|

100. Yýl Mutabakatý
|
Her şey
dönüp dolaşıp insanın içindeki o karanlık bölgeye geliyor...
Üstünü hangi eğitim, danışmanlık, imaj veya retorikle örterseniz örtün,
bu karanlık çekirdeğin gölgesi bir katil balina gibi dolanıyor
derinlerde; kâh beliriyor, kâh kayboluyor.
Ceninden çocukluğa ve oradan ergenliğe ulaşan o çakıllı yolda
yaşananlar, bir varlığı son nefesine kadar gölge gibi takip ediyor.
Bir insanın kaderi de, bir ülkenin kaderi de işte bu karanlık çekirdeğe
takılıp kalabiliyor.
Hatta koca bir ülke o insanın en karanlık noktasına büzüşüp
tıkanabiliyor.
Bugün hakettiği bir lider tarafından yönetilen Türkiye, işte bu
karanlık çekirdeğin çevresinde bir girdaba sürükleniyor.
Erdoğan'ın
gölgesi, Erdoğan bizim gölgemiz...bu Millet'in en karanlık noktası
şahsında vücud bulmuş durumda.
Ve bu Erdoğan,
psikolojisini çok iyi tahlil etmiş ve bu psikolojiyi manipule edecek
bütün araçları çevresine yerleştirilmiş güçler tarafından artık zombileştirilmiş bir figür olarak
son günlerini yaşıyor.
Psikolojisinin bir çok klinik boyutu var.
Gerçeklikten kopmuş olması; kendinden üçüncü şahıs olarak bahsetmeye
başlaması; ("Bu Recep
Tayyip Erdoğan değişmez!") kendini doğruluktan muaf görüp
her türlü yalanı söyleme lisansına sahip olduğunu düşünmesi;
kontrolsüz öfke nöbetleri vs vs.
Bunlar
üzerine bir gün bu ülkeden bir Oliver Stone çıkar da, Nixon filmi gibi
bir başyapıt çeker mi bilmiyoruz.
Taşradan/çevreden gelip yükselmiş , hırsı zekasından büyük bir adamın
iktidarın en zirvesindeyken bile , "sevilmeyen"
bir adam olmasının ağırlığını taşıyamaması ;
"Harvardlı
zengin çocuğu sarışın Kennedy" figürü ile arasındaki
aşk/nefret ilişkisinden doğan aşağılık kompleksini ;
Vietnam savaşı aleyhine gösteriler düzenleyen genç kitlelerle
ilgili "neden
beni sevmiyorlar" sorusu altında ezilmesini anlatan bu
başyapıt ;
Watergate skandalı ile çökerken bile herşeyi inkar etmeye çalışan
Nixon'ın üzerinden insan psikolojisinin en karanlık dehlizlerine ışık
tutuyor.
İstifası sonrasında Kennedy portresinin önünde durmuş muhasebe yaparken
özetliyor Nixon tarihteki rolünü:
"Sana bakınca
olmak istedikleri kişiyi ; bana bakınca olduklarını görüyorlar"
Bir gün
Tayyip Erdoğan'ın filmi çekilirse, Atatürk'ün portresi önünde
söyletilmesi gereken cümle bu.
Ama Millet olarak şanssızlığımız; en çökmüş anında
bile kendi muhakemesini yapabilecek Nixon kadar bile bir ferasete ve
ahlaka sahip değil Erdoğan.
Erdoğan,
araftan asla kurtulamayacak bir günahkar ve Türk siyasetinin görüp
görebileceği en "çirkin kadın".
"En çirkin kadın" benzetmesi nereden mi çıktı?
Açalım...
Bir erkek olarak sergileyebileceğimiz en kötü zamanlama, o anda kendini
çirkin hisseden bir kadına, ne kadar güzel olduğu yönünde iltifat
etmektir.
Dışarıdan çok doğru ve akıllı gibi görünen bu hamle, kadın nezdinde
ölümcül bir hatadır.
O anda kendini çirkin hisseden kadının, kendisine bu ölçüsüz ve
anlamsız iltifatı yapan erkeğe karşı zerre saygısı kalmaz ve erkeğe
anında notunu verir.
Ve karakterine bağlı olarak ya kibar bir teşekkürle uzaklaşır , ya da,
ağına düşen enayinin bu zaafından sonuna kadar yararlanır.
Tayyip
Erdoğan, "çirkin bir kadın"
Siyaseten geçmişindeki bütün çirkinliklerinin ve karakterinin bütün
zaaflarının farkında olan Erdoğan
kendisine tapan, hayran kitlelere, işte o çirkin kadının iltifat eden
erkeğe baktığı gibi bakıyor.
Onların
aklına ve muhakeme gücüne zerre saygısı yok.
Tabanının kendisine gösterdiği teveccühü, sergilediği iltifatı hiç bir
şekilde haketmediğinin farkında.
Kendisi kadar "çirkin
bir kadına" bu kadar iltifat edebilen bir kitleyi ancak
faydalanacağı bir sürü olarak görüyor.
Onlara saygısının olmadığının kanıtı, yakın çevresinin şahit olduğu
onlarca diyalogda mevcut.
Karısını ne kadar seviyorsa, bu hayranlarını da o kadar seviyor. (Bkz. zamanında gazetelere
verdiği "hiç aşık olmadım" demeçleri")
Yanında tutması gereken, geçmişi ile bağlı ama geleceği açısından bir
pranga olan bir kitle..
Erdoğan'ın
hayalinde, kendisi kadar çirkin bir kadına iltifat edebilen o şuursuz
kitle değil; kendisinin ne olduğunu gören ve asla ona yüz vermeyecek
olan karşı kitle var..
Bu öfke nöbetlerinin temelinde , asla onun kadar çirkin bir
kadına iltifat etmeyecek kitlelerin onu sevmeyecek olması yatıyor.
O yüzden; "ben
bu ülke için şunları şunları yaptım, niye hala beni sevmiyorlar"
krizlerine giriyor, aynen Nixon gibi.
O yüzden; kendisini sevmesini istediği halde sevmeyen insana karşı
gösterilen o kontrolsüz
şiddet ile "bak ben
değiştim, eski ben değilim" özürleri arasında gidip
geliyor.
Bir gün polisleri üstlerine sürerken, diğer gün , "herkesin Başbakanıyım"
söylemleri bundan...
Tabanının
sevgisi ona sadece aslında olduğu şeyi hatırlatıyor ama o her "çirkin
kadın" gibi olmak istediği şeyin peşinde.
Dikkat edin, bütün portrelerinde Atatürk'e benzetmeye çalışıyor kendini.
Asla
olamayacağı o adamı sevenlerin onu da sevmesi en büyük hayali ve
sevmeyecek olması en büyük travması.
...
Nixon filminde; Mao ile meşhur buluşmasının sahnesinde, yanlarında
Kissinger otururken, Mao, Nixon'a şöyle der:
"İkimizde
fakir ailelerden geliyoruz, diğerleri de bizim açlığımızın bedelini
ödüyorlar"
Bu açlık, öyle milyarlarca dolar, onlarca villa, pırlanta yüzük ve
dönümlerce arazi ile doyabilecek bir açlık değil.
Bu
açlık; ayağını yıkadığınız babanın asla size sunmadığı bir sevginin
açlığı..
Bu
açlık; babanın altında ezilmiş ve dolayısı ile saygı duymadığınız
annenin sevgisinin doyurabileceği bir açlık değil...
Bu açlık; olmak isteyip de olamayacağınız o ahlak ve
akıl seviyesindekilerin doyurabileceği bir açlık.
Bu çirkin bir adam/kadının, o güzel kadın/erkek onu sevmediği sürece
başedemeyeceği ve öfkesini gittikçe kabartacak bir açlık.
Bu
açlık Kazlıçeşme'daki binlerce "başörtülü bacı"'nın tezahüratı ile
değil; Gezi'de tango yapan tek bir kadının bakışı ile doyabilecek bir
açlık.
Ve ne yazık ki, onlar seni asla sevmeyecek.
Çevreni istediğin kadar yalaka ile donat,
mideni istediğin kadar arsa, villa, dolar ile doldur,
medyada istediğin kadar köşeden kendine abdest aldırt,
ve
Kazlıçeşme'ye istediğin kadar adam taşı,
sen hep
Gezi'nin seni sevmesini isteyeceksin.
Ve onlar; istersen İstanbul'u baştan aşağı ağaçlarla donat asla seni
sevmeyecek.
Ne
yazık ki sen; "Vietnam'ı
protesto eden gençler neden beni sevmiyor?" sorusunun
cevabını aramak için bir gece Lincoln anıtının merdivenlerinde uyuyan
gençlerin yanına bizzat giden ve onlarla konuşan Nixon kadar feraset sahibi bile
değilsin.
Olsan , bir gece geziye TOMA'lı, gazlı polislerini yollamak yerine,
aynen Nixon gibi o parka girer ve o gençleri anlamaya çalışırdın.
Ve olsan,
herşeyin tıkandığını anladığın noktada, koca bir ülkeyi peşinden
ruhunun karanlık girdabına çekmek yerine, onurlu bir şekilde istifa ederdin.
Bazılarının
senin kadar "çirkin bir kadını" asla iltifat edip, sevmeyeceklerinin ve
senin kadar "çirkin bir kadına" iltifat edip, sevenlerin ise
asla sana yetmeyeceğinin bilincinde olarak.
Belki de kadınlara saygısızlık etmemek adına şöyle bitirmek lazım..
"Çirkin
kadın" yoktur , Güzel Kadın'dan anlamayan akılsız ve ahlaksız erkek
vardır.
B.G.
|