Siyaset24 Mayıs 2013 00:00

Boş Geldiniz Başbakanım - Baki Karabıçak

“Zaten biz de Avrupalıları pek hazzetmemiştik” gibisinden burun kıvırarak dümeni Orta Doğuya kırdınız. AB’nin sıradan bir üyesi olmak yerine, Amerika ve İsrail’in geliştirdiği Büyük Orta Doğu projesinin eş başkanı olduğunuzu açıklayıverdiniz. Eh… Müslüman’a da bu yakışırdı(!). Beşar Esat’la dostluğunuz da o sıralarda boy vermeye başladı. Zat-ı âlileriniz kendisiyle, refikanız refikalarıyla, çocuklarınız çocuklarıyla… Öyle bir dostluk ki, herkes hasedinden çatladı. Yatıya kalmalar, ortak kabine toplantıları, daha neler neler… Tabii o dönemde de Suriye ile yukarıda sıraladığım problemlerin hiç birini çözmek aklınıza gelmedi. Bizlerin ortaokulda bildiğini siz başbakanken bilemediniz. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadafusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena


Boş Geldiniz Başbakanım

Baki Karabıçak - Haber Erk

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

24.05.2013


Yıllar önce ülkesinden kaçarak Almanya’ya yerleşen Ali Allavi adında Suriyeli bir arkadaşım olmuştu. Makine ticareti ile uğraşırdı.

Bir gün, anne, baba ve akrabalarının Hafız Esat tarafından nasıl katledildiğini anlatmış, tüylerim ürpererek ve içim kan ağlayarak vahşetin hikâyesini dinlemiştim. Zaten biz yetmişli yılların başlarında ortaokul-lise öğrencisi iken dahi Suriye’de ve bütün komşularımızda olup bitenleri biliyorduk. Bilmeye mecburduk. Zira başka türlü bu topraklarda yaşatmazlar insanı.


Suriye ile Hatay meselemiz vardı. Sınır aşan sular meselemiz vardı. Türkmenler meselemiz vardı ki, orada yaşayan soydaşlarımıza hayatı zindan ediyorlardı. Rejim ve terör meselemiz vardı. Yıllarca Marksist-Leninist terör örgütlerine ve Ermeni Asala çetesine eğitim, silah ve para desteği sağlayarak insanlarımızın ölmesine, ülkemizin istikrarsızlaşmasına sebep oldular. 1980 Sonrası ise PKK terör örgütüne ev sahipliği yaptılar.

Bekaa vadisinden ülkemize ölüm yağdı. Hafız’ın 2000 yılında ölümü üzerine, oğul Beşar devlet başkanı oldu. Babasının bıraktığı yerden devam etti. Hama ve Humus şehirleri başta olmak üzere, ülkenin her tarafında rejim muhaliflerinin ve soydaşlarımızın üzerine Rus silahları ile ölüm yağdırıldı.


2002 yılında da ülkemiz zat-ı devletlerinizin iktidarı ile tanıştı.

Aman Ya Rabbi…

Bir barış rüzgârı esti ki demeyin gitsin. Güller, karanfiller ve zeytin dalları sardı etrafı. İçeride, dışarıda, havada, karada, Kıbrıs’ta… Her zaman ve her yerde barış…

“Sıfır sorunlu dış politika” sloganıyla epey sükse de yaptınız hani.

Önceleri “batı kulübü”, “Hıristiyan birliği” diye nitelendirdiğiniz Avrupa Birliği’nin aslında çok hayırlı(!) bir yer olduğunu keşfettiniz hemen. Oraya girmek en önemli hedefiniz oldu. Uyum yasaları adı altında devletin oynatılmadık çivisini, laçkalatmadık ve pasifize edilmedik kurumunu bırakmadınız.


Avrupa Birliğinin attığı ufacık bir yemi kaparak Ankara’ya koştunuz. Kızılay’da kurulan tahta çıkarak kendinizi Avrupa fatihi ilan edip, şarkılar, marşlar söylediniz… Çok geçmeden onun da fos çıktığı anlaşıldı.

“Zaten biz de Avrupalıları pek hazzetmemiştik” gibisinden burun kıvırarak dümeni Orta Doğuya kırdınız. AB’nin sıradan bir üyesi olmak yerine, Amerika ve İsrail’in geliştirdiği Büyük Orta Doğu projesinin eş başkanı olduğunuzu açıklayıverdiniz. Eh… Müslüman’a da bu yakışırdı(!).


Beşar Esat’la dostluğunuz da o sıralarda boy vermeye başladı.

Zat-ı âlileriniz kendisiyle, refikanız refikalarıyla, çocuklarınız çocuklarıyla… Öyle bir dostluk ki, herkes hasedinden çatladı. Yatıya kalmalar, ortak kabine toplantıları, daha neler neler… Tabii o dönemde de Suriye ile yukarıda sıraladığım problemlerin hiç birini çözmek aklınıza gelmedi. Bizlerin ortaokulda bildiğini siz başbakanken bilemediniz.

Bilemediniz kurttan kuzu doğmayacağını. Hatta soyadının “Esat” değil “Eset” olduğunu… Sanıyorum soyadının Eset olduğunu anlar anlamaz aranızdaki o güçlü dostluk yerini düşmanlığa terk etti. Türk lirasından sıfır atarken biraz hızınızı alamamış olmalısınız ki, “sıfır sorunlu dış politika”nın tüm sıfırlarını da atıverdiniz.


Hani hala terennüm ettiğiniz “analar ağlamasın, kan akmasın” şeklindeki beyanlarınıza rağmen, gözünüzü kan bürüdü.

Sırasıyla Tunus’ta, Mısır’da ve Libya’da oluk oluk insan kanı aktı.

Irak’ta Müslüman kanının akıtılmasına, namusların kirletilmesine destek verdiğiniz, hatta conilerin sağ salim evlerine dönmeleri için dua ettiğiniz gibi, adını bahar koyduğunuz cehennemin doğmasına da epeyce katkılarınız oldu. Kan kokusu alışkanlık yapıyor olmalı ki bahar cehennemini yanı başımıza yani Suriye’ye taşıdınız. Daha doğrusu içimize taşıdınız.’’Eşeğin canı acıyınca atı geçer’’ misali Suriye’nin canı acıdıkça ölüm kusan namlular ve bombalar üstümüze çevrildi. Reyhanlı ilçemiz bir anda kan gölüne döndü.

Eğer rakamlar milletimizden gizlenmiyorsa 51 vatandaşımızı kara toprağın bağrına verdik. Analar ağlamasın derken, analarla birlikte babalar, dedeler, bacılar, kardeşler, emmiler, dayılar, halalar, teyzeler ağladı. Çocuklar ağladı çocuklar… Bütün Türkiye ağladı. Bir tek siz ağlamadınız.


Türk milletinin değerlerini ayaklar altına aldığınız gibi Reyhanlı’da akıtılmasına çanak tuttuğunuz kanı da ayaklar altına alarak, bizler sizi Reyhanlı’ya gidecek diye beklerken, siz lunaparka giden çocuklar gibi büyük bir sevinç ile kan içici canavarların ülkesinde divana durmaya koştunuz.

Ama geç kalmıştınız. Kery ile birileri bu arada anlaşınca siz boşa yoruldunuz.

Sizde feraset yok, conilerde merhamet yok.

Ama ne gam siz milletçe kutlamaya hazırlandığımız 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını hatta Türkiye’yi ve acılar içinde kıvranan Reyhanlı’yı unuttunuz.

Siz orada Amerikan vatandaşı torunlarınızla ve coniler ile hasret giderirken, biz de burada milletçe Reyhanlı’da şehit düşen soydaşlarımızı, daha önce Ahiret’e irtihal eden yakınlarıyla hasret gidermek üzere öbür dünyaya uğurladık.

Cansız bedenleri bizim omuzlarımızda, veballeri de sizin omuzlarınızda olmak üzere gittiler. Yediğiniz, içtiğiniz sizin olsun da hani şu Amerikalıların ilk defa size açtıkları (!) ikametgâhta yatışınızı ve silikon vadisi gezilerinizi konuştuk günlerce.

Bıkmadan, usanmadan ve dahi utanmadan… Reyhanlıların nerede yattıkları da kaynadı gitti bu arada.


Kaynayıp giden bir başka şey daha oldu.

Sizin Suriye fatihliğiniz. Fatihlik zor iştir zor. Allah her kuluna nasip etmez öyle şeyleri. En baştan esaslı bir hanedana mensubiyet gerekir. Harzemşahlar, Selçuklular, Osmanlılar gibi…


Eh… adınıza üzüldük ama,

Boş geldiniz BAŞBAKANIM.


Açık İstihbarat @ 2013