Siyaset19 Ekim 2004 00:00

Adam Kıtlığı - Hüseyin Mümtaz

Sistem, özellikle Türk lider istemiyor.. Hantal “Bürokrat”lar yok edilmeli, sözüne bir de böyle bakın lütfen.. Süleymaniye’de çuval.. Hantal bürokrasi yok edilmeli..Kerkük’de çuvalcı Albay Mayvill ile “çak” yakınlaşması.. Hantal bürokrasinin kafası ezilmeli..Kıbrıs’ın satışı, Ermenistan sınırı, Kuzey Irak Kürt devleti, şimdi de Dicle ve Fırat’ın paylaşılması…. Hantal bürokrasi ifna edilmeli. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialismicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

AB liderlerine 15 yıl süreceği öngörülen bir müzakere süreci öneren İlerleme raporunun “ucu açık”.. Yâni sonunda ne olup olmayacağı belli değil.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borell Viyana’da düzenlediği basın toplantısında “ulusal referandumlar yapılmasına kuşkuyla baktığını” belirterek, “Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği konusunda, tüm AB üyesi ülkelerde, genel bir referandum yapılabileceğini” söyledi.
Eş zamanlı olarak, raporun yayınlanmasından hemen sonra, on beş yıl beklemeden cümle “leş kargaları” AB müfettişi yahut sair kartvizitler altında vatan topraklarına üşüştüler.
Diyarbakır önce, Almanya Bavyera Eyaleti AB İşleri Bakanı, aynı eyaletin üç milletvekili ve bakanlığına bağlı üst düzey bürokratlarını, sonra da BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın İnsan Hakları Savunucuları özel temsilcisini “ağırladı.
Eyalet AB Bakanı Eberhart Siner, bir süre önce güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada gebertilen teröristin evine yaptığı ziyaretle ünlenen Belediye Başkanını görmeye gittiğinde; “Türkiye’nin güneydoğusunu görmek için geldik. Zaten 1989’da da gelmiştik. Zana’nın AP’de Türkçe ve Kürtçe yaptığı konuşma tüm dünyanın gözlerinin Diyarbakır’a çevrilmesine neden oldu” dedi.
“Denetlemeler” birkaç koldan sürüyordu.
Karen Fogg’un yerine gelen AB Temsilcisi Kretschmer de Tunceli’de Alevi yurttaşlarla görüştü.
“Bölgedeki nüfusun büyük bölümünün Kürt ve Alevi olduğunun kabul edilmesi gerektiğini” ifade eden AB komiseri, “Okullarda Alevi çocukların Sünni Müslümanlara göre hazırlanan din derslerine katılmaya zorlanması ve cemevi yapımı konusunda devlet makamlarının destek sağlamamasının sorun yarattığını” söyledi.
“Denetlemelerin” ardı arkası kesilmiyordu.
İlk durak “mecburen ve usuleten” Ankara ise ikinci ve asıl durak mutlaka Diyarbakır idi. AB'nin 17 Aralık'taki liderler zirvesine mesaj niteliği taşıyacak raporu hazırlamak için Türkiye'ye gelen Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye Raportörü Camille Eurlings oldukça büyük harflerle "Hantal bürokrasiyi yıkın" uyarısı yaptı.
AP Raportörü Eurlings, Avrupa Birliği'nin Türkiye'den beklentilerini şöyle özetledi: "AB, politik kararların günlük hayata erken yansımasına büyük özen gösteriyor. Bu sürecin hızında sadece politikacılar değil bürokratların da büyük payı var. Amirinden imza almak için günlerce bekleyen bürokratların sıkıntılarını gidermek için AB ülkeleri sürekli önlem alıyor. Türkiye de bu sisteme dahil olmalı. 'Müdürüm, amirim, polisim' diye diye, işlerin yürümediğinin Türk hükümeti de farkında. Devletin küçülmesi gerektiği konusunda aynı fikirde olmak güzel. Ancak uygulamada daha etkin olunması şart. AB projelerini de etkileyen bürokratik engeller bir an önce yıkılmalı."
Akepe’nin peşinde olduğu meşhur “Kamu Yönetimi Reformu” ile Eurlings’in “Devletin küçülmesi gerektiği” konusunda söyledikleri ne kadar örtüşüyor değil mi?
Örtüşen sadece o mu?
Ne diyor bay raportör?
“Hantal bürokrasiyi yıkın”..
Ya Recep Tayyip bir süre önce Kızılcahamam’daki “kampta” ne söylemişti?
“En Önemli hedef, hantal bürokrasinin direncini kırmaktır. Bürokrasi siyasetçinin hızını kesmektedir”.
Kelimeler bile ne kadar aynı, değil mi?
Yoksa asıl amaç Cumhuriyet’in temel niteliklerini koruyup kollayan “bürokrasi”yi mi yok etmek?
“Başbakanlık İnsan Hakları İzleme Kurulu”, Başbakana sunulmak hazırladığı raporda Cumhuriyet’in temel niteliklerinin, anayasanın değiştirilemez nitelikteki maddelerinin “değiştirilmesi”ni teklif etmedi mi?
Rejim, kendi bürokratlarını yaratıyor.
İçeride de, dışarıda da..
Türk kimliğini öne çıkarman yasak.. “Azınlık”san, içeride ve dışarıda azınlık olduğunu kabul edersen rağbet görüyorsun. Üzerine “nur”lar yağıyor.
Aynı bit pazarındaki gibi.
Yalnız “ufak” bir fark var… İçeride azınlık olarak “farklılıklarını” öne çıkaracaksın, kendini ifade edeceksin..
Ama dışarıda Türk olduğunu unutup çoğunluğa yamanacaksın.
Recep Tayyip’in Almanya ve Yunanistan ziyaretlerinde oradaki Türklere söylediklerinin daha mürekkebi kurumadı.
Kuzey Irak’ta Kerkük ve Telafer’de yaşadıklarımız bu genel tablodan farklı düşünülemez.
Kırmızı çizgilerin Süleymaniye’de morarmasından beri Kuzey Irak’ta Akepe Türkmenlere; “Irak’ın bütünlüğünden kopmayın, sizi Irak içinde mütalaa ediyoruz” demiyor muydu?
Barzani, Talabani’ye şapır şupur, Türkmenlere gelince “Yarabbi şükür”..Kürt kabilelerde “lider” sürüyle, Türkmenlerde  mumla arasan yok..
Öcalan kardeşler, Talabani, Barzani…şimdilerde Baydemir, Leyla ve Mehdi Zana..
Peki Türkmenlerin, Ankara’da kırmızı halıyla karşılanan, kırmızı pasaport verilen liderleri kim, var mı?
Yoksa olmaması özellikle mi isteniyor?
Türksen, öl..
Türk kimliği diye bir şey olmamalı.. Yaman, yanaş, yanaşma ol..
Ezil, sürün...
Sistem, özellikle Türk lider istemiyor.. Hantal “Bürokrat”lar yok edilmeli, sözüne bir de böyle bakın lütfen..
Süleymaniye’de çuval.. Hantal bürokrasi yok edilmeli..
Kerkük’de çuvalcı Albay Mayvill ile “çak” yakınlaşması.. Hantal bürokrasinin kafası ezilmeli..
Kıbrıs’ın satışı, Ermenistan sınırı, Kuzey Irak Kürt devleti, şimdi de Dicle ve Fırat’ın paylaşılması…. Hantal bürokrasi ifna edilmeli.
Öcalan’ın eski avukatı Medeni Ayhan’ın, Ankara Barosu’nun Genel Kurulu’nda söylediği “Kemalizm gerici ve faşist bir ideolojidir. Toplam gericilik ve eklemlenmiş gericiliktir. Kemalizmin bu topraklarda hiçbir yeri yoktur. Kemalizm statükonun çocuğudur. Kemalizm bir vebadır, mikroptur. Kürtler ayrı bir ulustur. Ben Kürt vatandaşı olarak Türkiye’de yaşayan 30 milyon Kürdün bu topraklar üzerinde kendi devletlerini kurma hakkını sonuna kadar savunuyorum. Türkiye’deki illegal ve legal partiler devrimci ve sosyalist bir geleneğe ve önderliğe sahip değildir. HADEP de böyledir. HADEP, Kemalist solculuğu yapıyor. Türkiye’nin üzerinde kurulduğu Lozan emperyalist bir anlaşmadır. Lozan’da Türkiye’yle emperyalist devletler anlaşarak diğer halkları bütünüyle reddetti. Sevr, Lozan’dan daha iyi bir anlaşmadır. Çünkü Sevr, Kürt ve Ermeni halklarını tanıyan bir anlaşmaydı.” Şeklindeki herzeleri; arkadan Şartlı Salıverilme Yasası gereğince, TBMM ve TSK’yı tahkir ve tezyif, Atatürk’ün manevi şahsiyetine hakaret, devlet büyüklerine hakaret gibi 8 ayrı suçtan hakkındaki arama kaydı kaldırılan Şevki Yılmaz’ın, Köln Başkonsolosluğundan aldığı yeşil pasaportla elini kolunu sallaya sallaya yurda dönmesi; Zana’nın ödül aldığı AP’de Kürtler için anayasal güvence istemesi…..
Hantal bürokrasi itlaf edilmeli.. Boynu vurulmalı, ayaklarından baş aşağı asmalı, sürüm sürüm süründürülmeli..
Peki bütün bunların olduğu bir ülkede siyasileri ne yapmalı?
Olup biteni uykuda, rüyada imiş gibi seyreden “vatandaş”ları ne yapmalı?
Ya Türkleri?
Ama acaba Türkler, Türk olduklarının farkında mı? 19 Ekim 2004