|
|
1980'li yıllarda askeri yönetimin dayattığı
depolitizasyon, basını politika dışı kulvarlara savurunca toplum
"Erkekçe" adlı bir dergiyle tanıştı. Hafızası yetenler bu yayını kalın
kaşlı, kabarık saçlı ve vahşi bakışlı bir takım kadınların, o günün
koşullarında "seksi", bugün bakıldığında gülünç pozlarıyla
hatırlayacaklardır.
Kadın tülden bir örtünün altından iri kalçasını sergilerken, fotoğraf
yazısı şöyle:
"Babam beni erkek
gibi yetiştirdi!"
Uzun ağızlıklı sigara eşliğinde kırmızı donun göründüğü fotoğrafın alt
yazısı:
"Elime erkek eli
değmedi..."
Yüz aynaya dönük, kıçın Y'si ve göğüsler ortada, kadının laf şu:
"Mantığım önde
gelir, kitap okumayı severim..."
Aynı tafrayı işten gazeteci ve yazar atan medya patronlarında görürüz:
"-Beyefendi, Emin
Çölaşan'ı hükümetten gelen baskı üzerine işten atmışsınız?
-Bunu söyleyenin
alnını karışlarım, biz kimseden emir almayız..."
.......
"-Sayın Patron,
Mustafa Mutlu ve Necati Doğru için Başbakan telefon etmiş diyorlar?
-Başbakan'ın
telefon ettiğini kanıtlayın, Taksim meydanında kendimi asarım!"
"-Bekir Coşkun'a
daha üç ay önce büyük reklamlarla yazdırmaya başlamıştınız. ne oldu da
yazıları aniden kesildi?
-Kim demiş? Bekir Bey başımızın tacıdır, Cunda adasında istirahat
ediyor kendisi..daha dün konuştuk yahu!"
-----
İktidar "höt" deyince hemen "Al
sana bir gazeteci" diyen bu adamlar, kendilerini mafya
babası gibi tehdit eden siyasi muktedirler karşısında el ovuştururken,
bu tehdidi gündeme getiren namuslu insanlara aslan gibi kükrerler:
"İspatlayamazsan
şerefisizsin, alçaksın ve dahi müfterisin!"
Neyse ki
tape icat oldu da bu aslan yürekli arkadaşlar ne olur ne olmaz diye
eskisi kadar yüksek sesle nara atamaz oldular. Siz önceden
Fatih Altaylı'ya "Başbakan
telefon açıp seçim anketlerine ayar vermiş, doğru mu?"
diye sorsanız alacağınız cevap okkalı bir küfür olurdu..
Ya da Yıldırım Demirören'e "Beyefendi,
Başbakan telefonda sizi zırıl zırıl ağlatmış diyorlar"
diye sorun bakalım, akşam kapınıza iki bodyguard dayanıyor muydu,
dayanmıyor muydu?
Alo Fatih'ler, Alo
Nermin'ler ifşa oldu da "Elime erkek
eli değmedi"
yalanından kurtulduk,
"Kendim
hakkında gereğini yapacağım efendim" şeklinde 'özdenetim' örneklerine
tanık olduk.
Ama bu yalanda ısrar etmeyenler de yok değil, hem de kimse kendilerini
"medya patronu" filan saymadığı halde...
İnternethaber
sitesinin sahibi Hadi Özışık ile 2006 yılında tanıştım.
Star gazetesindeki işimden çıkarılmıştım, AKP'nin hedefi olduğum için
iş bulmakta zorlanıyordum. Küçük bir ücret karşılığında
internethaber'de hiciv ağırlıklı siyasi analizler yazmaya başladım.
Köşe, kısa bir sürede ilgi de gördü, o günün şartlarında yüksek
tıklanma oranlarına ulaştı.
Mutlu muydum?
Tabii ki değildim; son ayrıldığım işin yarısı bile olmayan maaş bir
yana, internet biz klasik Ankara muhabirleri için farklı bir mecraydı.
Hadi Özışık, ticari yönü gazetecilik yönününün önünde giden birt
adamdı. Haber kaynaklarımı öğrenmeye çalışması, gazeteciliği güçlü
insanlarla arayı iyi tutma mesleği zannetmesi, pazarlamacılık ve
prezantasyonu fazlaca önemsemesi hoşuma gitmiyordu.
Şu da dikkatimi çekmedi değil:
Taşradan ve
yoksulluktan gelmiş çoğu insan gibi kendini kanıtlama tutkusunu fazlaca
içselleştirmiş bir adamdı Hadi Özışık. Ticari uyanıklığı
takdire şayan olmakla birlikte entellektüel kapasitesi sıfıra yakındı.
Gazetecilik mesleğinin temel kavramlarından, algılarından ve
hassasiyetlerinden de oldukça bihaber görünüyordu. Kars'ta gazete
dağıtıcılığı yapmakla geçen gençlik yıllarında doğru düzgün bir eğitim
alma fırsatı bulamamıştı..;
Ama "medya patronu" olma konusunda olağanüstü azimliydi ve bütün kurnaz
taşralılar gibi bunun yolunun iktidar sahipleriyle arayı iyi tutmaktan
geçtiğine inanıyordu.
O yıllarda gazeteciler internet medyacılığının fazla içinde değillerdi.
Ufuk Güldemir'in öngörülerini saymazsak, işin bu boyutlara
gelebileceğini düşünenler bir elin parmağını geçmiyordu. Dolayısıyla bu
alan evden kaçmış-bakkal açmış tipler tarafından kontrol ediliyordu.
Esasen, Hadi Özışık'ın temsilciliğini yaptığı türden "internet
gazeteciliğinin" bugün de orta ölçekli bir market görünüm ve
içeriğinden sıyrıldığı söylenemez. Bol ürün, bol yağlama, bol orta
yolculuk, az gazetecilik...
"Müşteri (yani
reklamveren) velinimetimizdir" şiarının dükkanın her
tarafında buram buram tütmesi...
"Veresiye teklif
etmeyiniz" yazısını andıran haber başlıkları...
Paranın her şey demek olmadığını içten içe bilmenin etkisiyle, her
toplantıya davet edilmek konusunda aşırı talepkârlık..
Ve de "özgürlük",
"bağımsızlık"
kavramlarının altını abartıyla çizme çabası..
Tıpkı şeffaf
tüllerin altından poposunu sergileyen Erkekçe dergisi kadınları gibi "Bize hiç
kimse baskı yapamaz"
tafrası...
İnternethaber benim için kısa sürmüş bir maceradır ve hareketli geçen
yılların da etkisiyle unutup gittiğim bir dönemdir.
İnternethaber'de yazılarını okuduğum tek kişi Levent Gültekin'dir.Hadi
Özışık'ın yazılarını okumam çünkü yavan, yalaka, suya sabuna
dokunmayan, herkese mavi boncuk dağıtan yazılardır. Kendisini yıllardır
gördüğüm de yok. Ara
sıra internette fotoğraflarına rastlar ve bu yaştan sonra lepiska saç
bırakma, entel gözlükler takma hevesine kapılmış olmasına gülümserim.
Hadi Özışık, aradan sekiz yıl geçtikten sonra İnternethaber'deki
köşesinde aniden "Bu
siteden ekmek yiyen Fatma Sibel de attığı iftiralarla kaldı"
deyiverdi..
"İftira" dediği,
AKP'ye yaranmak için yazılarıma son vermiş olması..
Bunun doğruluğunu anlamak için "Alo Hadi" tapelerinin ortaya çıkmasına
da gerek yok. İnsan çehresinden karakter tahlili yapabilen herkes,
Hadi'nin suratına bakıp hükümete yaranmak için gazeteci harcayabilecek
bir tip olduğunu anlar..
Sekiz yıl önceki
iddiamın arkasındayım:
Hadi Özışık
yazılarıma Başbakanlığa yaranmak için son vermiş bir adamdır...
Bunu neden dert ettiğini ve "Babam
beni erkek gibi yetiştirdi" yazıları yazıp durduğu ise
anlamamaktayız.
Adamlar Yıldırım Demirören'i zırıl zırıl ağlatmış, sen kimsin?
Burada önemli olan Hadi Özışık'ın namus peşrevleri çekmesi değil,
burada önemli olan "Bu
siteden ekmek yiyen" sözüdür...
Bu söz, Hadi
Özışık'ın gazeteci değil kasaba esnafı olduğunun başlı başına kanıtıdır.
Gazetecilik, "ekmek veren" velinimetlere saygıda kusur edilmeyen bir
meslek değildir.
Gazetecilere
"ekmek" de yedirilmez, ürettikleri fikir eserinin karşılığı verilir.
Ben Hadi Özışık'ın sitesinde lütuftan "ekmek yemedim",bir artı değer
yarattığım için ücretlendirildim..
Sitesinde ilk 100binin üzerinde okunan yazıyı ben kaleme
aldım.
Bir gün olsun saçım başım ayrı oynamadı. Bugünkü
yazdıklarımdan bir kelime farklı yazmayı kabul etmediğim için de
kovuldum..
Mesele bu kadar basit.
Medya denilen bu
Roma umumhanesinde kimse kimseyi aptal yerine koymaya çalışmasın.
"Tak" diye söylüyorlar, "şak" diye yapıyorsunuz hepsi bu. Hepinizin
fiyatı var, hepinizin açığı var.Bu
yüzden aranızdaki namuslu insanları ayıklamak, harcamak zorundasınız.
Hadi Özışık, belli ki bugünlerde cemaate karşı taktik olarak
"Ergenekoncuları" savunmaya başlayan Tayyip Erdoğan ve avanesine
dolaylı yoldan yağ çekmek istemiş.
"Ergenekoncu, paralelci aynı trenin yolcuları birbirini yaftalamak
istiyor" derken adımızı geçirmiş.
Sanki daha altı ay
önce "Başınıza
Fethullah Gülen kadar taş düşsün" diye yazı yazan benmişim gibi
almış Tayyip Erdoğan'dan aportu, aklınca bizim üzerimizden daha dün yağ
çektiği Fethullah Gülen'e atış yapıyor..
Bunu yaparken de bizi telefonda karşılıklı kahkaha attığı Cemaatçi
yavşaklarla karıştırıyor..
"İftira attığıyla
kaldı" derken de çok erken konuştuğunu bilmiyor..
Hiç bir şey
"kalmış" filan değil Hadi Özışık..
Bugünlerin bir de yarınları var..
Dileğimiz, Allah'ın sizlere, bizlere, kapı kulluğu yaptığınız
muktedirlere uzun ömürler vermesi..
O sığındığınız
eteklerin altından bir çıkın bakalım, iktidar yorganı üstünüzden
çekildiğinde epeydir rahat yaşamaktan pembeleşmiş mabadlarınız gün yüzü
görsün..
Biraz da er meydanlarında gösterin endamınızı..
Bakalım gelene
ağam, gidene paşam diyebilme ahlaksızlığının ömrü nereye kadarmış?
Biz sabırlıyız...
Yedi yıldır
zindanlarda, işsizlikte, haysiyet cellatlarının salyaları altında
gülümseyerek bekliyoruz..
Seni de
bekliyoruz...
twitter.com/fasibel
|