Sahte Kahramanlar Galerisinde Bir Şımarık Subay Kızı - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
Ece Saygun, ne zaman "tweet mücadelesi" başlattı? 2012'de! Kuddusi Okkır ölürken babası ve Ece'si neredelermiş diye sorarız... Nerede olduklarını söyleyelim. Baba, Genelkurmay Karargâhında ABD'ye yakın gazetecilerden Aslı Aydıntaşbaş'a kivi ikram ediyor, kızı da yurtdışında tatlı hayat yaşıyordu. (Bkz: Aslı Aydıntaşbaş : Ankara'da Bir Kolonoskopi Uzmanı) symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
|
Emekli Orgeneral Ergun Saygun'un Balyoz davasından aldığı cezanın infazının "sağlık sebebiyle" ertelenmesi, siyasi ve magazin boyutuyla bir hayli yankı buldu. İstenen
de zaten buydu. Olayın, kamuoyunun zihnine
siyasi bir projeksiyon olarak yerleştirilmesinde Tayyip Erdoğan her
zamanki
gibi başrolü üstlendi. Ergenekon ve Balyoz davaları, özü itibarıyla zaten bir sahne tasarımından ibaret. Usta işi sahne dekorunun önünde rol yapanların "yaratıcılığı" ise giderek alkışlanacak bir zenginliğe ulaşıyor. Sahnenin
bir tarafından "sanık" olarak
girip, diğer tarafından "gizli tanık" olarak çıkabildikleri gibi,
Ergun Saygun meselesinin siyasete ve magazine tahvil edilmesinde Tayyip Erdoğan ve Ece Saygun iyi iş çıkardılar. Kendilerini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz. Tabii medya olmasa, bu başarı taçlandırılamazdı; bu vesileyle medyayı da hararetle tebrik ediyor ve saygılarımızı sunuyoruz. Hint
melodramına çevrilen bu olayda, Ergenekon ve
Balyoz süreçlerinin mağduru olmuş kesimlere mensup kimi şahısların
naifliği,
öngörüsüzlüğü, boş kafalılılığı ve ahmaklara özgü duygusallığı ise
ayakta
alkışlanacak kıvamdadır. "Ece Saygun, babasına düşkün bir
kız çocuğu.
Ziyaret konusunda asıl Tayyip Erdoğan'ı eleştirmek lazım" Ergun Saygun'un kızını eleştirenler sanki Tayyip Erdoğan'ı eleştirmiyormuş gibi bir çarpıtma var bu yaklaşımda. Tayyip Erdoğan'ı eleştirme konusunda kendimizi kanıtlamaya girişecek değiliz; kaldı ki lütfedip kabul ederlerse, bu konuda Tayyip Erdoğan'ı değil, Ece Saygun'u eleştireceğiz. Çünkü Tayyip Erdoğan bu sürecin
başından sonuna kadar
siyasi rolü üstlenmiş bir baş aktördür. İki tavır arasındaki farkı ve çelişkiyi, "Vicdanı en sonunda harekete geçti" veya "Biz kazandık, pes ettiler; şimdi kaçacak delik arıyor" şeklinde okumak ise bir zekâ sorunudur. "Ece, küçük bir kız çocuğu" şeklinde söze başlayıp, konuyu Tayyip Erdoğan'ın "insaniliğine", "nezaketine" getirenler ise ya olayları okuyamayan sıfır numara salak, ya da Atatürkçü-ulusalcı kesimi "barış ve genel af" sürecine monte etme operasyonunda görev üstlenmiş vazifelilerdir. Kimsenin vicdanı harekete geçmiş filan değildir. Pes eden de yok. "Barış" fotoğrafına sizi de monte etmeye çalışıyorlar hepsi bu. Bunu yaparken de hiç bir engelle karşılaşmıyorlar sayenizde. Rütbesi itibarıyla, Türk Ordusu'nu temsil etmek konumunda bulunan, en azından yurtsever kesimlerce böyle algılanmak istenen bir askerin kızından ciddi ve dik duruş beklemek, çok şey mi istemektir? Lafı
bu kadar dolandırmaya hiç gerek yok aslında,
onurlu olmak bir bakıma kolaydır. Emri
vâki yapıp hastaneye geldiğinde ise bırakın
binanın dışına kadar çıkıp karşılamayı, yoğun bakım odasının kapısına
yatıp
Bunları
yapacak cesaretiniz, basiretiniz,
karakteriniz yoksa; hiç değilse yoğun bakımda tamamen steril şartlarda
tutulmak
durumunda olan babanızın odasına fotoğrafçısıyla, korumasıyla
dalınmasına
"sağlık sebebiyle"
karşı çıkacaksınız. Sonra da aşağıya inip sizden ne istendiğini ve sizin ne cevap verdiğinizi basına anlatacaksınız... Aşağıdaki sorunun cevabı Ece Saygun'da var mı...Allah korusun, babası ameliyattan sağ çıkamasaydı .. O zaman da, Tayyip Erdoğan'ın cenazesine katılmasına izin verecek miydi?Dedik
ya onurlu ve dik durmak bir bakıma kolaydır. Bu önemli sınavı şımarıkça elinize yüzünüze bulaştırmanızı eleştirenlere, sizin adınıza utananlara yüklenmeye kalkıştınız. "Tahliye zaferi, Ece'nin sosyal
medyada
başlattığı mücadelenin sonucudur" Kuddusi Okkır'ın eşinin çırpınışı
kimin umurunda
oldu? Hakkında gözaltı kararı çıkınca yurtdışındaki görevinden izin alıp teslim olan ve Silivri'den cenazesi çıkan Kâşif Kozinoğlu da "konjonktürü" kaçıranlardandı. İnsan, şöyle "genel af" ve "yeni anayasa" sath-ı mailine girilmişken ölür, öyle değil mi? Neymiş, "Herkes susarken, Ece cesaretle tweet yazmış", onun için kendisini eleştiremezmişiz! Kim susmuş? Ergenekon
soruşturmaları ne zaman başladı? Ece
Saygun, ne zaman "tweet
mücadelesi"
başlattı? Kuddusi Okkır ölürken babası ve Ece'si neredelermiş diye sorarız... Nerede
olduklarını söyleyelim. (Bkz: Aslı Aydıntaşbaş : Ankara'da Bir Kolonoskopi Uzmanı) Ergenekon sürecini başlatanlar, sayacı sıfırladı ve "mücadele" Ece'nin "tweetleriyle", "haksızlığı giderme sürecini de" Tayyip Bey'in "Komutanlarımıza haksızlıklık yapılıyor" açıklamasıyla başlatıldı. Şimdi,
koskoca bir toplumu aptal yerine koyanlar,
bizleri de "insani
asgari müştereklere taş koyan, arıza insanlar"
ilan etmeye kalkışıyorlar. Neymiş?
"Biz hiç babamızı özlemiş miyiz?" "Oturduğumuz yerden yazıyormuşuz.." O "kalemşörlük" lafını kol böreği yapıp yediririz adama.. "Siz hiç babanızı özlediniz mi?"
Bir evladın babasının sağlık durumundan endişe duymasına, bunun için mücadele etmesine söz söyleyen yok burada. Mercimek kadar beyninizle olmayan poziyonlar üretip, ileride milletvekili olma hayallerinize bizi alet etmeye kalkışmayın. Türk
Milleti, terör örgütüyle eşitlenmeye çalışılan
ordusunun tutuklu- tutuksuz askeriyle, oğlu, kızı, anası, danasıyla dik
durmasını istiyor. Türk Ordusunu temsil konumunda bulunan komutanların, evlatlarını "sosyal medya" züppeleri olarak değil; bilinçli, cesaretli, akıllı yurttaşlar olarak yetiştirmelerini istiyor. Çakalın önünde düğme iliklemesinler istiyor.. O bakımdan kimse, orta yaşı geçmiş 35 yaşındaki bir kadını "zayıf omuzlarında yük taşıyan kız çocuğu" ilan edip şımarık subay kızlarından ""kahraman" yaratmaya kalkışmasın. Esas o "zayıf omuzlar" böyle sahte bir kahramanlığı taşıyamaz. Taşıyamadı nitekim... Ne demiş Ece Saygun, Odatv'ye yaptığı açıklamada: "Bilemiyorum, benim de kafamda bu soru gidip, geliyor. Yaşanan hukuksuzluklar, adaletsizlikler babamın üzerinden çok gün yüzüne çıktı. Herkeste, "bu kadar da olur mu ya" duygusu yarattı. İlk kez herkes insani ve vicdani bir noktada buluştu. Belki ondandır!..” İstenen
tam da buydu işte. Hakikaten, "Bu kadar olur mu ya"? Ece Saygun böyle bir açıklama yapmasa, hem de bu açıklama Odatv'ye yapılmasa şaşardık zaten.. Geçiş sürecinin aktör ve aktrist kadrosu hazır. Birinci şart, cezaevinden çıkar çıkmaz Ayşe Arman'ın kucağına oturup sıska kıçınızla şuh kadın pozu vermek, İkinci şart, cezaevinden çıkar çıkmaz, "davet üzerine" ABD Büyükelçiliği'nin resepsiyonuna koşmak, Üçüncü şart, "Öcalan şu anda hangi kitabı okuyor" şeklinde teröristi meşrulaştırıcı haberler yapmak, "Siz hiç babanızı özlediniz mi" şeklinde yazılarla ucuz devrimci romantizmine yatmak.. Dördüncü şart, bütün turuncu devrimlerde olduğu gibi mücadeleyi "sosyal medya" boyutunda sürdürmek.."Babammm yaa..Öptüm yaa!!" şeklinde cıvıklılar yapabilmek.. Ayşe Arman'ın tornasında şekil
aldıktan sonra bu
aşamalardan geçmemek imkansızdır. Bundan sonraki vazifenizi de yazalım: Tayyip Erdoğan ile "insani noktada" buluştuktan sonra, bu kirli işbirliğine karşı çıkanlara ortak cephe alacaksınız. Gücünüz yeterse şayet, bizleri neredeyse Ergenekon sürecinde yaşanan hukuksuzlukların, haksızlıkların, insanlık dramlarının sorumlusu; yeni partneriniz Tayyip Erdoğan'ı da "bu zulmü ve haksızlığı durdurmaya çalışan adam" ilan edecekseniz.. Biz bu oyuna gelirsek tabii.. Dedik ya, "kalemşör" lafını kol böreği yapıp yediririz diye.. "Ziyaret
meselesi, ulusalcıları birbirine
düşürdü. Birbirimizi eleştirir konuma düşmek iyi olmadı" İyi olmadığı doğru.. Ama
şayet, Tayyip Erdoğan'ın siyasi amaçlı bu
ziyaretine fırsat verilmeseydi, böyle bir ayrılık da ortaya çıkmazdı.
|
||||