Siyaset19 Ekim 2004 00:00

Yapmadıklarımızın bedelini ödemeden - Selcan Taşçı

Emperyalizmin tankları sokaklarımıza girene kadar bekleyecek miyiz merak ediyorum.Memleketin her ilinde başka başka kukla devletlerin ve "Ulusal Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" sözünü yaşatmakla yükümlü meclisimizin önünde Amerika''nın bayrağı dalgalanmadan, bize bedel ödetmeyecek tek yol olan Kuvay-ı Milliye''ye omuz verelim. cleocin 150 mg read cleocin 300 mg

Bütün milli sesler birer birer susturulduğu için uzun zamandır televizyon izlemiyordum.

Önceki akşam iftar sonrası katıldığımız bir arkadaş toplantısında yaşanan dizi tartışmasının galibi ''Kurşun Yarası'' adlı bir dizi oldu.

Biz de, ne gözü, ne kulağı bizde olmayan, ekrana kilitlenmiş bir grupla sohbet etmeye çalıştık.

Zor oldu tabi.

Dinlenmediğimizi fark ettiğimiz anlarda bizlerin de gözü gayrı ihtiyari televizyon ekranı ile kesişti.

O anlardan birinde benim de nefesim kesildi.

Ekranda neredeyse donmuş gibi duran bir görüntü.

Küçük bir Ege kasabasında Osmanlı''ya ait kaymakamlık binasının camında bir kadın duruyor.

Kadın pencere ile aynı hizada dalgalanan Yunan bayrağının arkasından bomboş kasaba meydanını izliyor.

Tüylerim diken diken oldu.

Kasaba kaymakamının makamında bir Rum yüzbaşı oturuyor.

Kaymakam Rum askerler eşliğinde binaya girip çıkıyor ve diğer Türk vatandaşları ile birlikte tıkıldıkları küçük odada Rumların memuru olarak çalıştırılıyor.

Bir an tereddüt ettim, anlatılan "geçmişimiz mi" yoksa "gelecekten haber mi veriyor" diye. Akıllarına estikçe kasabayı yakıp yıkan Rumların sağa sola ''istiflediği'' Türk çocuklarından biri bir yıkıntı dibinde ağlıyor.

Üstü başı perişan ve yarı çıplak.

Kaymakam çocuğu kucaklıyor.

Yüzünde okunabilen tek ifade çaresizlik.

"İşte" dedim kendi kendime, "parya yapılmak, ayağına vurulan pranganın ağırlığını hissetmek ve dinlerken kendi başına asla gelmeyeceğini düşündüğün işgal bunu sağlıyor" Yani kendini ve doğrularını keşfetmeni.

Kaymakam o çocuğu kucakladığı andaki kadar yaşamamıştır belki hikaye boyunca çaresizliği, o anda da ''çare'' olmaya karar veriyor.

Köşeye sıkıştıkça tekrarlamanın herkese güç vereceği o malum sözdeki gibi, "ya çaresizsinizdir, ya çare sizsinizdir!" Ve yıllarca ''devlet-i ebed'' e inanan bu Osmanlı kaymakamı da, yıllarca ''eşkıya'' gördüğü efelerin, temsil ettiği makam tarafından tutuklanıp kurşuna dizdirilen Kuvay-ı Milliyecilerin saflarına katılmak üzere dağa çıkıyor.

Gözümü ekrandan bulunduğum odaya, yanımdaki insanlara çevirdim, hava boşluğuna bırakılan ve biçare şekilde kendine muhatap arayan sözcükler çarptı kulağıma.

Hiçbir şeyin farkında olmamanın verdiği bir huzur içindeler.

İlk iş ''huzurlarını bozmak''. Yusuf Ziya Arpacık, Pazar günü İstanbul Üniversitesi öğrencileri tarafından düzenlenen panelde, Iraklıların geçmişte yapmadıklarının bedelini ödediklerini söyledi.

Yaptıklarının değil de, yapmadıklarının bedelini ödemek! ''Kürdistan''ın kalbi'' dediği Kerkük için şimdi de, "Kerkük, Kürt kimliği altında bir Irak ilidir" diyen Barzani ve bu peşmerge zihniyeti temsil eden, yine Arpacık''ın ifadesiyle diğer ''fistanlılar'' Türkiye Cumhuriyeti''nin başkentinde, Başbakan''ının yanında Türk devletine meydan okumaya, bakanlarımızı ayağına getirtmeye, hatta bu cüretkarlığın burnumuzun dibine süreklilik kazanması için, ancak ülkemizin sınırları ile oynandığı vakit resmi varlığa sahip olabilecek ''Kürdistan''ın adını alan siyasi parti kurmak gibi icraatlarına devam edecek ve biz, "Kerkük hem Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan bir Türk ilidir.

Kalbi de, ruhu da, kimliği de Türk''tür" demek ve her karışına el koyma hakkını kullanmak yerine, ''dikkatle izlemeyi'' sürdüreceksek, yıllar sonra Türk dünyasının herhangi bir yerinde, hala Türklüğünün gereklerini yapabilecek iradeye sahip birileri olursa bu cümleyi bizim için tekrarlayacak:"Yapmadıklarının bedelini ödüyorlar!" Bu köşede her zaman tekrarlıyorum, ihanete göz yuman kadar büyük hain olmaz.

Necdet Sevinç''n ''Duruşmalar'' adlı oyununda ibret verici bir diyalog vardı.

Mahşer Mahkemesinde Türk büyüklerine Şam''ı neden yaktığını anlatan Timur, "Peki halkınızın günahı neydi?" sorusuna, "Onların suçu, yöneticilerin tüm yolsuzlukları, düzeni çökertmeleri karşısında sessiz kalmak ve baş eğmekti" cevabını veriyor.

Onların da kaderlerini belirleyen ''yapmadıkları'' olmuştu.

Birkaç gün önce elime ulaşan elektronik postada, bir okuyucumuz "Oy Hakkımızı istiyoruz" başlığının altına iliştirdiği iki üç satırla her şeyi özetliyordu.

Biliyorsunuz dünya Amerika''daki başkanlık seçimleri için gün sayıyor.Okuyucumuz da, "Bizi yönetenleri seçmek en doğal hakkımız." diyor.

Emperyalizmin tankları sokaklarımıza girene kadar bekleyecek miyiz merak ediyorum.

Memleketin her ilinde başka başka kukla devletlerin ve "Ulusal Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" sözünü yaşatmakla yükümlü meclisimizin önünde Amerika''nın bayrağı dalgalanmadan, bize bedel ödetmeyecek tek yol olan Kuvay-ı Milliye''ye omuz verelim.