Yargıtay'ı Beklerken - Y. Ziya Toker
Türk adalet tarihinde hukuk dışı uygulamaları ile yerini alan Balyoz davası; bu davaları çağrıştırmakta ama bana göre en çok Dreyfus davasına benzemektedir. İmzasız sahte düzmece ve kendine gösterilmeyen bir belgeye dayanarak davanın açılması, özel yetkili mahkemede yargılamanın yapılması, bilirkişi heyetlerinin incelemesi, basının, devletin kurum ve yöneticilerinin tutumları karşılaştırılabilecek özellikleridir. Dreyfus Davası discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg
|
Merhabalar, Silivri’nin demir parmaklıklarının ardından, beton duvarlarının içinden MEMLEKETİM Polatlı Ankara’ya kucak dolusu selamlar. 1980 yılında Hava Harp Okulundan, 1992 yılında Hava Harp Akademisinden mezun oldum. TSK ve NATO’ da çeşitli görevlerde çalıştıktan sonra 2006 yılında kendi isteğimle emekli oldum. Dedem; 7 yıl Birinci Dünya Savaşında Arabistan cephesinde ve İstiklal savaşında savaştığı için madalyalı İstiklal Savaşı gazisi, Babam; Kunuri savaşında katılmış madalyalı Kore gazisi, ben de Bosna Savaşının icra edildiği İtalya’da NATO Hava Harekat Merkezinde görev yaptım ama 11.02.2011 tarihinden beri kendi ülkemde tutsak edildim. Asrın dijital komplosu “Balyoz”davasından tam 2
yıldır tutukluyum. 2003 yılında Kurmay Albay rütbesinde ve Hava Harp
Akademisi Plan Program Şube Müdürü olarak, Akademi ders plan ve
programlarını, giriş sınavlarını hazırlamaktan sorumlu Şube Müdürü
olarak görev yapmaktaydım. VARSAYIMLARA BAĞLI ASRIN DİJİTAL KOMPLOSU İnsanlık tarihi boyunca unutulmayan büyük davalar vardır. Sokrates davası (M.Ö. 400 yıllarında), Galileo’nun yargılanması (1633 yılında), Dreyfus Davası (1894-1906 yılları) bunların en ünlüleridir. Bu davalarda suçlananların uğradıkları haksızlıklar ve yaptıkları savunmalar, insanlık tarihinin belleğinde birer hukuk abidesi olarak yer almıştır. Onları suçlayan savcılar ve onları mahkûm eden özel mahkemeler ise olumsuz yönleriyle ve yaptıkları haksızlıklar ile ibret hikayesi olmuşlar ve lanetlenmişlerdir. Türk adalet tarihinde hukuk dışı uygulamaları ile yerini alan Balyoz davası; bu davaları çağrıştırmakta ama bana göre en çok Dreyfus davasına benzemektedir. İmzasız sahte düzmece ve kendine gösterilmeyen bir belgeye dayanarak davanın açılması, özel yetkili mahkemede yargılamanın yapılması, bilirkişi heyetlerinin incelemesi, basının, devletin kurum ve yöneticilerinin tutumları karşılaştırılabilecek özellikleridir. Dreyfus Davası 1894-1906
yılları arasında, Fransız kamuoyunun ikiye bölünmesine neden olan,
hukuka aykırı siyasal bir davadır. Fransız gizli haber alma servisinin;
çift taraflı ajan olarak çalışan bir bayanın, Paris’teki Alman askeri
ataşesinin kâğıt sepetinde yaptığı öne sürülen bir araştırmada, “Fransız Milli Savunmasına ait gizli
belgelerle ilgili imzasız bir mektup bulunduğunu”açıklamasıyla
başlamıştır. Bu davaya bakan ve Dreyfus’u haksız yere mahkûm eden mahkeme heyeti, sahte belgeyi düzenleyenler, taraflı bilirkişiler ve bilerek doğruyu söylemeyenler bütün dünyada lanetlendi. Balyoz Davası Bu dava; uzun saçlı kendisini
emekli vatansever bir subay olarak tanıtan ancak kim olduğu
araştırılmayan meçhul birinin bir bavulla bir gazeteye “darbe belgeleri”getirdiği
iddiası ile başlamıştır. Emniyet ve TUBİTAK’tan alınan
teknik bilirkişi raporları eksik ve yanıltıcı olmasına rağmen, 20 Şubat
2010 tarihinde canlı TV yayını eşliğinde TSK personelinin evlerine,
işyerlerine 20-25 kişilik polis baskınları yapılmıştır. Temel İddialar 1 inci İddia;
Sözde Darbe planları (BALYOZ, SUGA, ORAJ, SAKAL, ÇARŞAF, ORAK, TIRPAN,
TESTERE) Ankara’daki Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarının
haberi olmadan bir kısım Kara, Deniz, Hava, Jandarma personeli
tarafından hazırlanmıştır. 2 inci İddia; Hazırlanan söz konusu darbe planları 1nci Ordu Komutanlığında 5-7 Mart 2003 yılında yapılan seminerde üstü örtülü olarak görüşülmüştür. Hüküm; İmzasız dijital veriler karara esas alınmıştır. Bu iki iddia ispatlanmak zorunda değildir. Dijital deliller hiçbir şekilde çürütülemez. Tüm mahkum olan sanıklar darbe planları ve sonuçlarından haberdardır. Yani; sanık 365 kişi, mahkum 325 kişinin “ilk defa 2010 yılında basında çıkınca darbe planlarını duydukları” yönündeki emniyet ve savcılıkta verdikleri ifadeleri anlamsız, mahkemede sundukları deliller ve savunmaları itibarsız, 31 tanığın ifadelerini lüzumsuz, yurt içi ve yurt dışından aldıkları 26 adet bilirkişi raporlarını geçersiz sayılmış, seminer ses kayıtlarını duymazdan hazırlanan yansıları görmezden gelinmiştir. Seminerin yapıldığından haberi
olmayan hatta çoğunluğu 1 nci Ordu Karargahına hayatı boyunca gitmemiş
273 kişi (ceza verilen kişilerin % 83 ü) seminerden önce BALYOZ, SUGA,
ORAJ, ÇARŞAF, SAKAL gibi sözde planları hazırlayıp 1nci orduya
gönderiyorlar ama seminere katılmıyorlar. Bu 2 iddia doğru kabul edilerek; Uydurma olarak hazırlanan sahte
planların ek, lahika veya cetvellerinde imza satırında ismi olanlar,
içerisinde ismi geçenler, oluşturan, değiştiren, son kayıt eden, dosya
adı gibi üst verilerinde ismi veya soyadı veya eşinin adı olanlar suçlu
yapılmış ve TSK’ nın emekli ve muvazzaf
personelinden 325 masum personeli en üst sınırdan
cezalandırılmışlardır. Çanakkale savaşında öleceğini bile
bile vatanını korumak için taarruz eden Mehmetçik gibi, emekli ve
muvazzaf TSK personeli suçsuzluğuna o kadar inanıyordu ki
tutuklanacağını bile bile Avrupa’dan, Asya’dan Afrika’dan
Avustralya’dan kısaca dünyanın 4 kıtasından ilk uçakla mahkemeye geldi.
Türkiye’de ve Dünya’da tarafsız
olanlar artık bu “davanın sahte
ve 2007 yılından sonra hazırlanmış imzasız dijital verilere dayandığı”
ve TSK’ nin ülke mukadderatında etkisizleştirildiği ve bir bölüm iyi
yetişmiş yüksek eğitimli personelin tasfiye edildiği konusunda
hemfikirdir. Davaya adını veren “Balyoz Güvenlik Harekat Planı”nın
bizzat kendisi Microsoft Office 2007 özelliklerine sahip programla
yazılmıştı. Yani 2007 yılında icat edilen programla yazılan bir planın
2003 yılında hazırlanıp görüşülmesi mümkün değildi. Sahte ORAJ Hava Harekat Planı “Balyoz Güvenlik Harekat Planı” sahte olunca zaten onun türevleri otomatik olarak sahtedir. “Ağacın bir meyvesi zehirli ise bütün meyveleri zehirlidir.” “ORAJ Hava Harekat Planı” nın da bizzat kendisi Microsoft Office 2007 özelliklerine sahip programla yazılmıştı. Yani 2007 yılında icat edilen programla yazılan bir planın 2003 yılında hazırlanıp görüşülmesi mümkün değildir. Sahte ORAJ Hava Harekat Planında ve
onunla ilişkilendirilen lahika ve cetvellerde adı olan toplam 43 havacı
personel yargılanmıştır. Bir
emekli kurmay albay yaşananlar sonucunda kendi hayatına son vermiştir. Hava Kuvvetleri personelinden 36 kişinin adı soyadı sicili rütbesi ve görevini ihtiva eden basit bilgilere sahip 2 Liste “COK GİZLİ”gizlilik derecesinde ve listenin başlıkları çok özeldir. 1. 1nci Ordu Komutanlığı Sorumluluk Sahası Hava Kuvvetleri Personeli Özel Görev Yeri, 2. Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel Listesi. 197 kişinin adı olan birinci
listeden 21 kişi, 90 kişinin adı olan 2 nci listeden 15 kişi yargılanıp
cezalandırılmıştır. Söz konusu birinci liste “CAMBRİA”, diğer liste “CALİBRİ”yazı tipi ile yazılmıştır. Bu iki yazı tipi 2003 yılında henüz yoktu ve 2007 yılında icat edilerek kullanılmaya başlandı. Yani; 2007 yılında trafiğe çıkan bir otomobil ile 2003 yılında kaza yapıp cezalandırılmanız gibi bir durumla karşı karşıyayız. Karşı delillerimiz bunlarla da sınırlı değildir. Listeler
incelenince içeriğinde 2003 yılında olması mümkün olmayan bilgilerin
kullanıldığı görülmektedir. Listede 1995 yılı Hava Harp Okulu mezunu olan ve sınıfı ve rütbesi Mühendis Üsteğmen olarak yazılan bir kişinin sınıfı 2003 yılında “Piyade”dir. Üniversitede gördüğü öğrenim sonrası 19 Ağustos 2009 yılında ise sınıf değiştirerek “Mühendis”sınıfına geçmiştir. Üniversitede öğrenim görerek 2009 yılında Mühendis sınıfına geçen birisinin 2003 yılında aslında var olmayan sınıfını yazmanın bir tek açıklaması vardır. Söz konusu personel listesi sahte olarak en erken 2009 yılında üretilmiştir. Örnek bir tane değildir. Yani sehven yapılmamıştır. Listede sınıf ve rütbeleri Mühendis Üsteğmen olarak yazılan; Hava Harp Okulu 1995 mezunu Havacı Üsteğmenler; Birisinin sınıfının 2003 yılında Uçak bakım olduğunu 2009 yılında ise sınıf değiştirerek Mühendis sınıfına geçtiğini, Diğerinin sınıfının 2003 yılında İkmal olduğunu 2006 yılında ise sınıf değiştirerek Mühendis sınıfına geçtiğini, Bir diğerinin sınıfının 2003 yılında Uçak bakım olduğunu 2007 yılında ise sınıf değiştirerek Mühendis sınıfına geçmiştir. Yani bu planları hazırlayan komplocular tarafından 2006, 2007, 2009 yıllarında doğan çocuklara 2003 yılında nüfus kâğıdı çıkarılmıştır. Bu bilgiler; Sözde ORAJ personel
listelerinin 2003 yılından sonra üretildiğinin sayısız kanıtlarından
birisidir. Eğer güncellenseydi söz konusu kişilerin rütbelerinin
Üsteğmen değil Binbaşı olması gerekirdi. Doğru olsaydı 2003 yılında
sınıflarının “mühendis”değil
“Piyade, Uçak bakım, İkmal”
olması gerekirdi. Yine söz konusu listede 2003 yılında Balıkesir ve Bandırmadaki Büyük Alışveriş Merkezlerinin Kontrolü ve Denetimi için personel planlaması yapılmıştır. Ancak 2003 yılında Balıkesir ve Bandırmada henüz büyük alışveriş merkezi açılmamış durumundadır. Balıkesir’deki büyük alışveriş merkezinin birisi 2010, diğeri 2011 yılında açılmış, Bandırma’da ise büyük alışveriş merkezi 2011 yılında açılmıştır. Sayı olarak 1-2 tane değil 287 kişilik 2 Liste de 55 adet rütbe, ad, soyadı ve garnizon adı hatası tespit edilmiştir. Harekat planı hazırlayanların hele bir kurmay albayın 287 kişilik bir listede bu kadar çok hata yapması bununla da darbeye teşebbüs edilmesi mümkün değildir. Hava Kuvvetleri personeli ile ilgili söz konusu listelerde; TSK’lerinde eğitimi en zor olan, zaman alan ve milletin kıt kaynakları ile yetiştirdiği, F-16, F-4 pilotları, kurmay subayları; İDO (İstanbul Deniz Otobüsleri), İMKB (İstanbul Menkül Kıymetler Borsası), Cezaevleri, Alış veriş Merkezleri, Üniversiteler, Tren İstasyonları, Oteller, Defin İşlemleri gibi uzmanlık alanları ile ilgisi bulunmayan havacıların fiilen yapmadığı, yapamayacağı görevlere adları yazılmıştır.
Yine ilginç olan Hava Harp Akademisinde görevli bilgisayarda yazı
yazmaktan sorumlu Sivil Kadın Memuru da 16 yıl ceza almıştır. BALYOZ davasının tarihe geçecek en önemli boyutları Balyoz davasının tarihe geçecek birçok hukuksal, siyasal, askeri ve kişisel boyutu vardır. Kanımca, gelecekte bugünlerin tarihini yazacak tarihçiler, hukukçular, siyaset bilimciler, askerler davanın çeşitli yanlarını inceleyeceklerdir. Bunlar; · Sahte CD’ler ve içerisindeki imzasız delillerle varsayımlara dayalı yargılama yapılması, · Bilirkişi raporlarındaki eksik, yetersiz ve çelişkili hususların çokluğu, · Gerçek seminer bilgileri ve diğer belgeler kullanılarak, sahte planların hazırlanması ve harmanlanarak mahkemeye sunulması, mahkemenin ise delilleri değerlendirmemesi, · Dalga-dalga tutuklamalar, taksit-taksit iddianameler, paket-paket yargı düzenlemeleri, · Polis tutanaklarının hiç değişmeden iddianame ve iddianamenin de hüküm olması, · En basit hukuk kurallarının uygulanmaması, bir gecede 163 TSK personelinin tutuklanması ve dünyanın 4 kıtasından uçarak gelenlerin dahi tutuklanarak, kaçacaklar diye hapse atılması, · Tutuklanan subay sayısı dalga-dalga artırılarak bir daha bırakılmaması · Genelkurmay Başkanı Orgeneral I.KOŞANER’in; çağdaş hukuk kurallarına uygun yargılama yapılmaması ile personelin hak ve hukukunu koruyamadığı gerekçesi ile istifa etmesi ve daha sonra Genelkurmay Başkanlığının olayları büyük bir sessizlik ve dikkatle televizyondan seyretmesi, · TSK’nin 325 personeline yasanın belirlediği en üst sınırdan cezalandırılması, hatta babalık ve kocalık haklarının alınmasına yönelik hususların hükümde yer verilerek mahkemede özellikle okunması, · TSK’lerinin kalifiye personelinin itibarsızlaştırılması ve tasfiye edilmesi, Hava Kuvvetlerinin pilotsuz, Deniz Kuvvetlerinin kaptansız bırakılması, Kara ve Jandarmanın kalifiye insan gücünün tasfiye edilerek, TSK’nın etkinliğinin ve bölgesindeki caydırıcılığının zayıflatılması, · İstanbul Barosunun hukuk mücadelesi, · Basının hukukun yanında yer alanlar ya da intikam alanlar olarak ikiye ayrılması, · Ailelerin her türlü zorluklara rağmen asla mücadeleden vaz geçmemesi, · Ama hukuki ve insani olarak en önemlisi davanın sanıkları olan hiçbirimizin suçu kabul etmemesi, mahkeme önünde diz çökmemesi ve boyun eğmemesidir. Çünkü masumduk. 16-18-20 yıl ceza almamıza rağmen İstiklal marşını, Harbiye marşını söyleyerek mahkeme salonundan ceza evine gittik. Bu husus en önemli olgu olarak tarihe geçecektir. Türk hukuk tarihine geçen bu davadan kuşkusuz çıkaracağımız dersler vardır. Bunlar; · Gerçeklere gözünüzü kapatamazsınız. Geçmişi bugünden geriye bakarak hatasız olarak kuramazsınız. Her geçen gün yalanın boyutları ortaya çıkar. · Avrupa Birliği, Almanya, ABD dahil pek çok ülkenin adalet ile ilgili kuruluşlarının hazırladığı raporlarda “deliller şüpheli”görülmesine rağmen mahkemenin bu şüpheyi görmemesi, · Özel yetkili mahkemeler, her türlü cezayı verebilirler ama haksızlık yaptıkları için vicdanlar bu cezaları kabul etmez. Sokrates’in, Galilei’nin, Dreyfus’ün, mahkemeleri gibi... · Haksızlığa uğrayan masumlar, fütursuzca yargılananlar hukuk tarihinin başköşelerinde yerlerini alırlar. · Sadece kanun yapmak yetmez, esas olan kanunların uygulanış biçimidir. · En çok aileler mağdur olmuş, en büyük zararı TSK görmüş, en büyük yarayı adalet sistemi almıştır. Devletin yöneticileri, kurumları ve yetkili kişilerin tutumları olumlu veya olumsuz olarak milletçe değerlendirilmiştir. Test edilmiştir. Bir bölümü ölmeden mezara gömülmüştür… Selam ve saygılarımla. Y.Ziya TOKER 5 No.lu CİK. C-10 S İ L İ V R İ
|
||||