Sözü
dolandırmadan, önümüzdeki saatlerde yaşanacak en
hararetli gelişmeyi söyleyelim:
Gülen
Cemaati'nin polis, yargı ve kısmen de medya
kadrolarına, ortalığı daha da alevlendirecek bir MİT operasyonu
geliyor..
Öyle
"derin" kaynaklara filan sahip olmaya
gerek yok; "açık
istihbarat" üzerinden yapılacak olan dikkatli bir iz sürme, bu bilgiye
ulaşmak için
yeterli.
Operasyon
nasıl bir strateji izleyecek?
Kapsamı ve
yasal zemini ne olacak?
Hedefte hangi isim ve kurumlar var gibi soruların
cevabını bulmak için yaşanan gelişmelere ve ortalığa saçılan bilgilere
projektör tutalım:
OPERASYONU
TAYYİP ERDOĞAN BİZZAT
YÖNETECEK:
Geçen yıl 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın
tutuklanmasına ramak kala devreye giren Tayyip Erdoğan, MİT'çileri özel
bir
yasa çıkarak kurtarmış, operasyonun odağı olarak tespit edilen Cemaat
kadrolarıyla karşılıklı bir "ateşkese" gidilerek sorun dondurulmuştu.
Gelinen noktada
Tayyip Erdoğan'ın operasyonu 7 Şubat'ta tamamlamamaktan
pişmanlık duyduğunu ve bunu yakın çevresiyle paylaştığını biliyoruz.
Şimdi, 17
Aralık "darbesinin" yılanın başını küçükken ezmemekten cesaret alan
bir girişim olduğu düşünülüyor.
Operasyon
hazırlıklarına ilişkin dün gece önemli
gelişmeler yaşandı.
Tayyip Erdoğan,
Hüseyin Çapkın'ın yerine atadığı yeni
İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok'u özel uçağıyla İstanbul'a
getirdi.
MİT'çilerin de katıldığı bu yolculuk sırasında operasyonunun
ayrıntılarının
konuşulduğu tahmin ediliyor. Erdoğan ve Altınok'un "havada" oldukları
saatlerde, Adalet
Bakanı Sadullah Ergin de İstanbul
Başsavcısı Turan Çolakkadı ile Haliç Kongre Merkezi'nde (ki
dinleme
yapılmadığından emin olduktan sonra burası tercih edilmişti) kozmik
içerikli bir görüşme yaptı.
Başbakan
Tayyip Erdoğan, operasyonun bütün
aşamalarından haberdar edilecek ve talimatları bizzat kendisi
verecek.Yeni
İstanbul Emniyet Müdürü ile Tayyip Erdoğan arasında istisnai bir hat
oluşturulduğu, Altınok'un bürokratik zincire takılmadan Erdoğan'a direkt bilgi aktarabileceği
anlaşılıyor.
Operasyonun
yargı cenahındaki gelişmeler ise Tayyip Erdoğan'a, Adalet Bakanı Ergin
tarafından dakikası dakikasına iletilecek.
CEMAAT
TABANI İLE "ŞER ODAĞINI"
AYIRMAK:
Operasyon için nasıl bir kapsam belirlendiği,
Macaristan Başbakanı ile Ankara'da yapılan ortak basın topşantısında
Tayyip
Erdoğan tarafından bizzat açıklandı:
En fazla 30-40 kişiyi hedef alan bir
operasyon planlanmıştı.
Böylece, bir
yandan
Gülen Cemaati'nin geniş tabanına "sorunumuz
sizinle değil"
mesajı verilirken, diğer yandan devlet içindeki karanlık operasyonların
odağı
haline gelmiş ve giderek devlet içinde devlet" olmuş bir
polis-istihbaratçı-savcı-yargıç "çetesi" çökertilecekti.
Bu odağın,
Ergenekon, Balyoz, OdaTV, Şike, Islak İmza gibi davalarda aynı
yöntemlerle
çalıştığını ve o zamanki işbirliği çerçevesinde Tayyip Erdoğan
tarafından
korunup kollandıklarını not olarak ekleyelim.
YENİ DÜŞMANIN İSMİ BİLE
BELLİ:
Siyasi
yaşamı boyunca "darbe" ve "cunta" kelimelerinden çok büyük
menfaatler sağlamış olan Tayyip
Erdoğan,
aynı sözcüklerin gücünden bir kez daha yararlanmaya karar verdi ve yeni
düşmanın ismi "Emniyet
ve yargı cuntası" olarak belirlendi. Sözkonusu,
cemiyet-i fesadiye'nin "Seçilmiş
hükümete yönelik bir darbe hazırlığı
içinde olduğu" tespiti yapıldı.
MİT MERKEZLİ OPERASYONA
YASAL DAYANAK:
Yargı
ve Emniyet'i yıllardır Cemaat'in kontrolüne bırakmış olan Tayyip
Erdoğan, şimdi
aynı kaynaktan kendisine yönelen bu "darbe girişimine" karşı hangi
aygıtı kullanarak karşılık verecekti?
Nitekim, "Yeni Cunta"
17
Aralık'ta son derece cüretkâr bir atakla, devletin operasyon
aygıtlarının kendi
elinde olduğu" gerçeğini"
Tayyip Erdoğan'ın gözüne sokmamış mıydı?
Savcıları ve kolluk
kuvvetini kullanmadan nasıl karşı operasyon yapılacaktı?
Bu
önemli soruya, yeni nesil MİT'çi gazetecilerden
Yeni Şafak gazetesi yazarı Cem Küçük'ün 18 Aralık 2013 tarihli
yazısında kısmen
cevap verilmiş. Belli ki MİT bu konuda şifreleri vermiş ve Cem Küçük'e
şunlar
yazdırılıyor:
"Eğer dış istihbarat örgütünden talimat alıp
casusluk
ve vatana ihanet yapılıyorsa, bu çok açık bir suçtur. Devletin içinde
yer etmiş
bir cunta yabancı istihbarat kurumlarına taşeronluk yapmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin
milli güvenliği sözkonusu olduğunda işleyecek prosedür belli. Fakat bu
çok
istisnai durumlarda işleyecek bir prosedür. Son ana kadar sabredilir
böyle
durumlarda. Fakat böyle bir durumda Anayasa ve ilgili yasalara göre
yetkinin
kimde olduğunu hatırlatmama gerek yok."
Cem
Küçük'ün daha açık yazamadığı "anahtar
formülü" biz açalım:
2937
sayılı Devlet İstihbarat
Teşkilatları ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 6.maddesine 2007
yılında
eklenen bir ek fıkra ile
"Demokratik hukuk
devletine yönelik ciddi
bir tehlikenin varlığı halinde, devlet
güvenlğinin sağlanması, casusluk faaliyetlerini,n ortaya çıkarılması,
devlet
sırrının ifşasının tespiti ve terörist faaliyetlerin önlenmesi"
gibi
hallerde MİT'e münhasır kolluk yetkisi
verilmiştir...
"Peki,
olayın 'casuslukla' ilişkisi
nedir?" diye sorulacak olursa, cevap için yine Cem Küçük'ün
yazısına
müracaat edelim.
Şöyle diyor Yeni Şafak'ın yeni nesil
istihbaratçı-gazetecisi:
"Halkbank'a
operasyon emrinin ise doğrudan yurtdışındaki bir istihbarat örgütünden
geldiği
hissi herkesin aklına çoktan yer etti. Aslında diğer dosyalar da
Halkbank
operasyonunu kamufle etmek için ortaya konmuştur.Unutmayalım 7 Şubat'ta
İsrail
vardır. Çözüm sürecini istemeyen İsrail'dir. Halk Bankası'na operasyon
isteyen İsrail'dir."
Söylenmek
istenen şu:
Devlet, İran'a yönelik
ambargoyu bu
ülkeye arka kapıdan altın sokarak kırıyor ve bu operasyon da Halkbank
üzerinden
yürütülüyordu. Halkbank'ın bu faalieyetini ifşa etmek,
milli güvenlik suçudur.
Bu ifşaat, MOSSAD'tan destek alınarak yapılmıştır, dolayısıyla casusluk
suçudur. Casusluk suçlarında ise yasaya göre MİT operasyon yapabilir,
kolluk
vazifesi görebilir.
MİT'e kolluk vazifesi verecek bir
savcı ayarlamak da
belli ki İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı'ya düşüyor...
Bu
konuda son bir not olarak, (akıllarına gelmediyse
de biz hatırlatalım)
İstanbul Emniyeti'nin 2007 yılında FBI'a verdiği
"Ergenekon brifingini" kayda geçirelim. Devletin güvenlik
güçlerinin
bir yabancı devletin istihbarat örgütüne, içeride yapılan bir operasyon
ile
ilgili saatlerce bilgi vermesi de pekâla "casusluk" kapsamına
sokulabilecek bir faaliyettir.
BAŞBAKANLIK
TEFTİŞ KURULU'NDAN JET RAPOR:
MİT'in operasyonel gücünü devreye sokmak için yasal dayanak
araştırırken, belli
ki zemin başka "meşru dayanaklarla" da güçlendirilmek istenmiş.
Bu
noktada, Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun devreye sokulduğunu öğreniyoruz.
AKP
iktidarı döneminde "yolsuzluk" başta olmak üzere dişe dokunur hiç bir
dosya üzerinde çalışmamış olan, adeta
bir bankamatik memurluğuna dönüştürülen
BaşbakanlıkTeftiş Kurulu'na, belli ki bumerang silahı Tayyip Erdoğan'a
dönünce
alelacele bir "Emniyet ve Yargı Cuntası" incelemesi yaptırılmış.
Başbakanlık müfettişlerinin hazırladığı inceleme raporuna göre, Deniz
Baykal
kasedi de dahil olmak üzere, internete sürülen bütün özel görüntüler,
Emniyet
içindeki bir "çetenin" işi.
Teftiş Kurulu'nun bu raporunun önümüzdeki
günlerde Tayyip Erdoğan'a bağlı gazetecilere sızdırılacağı ve söz
konusu
"çetenin" gürültülü bir şekilde ifşâ edileceği anlaşılıyor.
OPERASYON
KİMLERİ KAPSIYOR?:
Gelelim operasyondan nasibini alacağı anlaşılan isimlere...
Sıkı durun, MİT
operasyonunun önde gelen hedefleri arasında Ergenekon davasının
anlı-şanlı
savcısı Zekeriya Öz var!
Şimdilik bu kadarını yazıp gelişmeleri izleyelim. Yine
Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde önemli yararlıklar sağlamış, İstanbul
merkezli
bir Emniyet İstihbarat kadrosu da MİT operasyonuna kurban gidecekler
arasında
görünüyor.
Medya
ayağının daha sınırlı tutulacağını tahmin etmek
yanlış olmaz.
"Yargı-Emniyet
Cuntası'nın" basındaki
"tetikçiliğini" yapmakla damgalanan Mehmet Baransu, Emre Uslu ve
Önder Aytaç gibi isimlerin şu soğuk kış gününde kendilerini Silivri'ye
hazırlamalarında fayda var.
Sedat Peker'in koğuşuna düşmemek konusunda bilhassa
tavsiyede bulunmak insanlık icabıdır, zira Peker'in "golf merakı"
komedi filmlerine bile düşmüş bir konudur..
Gülen Cemaati'nin en stratejik
kurumlarından birisi
olan Türkiye Yazarlar ve Gazeteciler Vakfı'nın da bir şafak vakti
aniden
basılması olasıdır.
Buradaki mümtaz şahsiyetler arasıdan bir-kaç
"sembolik" isim, en azından telefon tapeleri dava dosyasına girsin
diye kışı Silivri'de geçirebilir..
ZAMANLAMA:
Operasyonun zamanlaması konusunda ise Şamil Tayyar'ın twitlerine kulak
vermek
gerekir: "Belki yarın, belki yarından da yakın"...
Biz, daha net bir
tahminde bulunalım: Yargı, Emniyet ve medyadaki cemaat mensuplarının,
Tayyip
Erdoğan'ın 22-24 Aralık tarihlerinde Pakistan'a yapacağı ziyaret
sırasında
fazladan dikkatli olmalarında fayda var...
twitter.com/fasibel
www.acikistihbarat.com
|