Her Şeye Rağmen Hakkımı Helal Ediyorum- Fatma Sibel Yüksek
Ve gönül isterdi ki Mehmet Ali Birand gibi bir gazeteci, "Çok seslilik", "Çok kültürlülük", "Açılım" vs. adı altında yaldızlanan büyük tasfiye planının; içinde bizim de, kendisinin de, oğlu Umur'un, torunu Umberto Ali'nin, Kürtlerin, Türklerin, HEPİMİZİN toptan tasfiyesini hedefe koymuş bir "Türkiye'yi tasfiye planı" olduğunu görebilseydi; görmek isteseydi... *************************** escitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
Mehmet Ali Birand, Avrupa Birliği tarafından yetiştirilmiş, olaylara batının gözlüğüyle bakan, sömürgeci ve bölücü politikaları geniş kitlelere tatlı dil, güler yüz ve sabırla anlatan bir gazeteciydi.
Doğuştan elit, kin tutmayan, bize "liberallik" maskesi altında dayatılan faşizmin içinde yer almayan bir adamdı. Burjuva köklerinden olsa gerek, sonradan "burjuvalaşan" ve "liberalleşen" sucuk bayilerinden değil, gerçeğe yakın liberallerdendi.
Ölümünden kısa bir süre önce "Kürt politikası", "İmralı süreci" veya "açılım" denilen Türkiye'yi tasfiye planına giderayak önemli katkılarda bulundu. Cenazesi ile ilgili haberlerde, mezarına eşi tarafından Erbil'den getirilmiş toprağın atıldığı yazıldı.Demek ki vasiyeti böyleydi.
Gönül isterdi ki Mehmet Ali Birand gibi iyi yetişmiş; sevgi, saygı ve itibar görmüş bir gazeteci, mezarına Kerkük'ten, Musul'dan getirtilen toprağın atılmasını vasiyet etsin..
Ama Mehmet Ali Birand, kürtçülüğü bir bölücülük meselesi olarak değil, bir "çok kültürlülük", "özgürlük", "demokrasi" meselesi olarak görüyordu. Öyle inandı, öyle yaşadı. İnançlarında samimi olduğu kuvvetle muhtemeldir, çünkü çelik tencere bayiliğinden genel yayın yönetmenliğine hükümet kararnamesi ile atanmış tipler gibi, "Bir köşe daha kapsam da oradan da maaş gelse" çakallığına ihtiyacı olmayan, doğuştan varlıklı bir adamdı.
Ve gönül isterdi ki Mehmet Ali Birand gibi bir gazeteci, "Çok seslilik", "Çok kültürlülük", "Açılım" vs. adı altında yaldızlanan büyük tasfiye planının; içinde bizim de, kendisinin de, oğlu Umur'un, torunu Umberto Ali'nin, Kürtlerin, Türklerin, HEPİMİZİN toptan tasfiyesini hedefe koymuş bir "Türkiye'yi tasfiye planı" olduğunu görebilseydi; görmek isteseydi...
Mehmet Ali Birand ve onun gibi düşünenlerle bizlerin fikren uyuşabilmesi asla mümkün değildir. "Kör öldü badem gözlü oldu" ikiyüzlülüğüne başvuracak da değiliz ama insanlık yiğidi öldürüp hakkını vermeyi gerektirir.
O bakımdan, Mehmet Ali Birand'ın sakin, nazik, empati yapabilen, dinlemeyi bilen, anlamaya çalışan, herkesin söz hakkına saygı duyan, alçak gönüllü bir adam olduğuna ben de şehadet edeceğim.
Muhabirlik yıllarımda kendisiyle hep yurtdışı görevlerinde karşılaştım. Çoğu kalantor üst düzey gazeteci gibi muhabirleri koşturup, onların emeğiyle edinilmiş bilgileri ekranda kendi bilgileriymiş gibi satan bir adam değildi. Tıpkı bir muhabir gibi çalışır, bizlerle beraber koşturur, notlarını paylaşır, kendi alamadığı notları bizden tamamlardı.
İnanılmaz bir çalışkanlığı vardı. Yerinde oturduğu görülmüş değildir. Avrupa'nın bütün havalanlarında günün ve gecenin hangi saati olursa olsun Mehmet Ali Birand'la karşılaşırdınız. Bir gün, Londra'nın devâsa havaalanı Heathrow'da çıkış kapısını kaybedince uçağı kaçırma tehlikesiyle burun buruna geldim. Baktım önden ayağı aksak bir adam hızlı hızlı gidiyor, "Hah! Bu Mehmet Ali Birand" deyip peşine takıldım...
Yurtdışında en son gecenin bir vakti Münih Havaalanı'nda karşılaştık. Oslo uçağını bekliyordu, ben de Lüksemburg uçağını. Soğuk insanın burnunu donduruyordu, havaalanı buz tutmuş, bazı uçakların rötarlı kalkacağına dair anonslar yapılıyordu. O soğuk koltuklarda karşılıklı oturduk. Kafalarımızı ikide bir düştü. Bir Mehmet Ali Birand uyudu, bir ben uyudum.
Yıllar sonra, Ergenekon operasyonları başladığında, herkesin yargısız infaz ve linç için sıraya girdiği bir ortamda 32. Gün programına çağırdı beni. Bu tavrından dolayı Cengiz Çandar gibi "demokratların" saldırısına uğradı. Cengiz Çandar adlı bu büyük demokrata göre, Ergenekon sanıkları ve yakınlarına hiç bir ortamda söz hakkı verilmemeli, tek taraflı yargısız infazlar yapılmalıydı.
Eleştirilere kulak asmadı. Daha sonra üç kez daha çağırdı programına. Böyle dürüst bir demokrat tavırda Rıdvan Akar'ın da rolü olmuştur muhakkak.
Ve Mehmet Ali Birand artık yok.30 yıldır her gün duyduğumuz, bazen kızdığımız, bazen güldüğümüz, bazen "doğru söylüyor" dediğimiz o ses artık hayatlarımızda olmayacak.
Okuduğu metnin içinde yazanlarla ilgili hiç bir fikri olmayan mankenden, sosyete güzelinden bozma tiplerle idare edeceğiz.
Ülkemizin başına büyük bir felaket sarılırken, şehit kanıyla kazandığımız topraklarımız alçakça oyunlarla liğme liğme edilirken, büyül önder Mustafa Kemal'in mirası olan bağımsız ülkemiz, bayrağımız ayaklar altında çiğnenirken Mehmet Ali Birand gibi kratı yüksek bir gazeteci daha doğru şeyler yapamaz mıydı? Yapmasını isterdik...
Herşeye rağmen, ben bu günlerde ağır ihanetler gören, linçe tabi tutulmuş, acılar çeken bir ulusalcı, bir Kemalist olarak, Mehmet Ali Birand'a hakkımı helal ediyorum. Kişisel irademdir, vebali boynuma.
Allah rahmet eylesin Mehmet Ali Birand...