Siyaset28 Haziran 2013 00:00
Siyasi Mutlakiyetçilik Çatlarken Yeni Oligarklar (Ak Türkler) Karar Aşamasında-Kenan Çamurcu
Adına “yeni Türkiye” denilen lego düzen çoktan köhnemiş ve eski olmuştur. Yeni Türkiye 31 Mayıs'ın Türkiye'sidir ve aslında Erdoğan, işte bu yeni Türkiye ile uzlaşarak dinamikler ve değişkenler arasındaki yerini korumak isteyen iktidar bileşenlerinin kaçışını engellemek için ağır tahriklere devam etmektedir. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons site printable coupons for cialiscialis walgreen coupon site cialis coupon
*********************************
|
Ergenekon operasyonuyla Kemalist/Ulusalcı muhaliflerin tasfiyesi başlayana dek (2008) İslami muhitler Erdoğan'a oy vermekle ve sınırlı iktidar rantlarından yararlanmakla yetiniyordu. Fakat 2008'de tasfiye operasyonunun başladığı milatla birlikte artık taşın altına elini sokma, yüke omuz verme ve iktidar bileşeni olma yükümlülüğüyle karşı karşıya geldiler. Ya Erdoğan'la birlikte eski rejimi tasfiye riskini alacak ama karşılığında iktidarın bahşedebileceği üst düzey rantlara yelken açacaklardı ya da bu büyük riski göze almayacak, ama o zaman da bir kenara itilecek ve yoksayılacaklardı.
Bilindiği gibi geleneksel cemaatler, Gülen hareketi gibi modern gruplar, hatta selefi radikalizminin grupçukları Erdoğan'la birlikte “eski rejimi tasfiye” ödevine istekle atıldılar. Özellikle selefi radikalizminin grupçukları, diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de Sünni çoğunluğun içinde görünmez olmaya duydukları büyük ihtiyaç nedeniyle Erdoğan'ın giriştiği tasfiyenin militanı olmayı bulunmaz fırsat saydılar. Fakat Erdoğan-Öcalan mutabakatıyla Türkiye'nin uzun süreli tek gündemi olmayı başarmış “süreç”i bile unutturabilecek boyutta derin etkiye yolaçan 31 Mayıs süreci iktidar kimyasına öyle bir damladı ki yarattığı etki hem iktidar bileşenleri arasında, hem iktidarın kendisinde, hem de toplumsal dokuda son beş yılı neredeyse yaşanmamış hissettirebildi. Son beş yıl, “Erdoğan rejimi” adı verilebilecek siyasi mutlakiyetçiliğin kıvam bulduğu ve çok daha otoriter kararlar almaya pervasızca cüret edebildiği dönemdir. 31 Mayıs sürecindeki sokak koalisyonu içinde hiç kuşkusuz birbirinden çok farklı politik muhitler var. Zaten bu nedenle merkezi liderlik yerine siyasi mutlakiyetçiliği hedef alan kollektif bilinçle hareket ediyor. Yatay çelişkileriyle başbaşa kalsalar asla uzlaşamayacak kesimlerin “Erdoğan rejimi”nin siyasi mutlakiyetçiliğine karşı omuz omuza mücadele etme yeteneği, iktidarı olmasa da iktidar bileşenlerini işte bu sebeple kaygılandırdı ve siyasi rejimi tahkim ettiklerine olan inançlarını sarstı. Bu kesimlerin 31 Mayıs sürecindeki hükümet karşıtı protestolardan çıkardıkları erken sonuç, eski hâkimlerin güç kaybettikleri ama hala varoldukları; Türkiye'nin yeni hâkimleri güçlerini kanıtlamış olsa da eski hâkimlerle belli bir uzlaşma ve mutabakata gitmek zorunda olduklarıydı. Yeni hâkimler eski hâkimleri yoketmeye azmetse de kaç muharebe kazanırsa kazansın savaşı asla kazanamazdı. Bu süreçte Erdoğan'ın kendi dar çevresiyle hızla yalnızlaşmasının ve umutsuz, marjinal ve çaresiz bir tahrik diline savrulmak zorunda kalmasının nedeni budur. Erdoğan rejiminin iktidar bileşenleri, Erdoğan'ın eski hâkimleri imha emeline ortak olmayacağını yeterince belli etti. Çünkü bu macera sonunda eldeki bulguru bile yitirebileceklerini güçlü biçimde hissettiler. Tereddüt geçirenler sadece Erdoğan rejiminin iktidar bileşenleri tabii ki değil. İktidar partisinin içinde bile kimilerinin, hatta Erdoğan'a duygusal hissiyatla bağlılık taşıyanların dahi iç sesi, Türkiye gemisini 20 günlüğüne denizin ortasında stop ettirebilmiş güçlü 31 Mayıs dalgasının üzerine gitmenin faydasızlığına tamamen ikna olmuş durumdadır. Yeni rejimin oligarkları (Ak Türkler), ihalelerin sekteye uğraması, ödemelerin aksaması, sistemin yavaşlaması, hatta kimi yerlerde de tamamen durması karşısında belli belirsiz bir telaş yaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın, düzenlediği basın toplantılarında, siyasi hayata enerji veren finansal akışkanlığın durma noktasına geldiğini anlattığı drama anları hatırdadır. Kocaeli'nin dağ eteğindeki yeşil ilçesi Kartepe'de bir hafta sonu kır kahvaltısında arka masada oturan işadamını, milyarlık (eski parayla trilyon) ihalelerin aksadığı, ödemelerde sorun olduğu ve gerilimin acilen düşmesi gerektiği çerçevesinde bir tatil sabahı uzun telefon sohbeti yapmak zorunda bırakan tek şey Başbakan Erdoğan'ın tansiyonu yükseltmesinden başkası değil. Yeni rejimin oligarkları (Ak Türkler) sanıldığının aksine Erdoğan'ın göğüs göğüse mücadele tavrını ve kararını ayakta alkışlamıyor. Çünkü Erdoğan'ın, saçmasapan komplo teorileriyle hedef küçülttüğünü veya cepheyi daralttığını sanırken 31 Mayıs sürecinin yarattığı siyasi krizin yeni oligarkları da türbülansa sürükleyen toplumsal bir krize dönüşme istidadını Erdoğan'dan daha iyi görüyorlar. Üstelik şu aralar kulaklarına fısıldanan “istikrarlı Türkiye için Erdoğan'sız AK Parti iktidarı” formülünün ikna edici gücü karşısında da kalkanlarını indirmiş vaziyetteler. Gezi olayları tecrübesini temel alan bir polis eğitimine ilişkin televizyon haberinde polis şefi, gaz bombası atarken kalabalığın kaçacağı boşluk bırakmanın önemini anlatıyordu. Bu, eski savaşlarda kale kuşatmalarında uygulanan bir taktik. Kaleyi kuşatan kumandan, son ana kadar ve ölümüne savaşmamaları için kaledeki askerlerin kaçmasını sağlamak üzere kale kapılarından birini kasden gözden kaçırırdı. Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla hareket ettiği anlaşılan polis, Taksim'de (tanık olduğum müdahalelerde) dar sokağa sıkışmış kalabalığın hem önüne, hem arkasına gaz bombası atıyor ve onlara kaçacak boşluk bırakmıyordu. Bu, Erdoğan'ın, mutlakiyetçi siyaset tarzında da uyguladığı yöntemdir. Erdoğan, muhaliflerine nefes alacak, geri çekilecek, hatta belki kaçacak hiçbir boşluk bırakmamaya kararlı gözüküyor. 31 Mayıs süreci, nefes alacak ve kaçacak boşluk bulamayan tüm toplumsal kesimlerin Erdoğan'ın yoksayma rejimine isyanıydı ve Erdoğan rejimini sona erdirip özgürlük menfezleri açmadan da eve dönmeye hiç niyetli değil. Erdoğan rejiminin iktidar bileşenlerini ve yeni oligarkları karar aşamasına getiren de budur. 31 Mayıs itirazını “eski Türkiye'nin tepkisi” ünvanıyla başlıklandırmaya çalışan ve bununla askeri vesayet ve otokrasinin özlendiğini murad eden propagandanın istikbali yoktur. Çünkü Türkiye'nin büyük şehirleri başta olmak üzere kentlerde sokağa taşan tepki mevcut otokrasiyedir. Buna karşılık mutlakiyetçiliğin maddi gerçeklik kazanmasına rahim olan 12 Eylül darbecilerinin %10 seçim barajına dokundurtmayan Başbakan Erdoğan'dır. Erdoğan rejiminde umduğunu bulan kimilerinin %10 seçim barajını oy dağılımıyla ilgili teknik bir konu gibi önemsizleştirme çabaları gerçeği değiştirmez: %10 seçim barajı 12 Eylül askeri darbesinin simgesidir ve temel amacı da milli iradenin tecellisini önlemek, insanların kendi siyasi tercihlerine oy vermesini engelleyerek seçmen davranışını tahrif etmek ve milli iradenin sahici biçimde Meclis'e yansımasına mani olmaktır. Erdoğan'ın muhafızlığını yürüttüğü %10 seçim barajı, doğal milli iradenin değil, yapay ve imal edilmiş sözde milli iradenin Meclis'te temsili için geliştirilmiş mühendislik veya elçabukluğudur. Mevcut %10 statükocularını eksen alarak bakıldığında, adına “yeni Türkiye” denilen lego düzen çoktan köhnemiş ve eski olmuştur. Yeni Türkiye 31 Mayıs'ın Türkiye'sidir ve aslında Erdoğan, işte bu yeni Türkiye ile uzlaşarak dinamikler ve değişkenler arasındaki yerini korumak isteyen iktidar bileşenlerinin kaçışını engellemek için ağır tahriklere devam etmektedir.
Kaynak: www.mutezil.com
|
|
|