|
|
Nasıl
Suriye sınırı doğal
bir sınır değilse, Reyhanlı da aslında doğal bir kasaba değil. Osmanlı
devletinin demir yumruğu ile 1866’da kurulmuş bir yerleşim.
Nedeni ise,
a)
hemen öncesinde bölgede çıkan isyanlar,
b) Osmanlı Devleti’nin 1836′daki
Tanzimat Fermanı bağlamında merkezîleşme ve Çukurova’nın verimli
topraklarından
azami yararlanma çabası.
İkinci nedenin izdüşümleri, aslında 17. yüzyılın
sonlarına kadar gidiyor.
Düzenli vergi
toplama kaygısı güden Osmanlı Devleti
için göçerlik, bugünün terimi ile “kayıtdışılık” demek. Bu bölgeye
yerleşen
Türkmenler ise, yaşam biçimlerini korumak pahasına, Osmanlı’ya karşı
irili
ufaklı ayaklanmalara kalkışır.
İlginç olan, aşiretlerin aynı direnişi Adana
vilayetini 19. yüzyıl başında işgal eden Mısır hükümetine karşı da
göstermesidir.
1840 Londra Antlaşması ile Mısır güçleri Adana’dan çekildikten sonra,
Osmanlı,
Tanzimat sonrası sistemi uygulamaya koyar: Eyalet sistemi, yerini vilayet
sistemine bırakır.
Halep eyaleti de, kuzeyde Urfa ve Maraş’ı, doğuda Rakka’yı
kapsayan, batıda ise Antakya üzerinden denize kavuşan bir vilayete
dönüştürülür.
Bu “dönüştürme süreci”nin
perçinlenmesi ve sisteme dâhil olmakta ayak direyen aşiretlerin dize
getirilmesi için Arnavut, Boşnak, Giritli, Arap, Kürt, Gürcülerden
oluşturulan
Fırka-i Islahiye ordusu, Avşar göçebelerini kâh bazı aşiretleri
pazarlıkla
satın alarak, kâh gözünü korkutarak, ama çoğunlukla savaşarak, 1865
yılında
bozguna uğratır.
Dadaloğlu’nun üzerine türküler yazdığı isyan, budur.
Türkülerde sözü edilen Yusuf Paşa yakalanır ve henüz yaralı haldeyken
alelacele
idam edilir; bir yıldan kısa bir zaman içinde, direnen göçebeler
bastırılır.
Antep sınırları içindeki Islahiye kasabasının adının öyküsü budur.
Mustafa
Muğlalı’ya kadar devam eden bir devlet geleneğinin izini bu ilçede de
görebilirsiniz:
Islah ordusunun komutanı Derviş Paşa’nın ve ünlü Tanzimat
siyasetçisi, aynı zamanda ordunun komiseri Ahmet Cevdet Paşa’nın adı,
ilçedeki
bir ilköğretim okulunda yaşamaktadır.
Bir
sonraki hamle,
göçebeleri yerleşmeye zorlamak ve olası isyanları önlemek için
demografik
düzenleme yapmaktır.
Kayseri’deki
yaylalara yerleşenlere Çukurova’ya inme,
Çukurova’ya yerleşenlere ise yaylalara çıkma yasaklanır.
Etnik düzenleme
çerçevesinde atılan adımlardan biri, yerleşmeleri kalıcılaştıracak
kasaba ve
köylerin kurulmasıdır.
Kurulan bir
kasabaya, Islah ordusuna bağlılığını ilk
açıklayan aşiretin, Reyhanlı’nın adı verilir. Reyhanlı aşireti reisi
Mustafa
Şevki Paşa ise, kasabanın ilk kaymakamı yapılır. Şevki
Paşa’nın oğlu Tayfur
Sökmen ise, 72 yıl sonra kurulacak olan kısa ömürlü Hatay
Cumhuriyeti’nin
cumhurbaşkanı olacaktır.
Yüzlerce
aile, kasabaya ve
çevresinde kurulan 20′den fazla köye yerleştirilir. Reyhanlı’ya
yerleştirilen
aileler, o sıralar büyük bir bataklık olan Amik Ovası’nın hışmına
uğrar, sıtma
yüzünden bazı köylerin tamamen telef olduğu söylenegelir. Yine de,
görev
başarılmıştır: Yazın yaylaya göçen Türkmenler, artık göçebe değil,
Osmanlı
devletine ırgattır.
Sınır kasabası,
sinir
ucu
Reyhanlı,
Birinci Dünya
Savaşı’nın ardından kendini bir sınır kasabası olarak buldu. Hoş,
Akçakale,
Ceylanpınar gibi, sanal ve emperyal bir cetvel yüzünden ikiye bölünen
yerleşimlerden değil, ama sınır kasabası demek, ulus devletin sinir ucu
demek.
Patlamadan bir yıl önce, 26
Nisan – 4 Mayıs tarihleri arasında, Katar’ın kargo uçakları,
Esenboğa’ya harıl
harıl askerî malzeme taşıdı.
Bu trafiği takip eden günlerde, muhalifler,
İdlib’in kuzeyinde rejim güçlerini zora sokacak gerilla eylemlerini
hızlandırdı. New
York Times’ın 25 Mart tarihli haberine göre, Katar ve Suudi Arabistan’dan
Esenboğa Havalimanı’na 160’tan fazla uçuşla taşınan silahlar, buradan
kamyonlarla sınıra götürüldü. Amberin
Zaman’ın haberi ise, bu seyrüseferin nerede son bulduğunu
gösteriyor.
Kasabadaki
yabancıların
dramatik artışının Reyhanlı’da –ya da herhangi başka bir kasabada–
gerilim
yaratması doğal.
Reyhanlı, az önce de sözünü ettiğimiz gibi, bir Akçakale ya da
Ceylanpınar değil.
Sınırın karşı tarafı ile akrabalık bağları bu iki ilçe kadar
güçlü değil. Bir yandan da Sünni Türkmen bir kasaba olduğu için, burada
çalışmak isteyen örgütler için daha verimli bir sosyo-politik zemin
sunuyor.
Katar Emiri’nin
yardım örgütü Qatar
Charity ile
birlikte çalışan İslâmcı yardım örgütü İHH’nin bölgedeki iki eşgüdüm ofisinden
biri
Kilis’te, diğeri de bu kasabada.
Bombalı saldırıya kadar kasabada bir sorun
yaşanmadığı, İHH yetkilileri tarafından da dile getiriliyor. Keza,
Reyhanlı
ilçesi ve köylerinin yüzde 68,4’ü (yaklaşık 27 bin kişi), 2011
seçimlerinde
AKP’ye oy vermiş.
Şimdi
madalyonun diğer
yüzüne bakalım:
Bir savaştan kaçan
yüzlerce, binlerce sivil ve bazı militanlar,
63 bin nüfuslu bir kasabaya doluşursa ne olur?
Gerilim
olur olmasına da, işini
bilenler için fırsatlar da doğar.
Misal, Reyhanlı’da olduğu gibi, henüz kabası
bitmemiş binalar Suriyeli ailelere makûl olmayan fiyatlardan kiraya
verilir.
Doğru zamanda doğru yerde olma yetileri yüksek kişiler, yeni ticaret
kanalları
bulur, alınan ve satılan malların niteliği ve fiyatları değişir,
dedikodu
gerçek ile yarışmaya başlar; kısacası, “kimya bozulur”.
“Bizi burada
seviyorlar” diyen Suriyeli aile ile “Suriyelileri linç ettiler,
kafamı
kırdılar” diyen İHH gönüllüsü arasındaki gri bölge, bu
kimyanın ve hakikatin
bölgesi.
Nitekim, Mazlum-Der’in bombalamadan birkaç gün sonra yayımladığı
rapor, saldırıdan iki gün önce, kasabada Suriyeliler ile yerliler
arasındaki
bir kavgadan söz ediyor: Kavganın
nedeni, Türk bakkal ile Suriyeli müşteri
arasında, ödeme ile ilgili bir sorun.
Bozulan kimyanın asıl
müsebbibi ise, Suriye’nin birkaç ay içinde “hallolacağını” sanıp tüm
planlarını
buna göre yapan hükümet.
Mülteci statüsü verilmeyen neredeyse 200 bin
“misafir”in huzursuzluk yaratması için bomba patlatılmasına gerek yok.
Her
sınır kasabasının kendine özgü sorunları yığılıyor.
Örneğin akrabalarını konuk
eden Ceylanpınar’da, BDP’li belediye, Rojawalı Kürtlere devletin
esirgediği
yardımı küçük bütçesiyle sağlamaya çalışıyordu, ancak bu bütçe suyunu
çekeli
çok oldu. Çadır kamplarda çıkan olaylar, ev sahibi Türklerde gitgide
yaygınlaşan, yerel yetkililer tarafından da kabul gören “burada elektrikleri,
televizyonları var, o yüzden dönmezler” bakışındaki
hoyratlık, kamp
sakinlerinin ayaklanmalarına polis müdahalelerinde kendini göstermeye
başladı.
Reyhanlı kasabası, bir
büyük hesap ile kurulmuştu:
Osmanlı, Avrupa’ya
ve ABD’ye daha fazla tarım ürünü
ihraç edecekti. Bunun için, Amik Ovası’nın verimli biçimde
kullanılması,
göçerlerin işgücünün ekonomiye kazandırılması gerekiyordu. Sıtma ise,
kalkınma
yolunda bir yan etkiydi.
Bir
buçuk yüzyıl sonra,
Reyhanlı’nın insanları, başka bir büyük hesabın figüranı.
Bu kez anahtar
kavram
kalkınma değil, “bölgesel hesaplar”. Büyük oynadığını sanan, ancak aklı
hevesine
koşut olmayan bir hükümetin hırsının yan etkisi, Reyhanlı’da patlatılan
bomba
ve ölen düzinelerce insan oldu.
Ana akım tarih kitaplarında, zorla
yerleştirmenin acı bir süreç, ama bir yandan da “gerekli” olduğu
yazılır.
Reyhanlı’da ölenlerin de “gerekli kurbanlar” olduğunun yazılacağı bir
tarih,
bizden uzak olsun.
|