"Yeniden Yargılama" : Paçayı Kurtaran Değil Ülkeyi Kurtaran Çözümler - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Basına, Meclis’e, Adalet Bakanlığı’na, Başbakanlığa Kuddusi Okkır’ın nasıl vahşi bir ihmal sonucu öldürüldüğünü anlatan dilekçeler yazdılar, soruşturma istediler, Zekeriya Öz ve cezaevi yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundular... (Bkz : Kuddusi Okkır'ın Koğuş Arkadaşlarından Suç Duyurusu ... / Kuddusi Okkır'ın Anısına : Suç Şahsidir, Vicdan Ortak ) O şartlarda böyle bir şeye cesaret edebilen bu insanların birisi emekli albay, birisi çay ocağı işçisi, biri Sağlık Bakanlığı memuru, biri de serbest meslek sahibi bir vatandaştı.. Koca koca generaller, milletvekilleri, Baro başkanları, anlı şanlı köşe yazarları Tekirdağ Cezaevi’nden yükselen bu feryada kulak tıkadılar, hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya ve yazmaya devam ettiler.. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis coupons
|
Konu, sözde Ergenekon,Balyoz, Odatv, İnternet andıçı, ıslak imza, askeri casusluk vs. davaları için yeniden yargılanma yolunun açılması..(ve tabii mecburen KCK, PKK vs. davalarını da kapsayacak biçimde). Ne vesileyle? Türk yurtseverleri, aydınları ve askerlerine bu tuzağı kuranlar arasında pasta paylaşma kavgası çıktı diye.. Önce şu meseleye açıklık
getirelim: Bu konuda facebook
sayfamda kısa bir itirazda bulununca, Efendim, Ergenekon ve Balyoz
davalarında sadece ünlü ve medyatik
insanlar yargılanmıyor.. Ben ve eşim Behiç Gürcihan da
bu “düz vatandaşlardan” ikisi
olarak sessiz sedasız toplamda 19 yıi ceza aldık. Umurumda olduğundan değil, zira
bu halimle dünyanın en özgür
gazetecisiyim ve meslek örgütleri dahil kimseye sözümü esirgemek için
yapmam
gereken hesap, tartmam gereken denge yok. Sevenleri, hayranları, fanları vs. kusura bakmasın ama Yılmaz Özdil de benim gözümde bu yapay kahramanlardan biridir. Daha bir kaç ay önce, Tayyip Erdoğan hesabına Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı sarfettiği hakeretâmiz sözleri tabii ki unuttunuz gitti. Ben o olaydan değil, daha eski bir meseleden dolayı Yılmaz Özdil’e bir not vermiş durumdayım; o da şu: Acılarla dolu Ergenekon sürecinin kanımca en travmatik, en vicdan sızlatan olaylarından birisi Kuddusi Okkır’ın ölümü, daha doğrusu bizzat Savcı Zekeriya Öz ve 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından öldürülmesidir... 2008 yılında gerçekleşen bu acı olay hakkında Yılmaz Özdil’in o tarihte neden yazı yazmadığını hiç düşünen var mı? Yazmadı; çünkü Aydın Doğan medyası o yıllarda “Ergenekon” konusunda AKP-Cemaat iktidarından yana tavır alma politikasını seçmişti. Bu anlamda Emin Çölaşan’ın yazılarına son verildi ve Çölaşan’ı okuyan kitleyi kaybetmemek için yerine Yılmaz Özdil getirildi. Misyonunun gayet de farkında olan Yılmaz Özdil, bu konuda tabii ki patronajı üzecek bir şey yapmadı. 2011 yılında yazarları Soner Yalçın tutuklandığında, konuyla ilgili haberlerde kendisinden “bir internet sitesinin sahibi” şeklinde sözedildiğini ve tutuklanmasının ikinci haftasında yazılarına son verildiğini de unutup gittiniz ki, bizim gibi daha 2007 yılında “Ergenekon” adlı hukuk seri cinayetinin hedefi olan sıradan vatandaşları çoktan unutmuşsunuzdur... Yılmaz Özdil ve gazetesinin görmezden geldiği Kuddusi Okkır cinayetinin benim ve eşimin hafızasında daha acı bir yeri var... Behiç Gürcihan 2008 Haziranında tutuklanıp Tekirdağ cezaevine konulduğunda, kendisine yatması için verilen yatak, daha bir kaç gün önce acılar içinde ölmüş olan Kuddusi Okkır’ın yatağıydı... “Paşa çocuğu” Behiç Gürcihan, durumu üzülmesinler diye ailesine bildirmedi, namertten ricacı olmamak için cezaevi yönetiminden yeni yatak istemedi..Bu travmayı kendi içinde yaşadı ve Okkır’ın diğer koğuş arkadaşları ile birlikte şunu yaptı: Basına, Meclis’e, Adalet
Bakanlığı’na, Başbakanlığa Kuddusi
Okkır’ın nasıl vahşi bir ihmal sonucu öldürüldüğünü anlatan dilekçeler
yazdılar, soruşturma istediler, Zekeriya Öz ve cezaevi yönetimi
hakkında suç
duyurusunda bulundular... O şartlarda böyle bir şeye cesaret edebilen bu insanların birisi emekli albay, birisi çay ocağı işçisi, biri Sağlık Bakanlığı memuru, biri de serbest meslek sahibi bir vatandaştı.. Koca koca generaller, milletvekilleri, Baro başkanları, anlı şanlı köşe yazarları Tekirdağ Cezaevi’nden yükselen bu feryada kulak tıkadılar, hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya ve yazmaya devam ettiler.. O dilekçeleri ve mektupları tutuklanma tehdidi altında bizzat taşımış biri olarak biliyorum... Yılmaz Özdil de sustu, gazetesi de sustu, bugün Baro Başkanı olan, o günlerde adını duymamış olduğum Metin Feyzioğlu da sustu.. Şimdi gelinen noktada, kafa kafaya verip kendilerince bir “Silivri’dekileri kurtarma planı” hazırlamışlar, bana ve benim gibi olanlara da “Sana ne oluyor ki? Biz sana mı söylüyoruz?” diyorlar... Yılmaz Özdil gibi hiç bir bedel ödememiş birisi, bizin gibi “yeniden yargılama” adı altında aniden ortaya çıkan heyecan dalgasına ihtiyatlı bakanlara “geri zekalılar, ahmaklar, düşün yakamızdan” diyebiliyor.. Sorun tam da bu zaten, bana ve benim durumumda olanlara da ne oluyor ki? Böyle bir misyonu nerede
üstlendiği anlaşılamayan Baro
Başkanı, Silivri’de adet yerini bulsun diye İlker Başbuğ ve Doğu
Perinçek’le
görüşüp onlardan icazet aldıktan sonra, tüm Ergenekon sanıkları adına
Tayyip
Erdoğan’a teklif götürmeye kendisini yetkili görüyor.. Konu konuyu açıyor ama ben Doğu Perinçek ve partisinin “Fevzioğlu inisiyatifi” diyebileceğimiz olaya coşkuyla sarılıp bel bağlamasını da anlayabilmiş değilim... Ergenekon davası duruşmalarındaki tavırlarına yakinen tanığım zira. Abdullah Öcalan’a uzanacak bir af girişimine kesin olarak karşıydılar. Duruşmaların birinde, şimdi ismini hatırlayamadığım bir sanık.“Bizi Öcalan katiliyle birlikte serbest bırakmak planlanıyorsa, bilinsin ki ömür boyu burada yatmaya razıyız” dediğinde, Perinçek ve arkadaşlarının hep bir ağızdan “Biz de!” diye bağırdıklarını hatırlıyorum... Gelinen nokta, Öcalan’ın salıverilip siyaset sahnesine sürülmesi planının adım adım gerçekleşmeye başladığı bir noktadır zira.. Bu kadar uzun bir girişten sonra ana meseleye dönelim ve “yeniden yargılama” adı verilen al gülüm-ver gülüm oyununa neden karşı olduğumuzu maddeler halinde açıklayalım: 1-Cemaat-AKP
savaşı olarak isimlendirilen taşeron kavgasında taraf
olmamamız
gerektiğini düşünenlerden, akrep gibi birbirlerini ve kendilerini
sokmalarının
en hayırlısı olacağına inananlardanız. Böyle düşündüğümüz için, Tayyip
Erdoğan’dan
yeniden yargılanma talebinde bulunmanın onun konumunu
güçlendireceğini , kendisine
“Yapılan
hukuk katliamlarından pişmanlık duymuş, kandırılmış ve özeleştiri
yapmış
Başbakan” hüviyeti sağlayacağını ve siyasette “temiz
sayfa” açma fırsatı
vereceğine inanıyoruz. 2-Yeniden
yargılanma konusunda görüş birliğine varılsa bile, bizzat Tayyip
Erdoğan
tarafından darmadağın
edilmiş bir güçler ayrılığı dengesinden, önce vesayet
altına alınıp sonra parçalanmış bir
yargı sisteminden hızlı ve adil bir karar çıkacağı son derece
şüphelidir.
3-Metin Feyzioğlu’nun hal ve gidişinin, girişimin “halisliğine” halel getirmesinde de şaşırılacak bir durum olmadığı gibi, olay Yılmaz Özdil’in “Velev ki Beyaz Saray’a başkan olmak istiyor...sana ne, sen neticeye bak!” şeklindeki gayrı ciddi yaklaşımlarını kaldırmayacak kadar hayati bir meseledir. Girişimi başlatan ve sürükleyen adamın, daha ortada fol ve yumurta yokken lider havalarına girmesi, hukuk mücadelesinin boyutlarını aşan söylemlere kalkışması bu zorlu sürecin acılarını çekmiş insanlarca sindirilecek yaklaşımlar değildir. Metin Feyzioğlu neticede siyasi mücadelede kendisini kanıtlamış birisi olmayıp, Amerikan Büyükelçiliği ile olan mesaisi de en azından bizim açımızdan karanlıkta kalmış bir konudur... 4- Ergenekon
ve Balyoz süreçlerinde geçen çetin yıllar, eğer bir siyasi mücadeleyi
ve
bağımsız Atatürk Türkiye’sini yeniden kazanma hedefini getirecekse (ki
getirmelidir); eğer bu
süreç Türk Milleti’nin gerçek temsilcilerini ortaya
çıkaracak bir er meydanı olacaksa, bedenlerin bir yıl önce-iki yıl
sonra “özgürlüğe
kavuşmasının hesabı yapılamaz.
|
||||