Narko-Terörist Başbakan Adayı: Öcalan!-Kaan Turhan/Açık İstihbarat
Narko-terörist Öcalan’ı “solun doğal liderliği”nden, ev hapsine, oradan parti başkanlığına ve son olarak başbakanlığa yakışır “siyasi”liğe taşınması; ülkede terör estiren egemen siyasetin, terörize olmuş basını kullanarak: Öcalan olmadan olmaz propagandasını ne için yapmaktadır? Anayasa, Suriye’yle ve İran’la savaş gibi “stratejik derinlik” vizyonlu dış politika bunun arkasındaki esası oluşturmaktadır. Başkanlık sistemi için de alt zemindir. cialis coupons printable link discount prescription drug carddiscount drug coupons site printable coupons for cialissitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
******************************************
Foreign Policy' de, Hamma Mirwaisi ve Alison Buckley: “Türkiye'ye hakiki barışı getirecek Kürt lideri Abdullah Öcalan'ı Başbakan adayı olarak görme olasılığı yüksek” değerlendirmesi yapmışlar. Ve bunu duyuran da, OdaTV!
Narko-terör örgütünün, kaçırdığı kamu görevlileri için de, “esir” dememişler miydi? Esir, tutsak KCK’lılarla takas meselesi varya çünkü: süreç bunu istiyor ya: mikrofondan çıkacak sesler de buna uygun olmalı!
Narko-terörist Öcalan’ı “solun doğal liderliği”nden, ev hapsine, oradan parti başkanlığına ve son olarak başbakanlığa yakışır “siyasi”liğe taşınması; ülkede terör estiren egemen siyasetin, terörize olmuş basını kullanarak: Öcalan olmadan olmaz propagandasını ne için yapmaktadır?
Anayasa, Suriye’yle ve İran’la savaş gibi “stratejik derinlik” vizyonlu dış politika bunun arkasındaki esası oluşturmaktadır. Başkanlık sistemi için de alt zemindir.
Terör örgütü PKK’nın kaçırdığı yurttaşlarımız için yapılan tartışmalar üzerine, Erdoğan’ın danışmanıYalçın Akdoğan, buyurmuş: “Neymiş efendim, bu gelişme Öcalan’ın çağrısıyla yapıldığından bu işten Öcalan kazançlı çıkacakmış, kendisi için olumlu bir imaj oluşturacakmış... Ne olsun peki? Öcalan daha kötü görünsün, millet Öcalan’dan nefret etsin diye bu askerlerin öldürülmesi mi gerekiyordu? Kaçırılanlar onların evlatları olsa acaba bu kadar kolay ahkâm kesebilirler miydi?”1
Öcalan’ın imajı zedelenmesin diye, basına verilen mesaj alınıyor da “onların evlatları” ifadesi ne demek oluyor: onlar dediği PKK’nın kaçırdığı yurttaşlarımız! Bu yurdun evlatları yani!
Kaçırılan yurttaşlar için, bugüne kadar hiçbir şey yapılmaması, ‘takas’ gibi sakat bir anlayışla, isimlerini duymamız anlaşılır bir durum mudur? Türkiye’nin demokratikleşmesi, normalleşmesi bu muydu?
Pazarda bir sepet yumurta verip, karşılığında salatalık, bakliyat almak gibi bir durum mu var?
Teröristle, yurttaşın ‘takası’ ne demektir? Devlet olarak bittiğinizi, yenildiğinizi ifade eder. Çözüm sürecini değil, çözülme sürecini anlatır.
PKK’nın elindeki ‘esir’ler bırakılıyor, KCK’lılar da eş zamanlı salıveriliyor. Sınır dışına çıkarılacaklarmış, silah bırakılacakmış: Türkiye normalleşecekmiş!
Suriyeli Muhalifler: PKK’nın Yeni Ortakları!
Mustafa Karaalioğlu, kalemşor koronun üyesi olarak: “genel hava belli oldu: Öcalan’ın sözü yerde kalmayacak! Yani, Öcalan nasıl bir hareket tarzı istiyorsa PKK da buna uyacak. Peki,Öcalan ne diyor? Özetle şunu: Üniter yapı esastır. Artık savaş ve şiddet yok, siyaset yapılacak.Örgüt sınır dışına, yani ağırlıklı olarak Kandil’e çekilecek. Artık silah kullanmayacak ve ardından da şiddete dayalı Kürt hareketi kendisini siyaset yoluyla ifade etmenin yollarını bulacak.”2Teröristten siyasetçi yaratmak vahametinden menkul genel siyasetin yolu belli! “Şiddete dayalı” olan bir hareket, nasıl siyaset içine girecektir?
Karaalioğlu, bunları yazmadan evvel, Kandil’den Karayılan, cevabını çoktan vermişti: “mevcut koşullarda Kürt Özgürlük Hareketi’nin ilk kez, çok önemli olanakları yakalamış olması ve kendi özgücüyle çözümü zorlayacak, başarıya gidebilecek koşullara sahip olabilecek bir konjonktürel durumun gelişmiş olmasıdır… Sorunun çözülmemesinde bulunan uluslararası güçlere dayanan bir siyasetin engel olma durumu vardır. Şimdi bu koşullar tümüyle değişmiştir. Bölgeye dönük geliştirilen müdahale temelinde bölgedeki konjonktürel durum tümüyle değişmiş, Kürdistan üzerinde egemen olan devletlerarasındaki ittifaklar da en azından şimdilik bozulmuştur. Bu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin daha geniş bir manevra alanına sahip olmasını ve mücadelesini başarıya taşımanın koşulları anlamına gelmektedir… Önderliğimiz süreci, bir “köklü yenilenme süreci” olarak ele almakta ve bunu köklü bir demokratikleşme hamlesi olarak görmektedir. Radikal demokrasinin geliştirilmesinden söz etmektedir.”3 Kısaca, PKK kendi öz gücünden söz etmekte ve uluslararası politikada, Ortadoğu’daki toz dumanda: özgür Kürdistan’ının peşinde olduğunu söylemektedir.
Irak’ta bir özerk yapının varlığı, batı tarafından silahlandırılan ‘muhaliflerin’ yarattığı tahribatın, Esad’a yüklenmek istendiği bir Suriye’de; varlık gösteren Kürt hareketinin özerklik çabası PKK’yı dizginleyen bölgesel yapıyı oluşturmaktadır. Bu yapı içindeki Türkiye’nin zafiyeti de ayrıca itici güç oluşturmaktadır. Ekonomik, sağlık, istihbarî ve askeri alanlarda, ‘muhaliflere’ verilen destekle Türkiye yaklaşık 600 milyon dolar zarardadır. Bu durum: “Suriye’den yaşanan olayları, ABD’den çok Türkiye’nin, omuzladığı anlaşılmaktadır ki, ABD ve Türkiye ekonomilerinin büyüklüğü karşılaştırıldığında Türkiye’nin ekonomik anlamda Arap Baharı sürecine müdahil olarak ne kadar ağır bir yükün altına girdiği görülmektedir.”4
Tutanak Krizi ve İhanet Pazarlığı
BDP’lilerle, terörist başının görüşmesinin, Milliyet’e manşet olması ardından yaşanan: sansür, gazetelerde temizlik ihtiyacı, gerçek muhalefetin susturulması: milli bir merkezin yaşadığına ve bu milli duruşa tasfiye gerekliliği, muhaliflerin temizliğinin sürekliliğine de işaret ediyordu. Lâkin Mahir Kaynak, görüşme tutanaklarının sızdırılması konusunda yazdığı yazısında: “müzakerelerin kesilmesi her iki tarafın da kaybına neden olacağı için bunun tarafların dışında biri tarafından sızdırıldığı ihtimali vardır. Uluslararası politika duygusal değerlerle yönetilemez. Aklınızı kullanmıyorsanız vatanseverlik zannettiğiniz olgu da, bugüne kadar olduğu gibi, olayın zararınıza gelişmesine neden olabilir.”5 diyordu. Hükümet, BDP, PKK değilse; “vatanseverlik zannında olanlar” kim ya da kimlerdi?
Medyada Tasfiyeler: Sorunlu Sorumlu Arayışı
Mahir Kaynak’la aynı gün yazan Mümtaz’er Türköne de Erdoğan için şunları söylemekteydi: “Kafasında bir oyun planı var. Muhtemelen alternatif hamleleri de tasarlamış durumda. Ya çözemezse? O zaman da kimin engel olduğuna yine halkı ikna edecek.”6 Demek ki bu, gazetelerde yaşanan tasfiye/sansür kavgasında, sorumlu ya da sorunlu olacaklar hedefteydi! Halka sorumlu/sorunlu olanları gösterebilmek için; şeriatçı basın aracılığıyla, tutuklanacaklar listeleri yayınlanması da hedefin parçasıydı.
Şeriatçı basın bunları yaparken: Cumhuriyet’te, Aydınlık’ta, Milliyet’te yaşananlar da ilginçti. İstanbul’dan Hikmet Çetinkaya’nın ulusalcılara kinini kustuğu köşesinde, “sen kimsin” minvalinden sözleriyle hedefe konan ve Ankara’dan İbrahim Yıldız’ın bildirmesiyle; Mustafa Sönmez’e yaşam hakkı verilmedi! Cumhuriyet yine edebiyatçı yazarlarına yol göstermişti. Aydınlık’ı yaratan, Mehmet Sabuncu veSerhan Bolluk görevden alındı. “Aydınlık 92 Yaşında” ekinde, eski Aydınlıkçılardan Cengiz Çandar, Gülay Göktürk, Şahin Alpay, Oral Çalışlar, Gün Zileli’nin isimlerine yer verilmesi; Sabuncu ve Bolluk’un suçu oldu! Eski Aydınlıkçı Soner Yalçın ve OdaTV’si: Öcalan’lı manşetlerine rağmen, gazetede bolca anılıyordu. Bu çelişki kimsenin dikkatini çekmiyordu! Milliyet’in duayen gazetecilerden olan Hasan Pulur’a da sansür gelmişti. Pulur, yazısının yönetim tarafından yayınlanmamasına: “Benim yazım “Barış, ama barışın da şartları vardır” içerikli bir yazıydı. Apo’nun (Öcalan) tavrını anlatıyordum. Adam, “Tayyip Erdoğan’ı ben çıkardım, ben indiririm” diyor; ben de hükümete “Bu adamı muhatap alıyorsunuz” dedim. Adam, Kandil’de Bakanlar Kurulu toplantısı yapacak neredeyse!” diye tepki göstermişti.
Başkanlık yarışı, Anayasa’nın ruhuna El-Fatihâ okunması süreci, TSK’yı ve MİT’i açıktan açığa çembere alma manevraları ve Öcalan, Kandil, PKK, BDP arasındaki cambaz oyunundan çıkacak sonuç: kirli siyasal hesaplarla tek partiyi kurtarma çabasından ibarettir. Öcalan’ın Gülen’i hedef göstermesi; yeni bir AKP-Cemaat ‘soğuk savaşı’nı yaşatmaktadır. Bu karşıtlıktan yararlanmak isteyen CHP cenahı, Baykal’ın Fetullahçı okulları ziyaretiyle; TUSKON aracılığıyla, Zaman’ın ve Ziraat Bankası’nın sponsorluğuyla ABD gezisine alınan altı milletvekilinin mesajı: cemaatin yanında ve cemaatle birlikte, Amerikan hesaplarında yedek güç oluruzdur!
Yeni Anayasa Sempozyumu’na katılan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Öcalan açılımının kendisini heyecanlandırdığını ve “milletin 90 yıldır geçirdiği sosyolojik travma aşılacak. Bu heyecanın karşılıksız kalmasıysa travmayı” büyüteceğini söylemiş. Yazıklar olsun!
Anayasa yazımını Narko-terörist başbakan adayı siyasi kalem Öcalan’a bırakın: Türkiye’den öcünü alsın, siz de sorumlu olmaktan kurtulun!
Halkı, bağımsızlığı, Türklüğü iğdiş ettiğiniz; ülkeyi teröristlere ve batıya teslim ettiğiniz kafalarınızla: işte puşt düzeniniz!
1 Yalçın Akdoğan, Ölümlerden medet uman zavallı anlayış..., Star, 15.03.2013
2 Mustafa Karaalioğlu, ‘Bu iş de biterse Tayyip’e nasıl sıkıntı vereceğiz?’, Star, 11.03.2013
3 Deniz Kendal, Karayılan: Karar almamız kolay değil, ANF, 06.03.2013
4 Ahmet Gencehan Babiş, John Kerry’nin AB ile Orta Doğu Turu ve Türkiye’deki Mesajları, Türksam, 07.03.2013
5 Mahir Kaynak, Müzakereler, Star, 10.03.2013
6 Mümtaz'er Türköne, Pusuda Bekleyenler, Zaman, 10.03.2013