Tapelerden Liğme Liğme Dökülen İnsan Portreleri - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Umalım ve gayret edelim ki ruhlarımızda tohum bırakan bu kötülük, Hitler faşizminin travmasını ve utancını içselleştiren Almanlar gibi bilim, teknoloji, sanat ve edebiyat mecralarında ehlileşmeye yönelsin. Biz de karanlık filmler yapalım, kötü ruhların kol gezdiği içe kapanık romanlar yazalım, sessizce ve sabırla binlerce ton suyu arıtabilen makinalar filan icat edelim. Almanlık, utanç verici travmasından nasıl bireylerin tek tek içe doğru çekilip orada yaratıcılaşmaya başlamasıyla kendine bir kurtuluş yolu bulduysa, biz de böyle ağır bir vandalizmden geçen Türklüğü yeni bir uygarlık yaratarak kurtarmaya çalışalım... cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon open drug coupon cardescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilo
|
On iki yıl süren AKP-Cemaat iktidarından yükselen pis kokular, sadece siyasetin değil politikacı sınıfının ve onların peşine düşmüş kesimlerin de ahlaken ne kadar çürüdüğünü ortaya koydu. Türkiye'nin içinden geçtiği bu talihsiz süreç, geriye kuşkusuz onarılması güç bir toplumsal deformasyon bırakacak. Ruhlarımız yara aldı, öz saygımızı yitirdik ve her birimizin bilinçaltında artık gelecekte nasıl aksedeceği kestirilemeyen kara delikler var. Umalım ve gayret edelim ki ruhlarımızda tohum bırakan bu kötülük, Hitler faşizminin travmasını ve utancını içselleştiren Almanlar gibi bilim, teknoloji, sanat ve edebiyat mecralarında ehlileşmeye yönelsin. Biz de karanlık filmler yapalım, kötü ruhların kol gezdiği içe kapanık romanlar yazalım, sessizce ve sabırla binlerce ton suyu arıtabilen makinalar filan icat edelim. Almanlık, utanç verici travmasından nasıl bireylerin tek tek içe doğru çekilip orada yaratıcılaşmaya başlamasıyla kendine bir kurtuluş yolu bulduysa, biz de böyle ağır bir vandalizmden geçen Türklüğü yeni bir uygarlık yaratarak kurtarmaya çalışalım... Son bir kaç aydır yaşananların esasında en dehşet verici verici olanı, ne sokaklarda akan kan, ne de halktan çalınıp ayakkabı kutularına istiflenen milyon dolarlar... En dehşet verici olanı, telefon tapelerinde ortaya çıkan o boğuk, karanlık, tehditkâr, zaman zaman küstah ve iktidarın verdiği güçle şımarmış insanımsı'dan çıkan sesler. Her biri birer psikiyatri laboratuvarını aratmayacak kişilik dehlizleri,... Türkiye'yi sarsan konuşma kayıtlarında başrolü oynayan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında tarih önünde söylenecek başkaca söz kalmamış bulunuyor. Esasen toplum, bu siyasi figürü çözmüş durumda. Çelişkiler, yalanlar, din ve inanç istismarı, kindarlık, çalmayı ticari beceri olarak kodlamış bir ahlaki yapı, kendi evlatlarını bile suça yöneltmekten kaçınmayan baskıcı bir baba ve her gün düzinelerce Anayasa suçu işleyen bir Başbakan modeli... Tayyip Erdoğan'ın belli ki korku, makam ve yüksek maaşlar vasıtasıyla kendine bağımlı hâle getirdiği, her birini birer siyasi komiser olarak kurumların, kuruluşların, para hatlarının başına yerleştirdiği fakat zamanı geldiğinde de suçu yükleyip kenara çekildiği insan türleri üzerinde durmak, başımıza gelen felaketi çözmeye daha yardımcı olacaktır. Bu meyanda; BİLAL ERDOĞAN: Bazılarınızın itirazıyla karşılaşmak pahasına, skandallar zincirinin belki de en "mâsum" halkası olduğunu öne süreceğim. Tayyip Erdoğan, kendi babası Ahmet Reis'ten gördüğü bütün "ceberrut baba" davranışlarını belli ki bu genç adam üzerinde tatbik etmektedir.Bilal Erdoğan, esasen biraz da her Türk'ün içinde yer etmiş olan baba korkusunun kurbanıdır. Ellerinde şekillendiği adamın iradesini aşamamakta, kendisine başka türlü bir yol çizebileceğini düşünme kapasitesini taşımamaktadır. "Benim ne param olacak baba, evde senin paran var" cümlesi her şeyi izah etmeye yeterli bir cümledir aslında. Bilal'in sadece "kendi parası" değil, kendi hayatı da yoktur. Başka bir babanın evladı olsa kendisine namuslu bir yol seçebileceği düşünülmesi gereken bu Türk genci, artık çoluk çocuk sahibi olmasına rağmen muktedir babasının ne saygısını, ne de zeka ve kurnazlık isteyen işlerde güvenini kazanabilmiş değildir. SÜMEYYE ERDOĞAN: Yayınlanan kayıtlarda sesi fazla ön plana çıkmamakla birlikte, abisinin aksine, babasının güvenini kazanmış bir evlat olduğu anlaşılmaktadır. Kız çocuklarının genetik olarak babadan daha çok özellik taşıdıkları göz önüne alındığında, Erdoğan için ideal evlat modelinin kızı Sümeyye olduğu bellidir. Kız çocuk olmanın da avantajını kullanarak babasının baskıcı ve korkutucu tavırlarına abisi kadar muhatap olmamış, bu avantaj üzerinden görece müstakil bir kişiliğe ulaşabilmiştir. Babasının istediği "ticari beceriler", kayıtdışı varlıkların saklanması ve aktarılması, babasının talimatlarını seri ve doğru anlama, organizasyon yapabilme yeteneği gibi hususiyetlere, ihtiyacı karşılayacak ölçüde sahiptir. Amerika Birleşik Devletleri'inde üniversite eğitimi almış olmakla birlikte, herhangi bir entellektüel birikime sahip olduğuna dair ipucu vermemektedir. EFKAN ALA: Seçilmiş iktidara, ülkeyi uçurumun eşiğine getiren öfke ve yasa tanımazlığı hangi devlet görevlilerinin aşıladığı sorusuna cevap bulma konusunda, MİT'i bile gölgede bırakmaya aday isimdir. Sivil bürokrasinin en tepesinde, görevi yasalarla belirlenmiş olarak oturan bu şahıs, belli ki kendisini bir mafya yapılanmasının görev dağıtıcısı olarak görmekte, Omerta kanunlarını uygulamak istemektedir. Yasalarla bağlı kamu görevlilerine, yasaları çiğnemelerini emretme yetkisini kendinde görmektedir. Bu aşırı cüretkarlık karşısında tereddüt yaşayanlar arasında, bizzat Başbakan'ın uçağında götürerek İstanbul Emniyeti'nin başına koyduğu memur ile kamuoyunun Gezi Parkı'ndaki polis şiddetinden sorumlu tuttuğu İstanbul Valisi de vardır.Onlar bile, bürokrat olmak içgüdüsüyle, Başbakanlık Müsteşarı'nın verdiği emirler karşısında dehşete düşmekte, ara formüller üretmeye meyletmekte, Müsteşar'ın bunları öfkeyle mi, yoksa gerçekten mi söylediğini anlamaya çalışmaktadır. Savcıdan talimat geldiğini söyleyen bir Emniyet Müdürü, göreve Tayyip Erdoğan'ın uçağında gitmiş bir Emniyet Müdürü bile olsa, "O savcıyı hemen gözaltına al" talimatını herhalde hayatında ilk kez duymaktadır..İlk kez duymakta ve "Acaba beni mi sınıyorlar?" şüphesine kapılmaktadır. Aynı şekilde, 60 yıllık hayatında ilk kez "Kapısını kır, o gazeteciyi gözaltına al" emrini işiten İstanbul Valisi de bahsi geçen gazetecinin kim olduğunu anlamamış numarası yaparak zaman kazanmaya çalışmakta, Osmanlı memurunun her çetrefilli durumda imdadına koşmuş olan idare-i maslahatçılığa sığınmaktadır. Efkan Ala kuşkusuz bu dönemin en çok üzerinde durulması gereken karakterlerinden birisidir... MUAMMER GÜLER: Muammer Güler, şayet 18. Yüzyılda yaşasaydı, hiç kuşku yok ki Mehmet Fuat'a ve Nahid Sırrı Örik'e heyecan verici bir roman tiplemesi olurdu. Ahlaken ve cismen tükenmiş, yorgun bir devletten arta kalan son kırıntıları, büyük bir hevesle toplayıp mezat salonlarında nakte çevirmeye çalışan Osmanlı memuru...Kendisini yasalara, halka ve vicdanına değil menfaat ilişkisi kurduğu bir takım sermaye erbabına, karanlık aracılara bağlı hisseden bir Babıâli mabeyincisi.. İşadamı Kalyoncu ile yaptığı iddia edilen telefon görüşmesi ibretlerle doludur. Ülkenin İçişleri Bakanı, menfaat ilişkisi içinde olduğu hissedilen işadamına, temin ettiklerine karşılık sözüm ona fayda sağlamaya, kıyak geçmeye çalışmaktadır. Geçtiği kıyak da Gezi Parkı'na yapılacak baskında işadamına ait inşaat makinalarının zarar görmemesi için önceden haber vermektir. İçişleri Bakanı, ülkenin gençlerinin yaralanabileceği, Allah korusun belki de hayatlarını kaybedebilecekleriyle değil, laubâli bir ilişki içinde olduğu işadamının makinalarını kurtarmakla ilgilenmektedir. Burada, söz konusu işadamının sadece telefonda daha ihtiyatlı konuşmakla kalmayıp, Bakan'ın "kıyağını" da öyle pek minnet duygusuyla karşılamadığını not etmeliyiz. Bakan'ın heyecanlı ve bol argolu konuşmalarını sakince dinleyen Kalyon İnşaat'ın sahibi, polis operasyonu yapılacak sahadaki iş makinalarının kendisi için pek de önemli olmadığı mesajını vermeye çalışmaktadır. Taşıdığı ünvanın farkında olmayan Bakan'a "Gençlerin hayatı daha mühim, varsın zarar gören makinalar olsun" demeye çalıştığını söylersek, okurlarımız tarafından "saf olmakla" suçlanabiliriz. Herhalde, Bakan'ın kendisine sağlamaya çalıştığı yararlılılığın, ilgisini çekmeyecek kadar "küçük" olduğu mesajını vermeye çalışmaktadır... FATİH SARAÇ: İşte, Bilal Erdoğan'dan sonra kızılması değil, acınması gereken bir tape kahramanı daha! Yüksek maaş karşılığı kapıkulluğu yapmanın aslında ne kadar ağırbedeller taşıdığının hazin örneği. Kırk yaşını geçmiş, çoluk çocuk sahibi bir insanın bu derece ezilmesi, aşağılanması, "Kendime gereğini yapacağım efendim" deme noktasına getirilmesi... Bu tür çirkin ilişkilerden yaka silkmiş kamuoyunun, öfkesini bir yana bırakıp Fatih Saraç'ın canına kıyabileceğinden endişe duyması...Başbakan'ın bu zavallı adamdan esirgediği merhametin, parası çalınmış olan halktan gelmesi...."Ben aslında seni babanın hatırı için orada tutuyorum" diyen sesteki gaddarlık..Kendisi de bir eş ve baba olan Başbakan'ın makam,mevki ve maaş karşılığı köle haline getirdiği bu insanın akşam eşinin yüzüne nasıl bakacağını hiç düşünmemesi...Kendi oğlunda tespit ettiği "beceriksizliği" bu adamda da müşahade ettiği için daha bir yüklenmesi..Fatih Saraç hakkında daha ne söylenebilir ki? MUSTAFA KARAALİOĞLU: Yılların tecrübesinden olsa gerek, tokadı Fatih Saraç'tan daha iyi alıyor. Profesyonel bir "tokat yiyici" olarak, kendisini olası psikolojik hasarlara karşı daha bir tahkim etmiş. "Kendim hakkında gereğini yapacağım efendim" noktasına hiç savrulmadan, oldukça teknik bir defansla göğüslüyor şamarları. Ne kadar yandaş olursa olsun, neticede gazetecilikten gelme bir siyasi komiser olduğu için köşe yazılarına müdahale edilemeyeceği gibi bir takım gazetecilik kurallarından haberi var. Bunu, haddi olmadan Başbakan'a da hissettirmeye çalışıyor ama Allah'tan Başbakan'ın böyle kavramlarla alakası yok. O, köşe yazarlarını gazete patronlarının işçisi, köşe yazısı editörlerini de Başbakan'ı kızdıracak bir şey yazılıp yazılmadığını denetleyen görevliler zannediyor..Yoksa, "Sen bana akıl mı veriyorsun ya" deyip Karaalioğlu'nu daha çok dövecek! Ve aslında Karaalioğlu'nun ne kadar bıkmış ve çaresiz olduğunu da görebiliyoruz.O bakımdan Başbakan'ın, kendisinin ve herkesin hayatını zindana çeviren o korkusu, belki de yanıbaşındadır... METEHAN DEMİR: Fatih Saraç kadar merhameti hak etmeyen bir havlu askısı ile karşı karşıyayız...Birlikte çalıştığı arkadaşları bir Uğur Ergan, bir Şükrü Küçükşahin gibi hattın gerisine çekilip daha kısıtlı imkanlarla da olsa evine ekmek götürebilme şansına sahipken, muktedirlerin kollarında uyumayı tercih etti. Görevi, "hükümet dışı objektif gazeteci" tiplemesi üzerinden iktidara sinsi destekler atmaktan ibaretti. Hiç değilse bu vazifesini zararsız-ziyansız yaptığı düşünülürken, ortaya saçılan telefon görüşmesi, gazetecilik mesleğinin düştüğü akıl almaz çukuru gözler önüne serdi. Kişilik zaten aramıyoruz da, gazetecilik yaptırılan insanlarda ortalama bir zekaya sahip olma şartı da mı artık aranmıyor? Metehan Demir, din ile olan ilişkisi sanki kimseyi ilgilendirirmiş gibi, ortaya çıkan tapelerden sonra attığı twitlerle ne kadar dindar ve dine saygılı bir adam olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Oysa, "Dindar değilim,yaptığım esprilerde de bir kötülük görmüyorum" dese, işittiği küfürlerin sayısı yarıya düşecek. Yakalanmanın telaşıyla hâlâ ayetlerden örnekler veriyor, "inançlı insanlardan" özürler diliyor.Metehan Demir, biraz sakin olabilse özür dilemesi gereken insanların "dindar olanlar" değil, kendisini "gazeteci" zanneden okurlar olduğunu idrak edebilecek...Bir gazeteci olarak haber kaynaklarıyla mesafesini koruyamadığı için, haber kaynaklarını menfaat kaynağı haline getirdiği için özür dilemesi gerektiğini idrak edecek ama sakin olamıyor... En çok da konuştuklarının Tayyip Erdoğan'ın kulağına gitmesiyle başına neler gelebileceğini düşündükçe korkuyor. Twitter aleminin son dönem fenomeni Fuat Avni'nin deyişiyle korkmuyor, adeta titriyor (!) EGEMEN BAĞIŞ: Bu şahısa yazıda yer açmakla birlikte bu bölümü boş bırakmayı tercih ediyoruz. Kişiliği hakkında fikir sahibi olmak isteyenlerin medyadaki fotoğraflarına bakmaları yeterlidir...
|
||||