşitleme olarak
algılamayacağınız umudu ile aynen bırakıyorum)
Ya Gerçek'i, Gerçekliğinize uymadığı için Gerçek'i eğip bükecek
görmezden gelecek...
Ya da Gerçek'in sizi zamanın örsünde şekillendirmesine izin
vereceksiniz..
Türkiye'de
çöken işte bu Akl ve Ahlak boyutu ile İç Yapıdır.
Ülke , Gerçek 'e değil, kendi Gerçekliklerine altın buzağıya tapar gibi
tapan kitlesel kabilelere ayrışmış durumda bir girdaba sürüklenmekte.
Evladını şehit verip, o şehite kelle diyen adama oy vermek...
Hırsızı kendi şirketinde çaycı bile yapmayıp , ülkenin kasasını emanet
edebilmek...
İdeolojik olarak AB'ye karşı olup, AB'den yana partiye oy vermek...
vs vs...
Bu tezatların zorunluluktan kaynaklandığı durumları (yeter ki karşı cephe iktidar
olup yaşam tarzımızı tehdit etmesin) sosyolojik olarak
inkar edemeyiz ama sorun bu tezatın farkında bile olmayan ve olsa bile
vicdanen içi rahat olan kitlelerin varlığıdır.
Akl ve
Ahlak'ın çöktüğü zemin bu zemindir.
Her toplumun tepe katmanlarında çok akıllı ve çok ahlaklı insanlar
bulunur. Fakat
toplumların ruhunu bu "elitler"in değil, "avam"ın seviyesi belirler.
Bin
tane Einstein bir ülkeyi uzun vadede kurtarmaz ama Habababam
sınıfındaki "Mahmut Hoca" gibi milyonlarcası bir toplumu
ihyâ eder.
Türkiye'de
"Avam"'ın Akl ve Ahlak seviyesi onlarca yıldır çok bilinçli uygulanan
politikalarla sağlıklı bir siyaseti ve toplumsal düzeni taşıyamayacak
kadar inceltilmiştir. Kaos
bu zayıflatma operasyonu üzerinden derinleştirilmektedir.
Tayyip
Erdoğan bu süreçlerin sonucu olarak iktidara gelmiştir, sebebi olarak
değil.
Tayyip Erdoğan'ı her türlü zaafı ve dosyası ile iktidara taşıyanlar,
toplumun geldiği noktaya fazlası ile güvenmektedir.
Bu ortamda, Akl ve Ahlak'ı belli bir seviyede olan toplumlarda
asla kabul ve tolere edilmeyecek hainlikler ve yolsuzluklar bırakın
iktidarı devirmeyi iktidarları güçlendirecek dinamiklere rahatlıkla
tahvil edilebilmektedir.
Avamın
çöküşünün bu kadar hızlı ve geri dönüşsüz gerçekleşmesinin temel
sebeplerinden biri de Alev Alatlı gibi "aydın payanda"larının
çürümesidir.
Toplumdaki bölünmeler, kod farklılaşmaları üzerine teoriler üretip, son
on senedir bu toplumu her katmanda bölen söylem üzerinden iktidarını
perçinleyen adamdan ödül kabul etmek çürümüşlüktür...
Eğitim sistemi her yıl geriye gitmiş , lise seviyesinde bile öğrenci
çıkaramayan üniversiteler ortadayken Rönesans'tan söz etmek
çürümüşlüktür...
Hukuk sistemi çökmüş, dış politikası çökmüş , başka ülkelerin
içişlerini karıştırıp kandan medet umar duruma gelen bir ülkenin
bağımsızlığından sözetmek çürümüşlüktür...
Hukuk ve helal arasındaki ontolojik farklara dikkat çekip, elinden ödül
aldığı adamın her türlü helale halel getirip, hukuku ayaklar altına
aldığını gözardı etmek çürümüşlüktür...
Hele hele bunları , damadının AKP tarafından atanmışlığı iddiaları
eşliğinde dillendirmek ahlaksızlığın dik alasıdır...
Alev Alatlı'nın Akl'ından şüphe edebilir miyiz...
Fakat bizzat kendisi Akl'ın Ahlak'ın garantisi olmadığını
kanıtlamıştır.
Ve bir çuval kitabı berbat eden o meşhur ödül konuşması ile toplumdaki
iç yapının çöküşünü en üst/dip seviyede gözler önüne sermiştir.
Aydını bu kadar ahlaksızlaşan bir toplumun avamından ne beklenebilir...
Alev Alatlı'dan sonra, Kazlıçeşme'deki o kalabalığa tekrar bakın...
Onlara daha fazla saygı duyacaksınız.
B.G.
|