|
|
Türkiye
, mizahın ve edebiyatın düşmanı bir ülke. Gerçeği yorumlayarak hakikate
dönüştüren bu sanatlar gerçeğin kuru ve sinematografik olmayan doğasını
yorumlayıp, soslayıp tüketilebilir hale getirirler.
Vücudunda dört zehir çıkıp ta zehirlenilemeyecek tek ülke olan
ülkemiz ise binbir garabeti ile; gerçeğin hiç bir yoruma,
süslemeye, dramatizasyona ihtiyaç duymadan ham kesim hali
ile izlenebileceği bir vatandır. Tanrı'nın hiç montajlanmaya
ihtiyaç duyulmayan, "director's
cut" ham
kader filmi gösterilir topraklarımızda.
Savcının mütalaasının açıklanacağı gün olarak ilan edilen 13
Aralık günü "Ergenekon"''da duruşma salonunda yaşananlar buna
güzel bir örnek. Doğal akışı içinde aşağıda
dikkatinize sunuyoruz.
****************
Sanıklar, mahkeme salonunun dışında toplanan yoğun kalabalık nedeni ile
salona zor girebildi. Bu kadar ciddi bir kalabalığı beklemeyen
Jandarmanın gerekli tedbirleri almakta zorlandığı gözlendi. Türkiye
Gençlik Birliği (TGB) üyesi gençler, yol üzerinde trafiği düzenlemeye
çalıştı.
Duruşma salonunun hemen dışındaki bekleme salonunda, uzun süredir
birbirini görmeyen tutuksuz sanıkların birbiri ile hasret gidermesi ve
eski tutukluluk günlerini yadedmesi, "Ergenekon'un pilav günü"
yorumlarına sebep oldu.
Günlerdir basın tarafından "karar
günü" olarak lanse edildiği için ilginin yoğunlaştığı
bugünde bir çok ünlü tanınmış simayı görmek
mümkündü. "Ergenekon"'a son dönemde monte edilen Ayşe Arman'ın
, en son yazısından anlaşıldığı üzere, "kaportayı cilalayıp, kocasına
metres olmak" için Dubai'de olduğu için duruşmaya
katılmadığı, o çok ihtiyaç duyulan manevi desteğini veremediği görüldü.
CHP geniş ve ilgili bir kadro ile temsil edilirken, MHP'nin varlığı
Deniz Bölükbaşı'nın "buradayım
ama çok da heyecanlı değilim" yüz ifadesi ile somutlaştı.
Duruşma başladığında, salona tutuklu sanıkların girmesi ile birlikte
seyirci sıralarından alkışlamalar başladı. Tuncay Özkan ve Mustafa
Balbay ele ele tutuşarak seyirciyi selamladı. Bu sırada sanık ve
seyirci sıralarından, "Adalet İstiyoruz" , "Türkiye sizinle
gurur duyuyor" sloganları atıldı.
Balbay:
"Biz burada
çürümüyoruz. Sizinle beraber adaleti tüm Türkiye'ye yayacağız"
Bu arada Yalçın Küçük'ün konuşma yapan ve slogan atan
sanıkları zaman zaman eli ile ağızlarını kapatarak sakinleştirmeye
çalıştığı dikkat çekti.
Savcılar ve mahkeme heyeti salona girdi.
Sanıkların mahkeme heyeti salona girdiğinde ayağa kalkmadığı görüldü.
Danıştay cinayetinden hüküm giyen Alparslan Arslan kolunda iki ,
çevresinde iki jandarma salona getirildi.Sanıklar alanında , diğer
sanıklardan Danıştay hükümlüleri için ayrılmış özel alana getirildi.
Alparslan Arslan'ın diğer duruşmalarda da olduğu gibi,
yürümekte zorlandığı görüldü ve yoğun ilaç almış insanlarda
görülen bir ifadeye sahipti.
Avukat sıraları tamamen doldu.
Duruşmayı mahkeme başkanı Özese açtı.
"Mütalaanın
tamamlanmadığı , mahkemeye bir ön rapor verdiği görüldü"
Daha sonra mahkemeye gelen ve daha önce yazılan yazılara verilen
cevapları okumaya geçen Özese 'nin, davayı başka bir dava ile
birleştirdiklerini açıklayıp, birleştirdikleri davanın iddianamesini
okunacağını açıklaması ile güne damgasını vuran olaylar silsilesi
başladı.
Savcının mütalaa vermesini beklerlerken, birden yeni bir dava ile
davalarının birleştirildiğini duyan sanıklar ve avukatlar mahkeme
heyetine tepki verdi. Avukat sıralarından, kendilerine bu iddianamenin
tebliğ edilmediği itirazları yükseldi. Özel yetkili mahkemelerin
yapılan yeni yasal düzenleme ile yeni dava kabul edemeyecekleri, bu
birleştirmenin kararının hukuk dışı olduğu sesleri yükseldi.
Özese avukatların sözlü itirazlarını yazılı dilekçe ile vermelerini
istemesine rağmen , itirazlar sürdü. Avukatlar mahkeme heyetine
savunmanın sözlü olması gerektiğini hatırlattı. Özese, gittikçe ısınan
atmosferde ayağa kalkarak mahkeme heyetine itirazlarını sürdüren
avukatları susturmayı başaramayınca duruşmaya ara verdi. Seyirci
sıralarından yuh sesleri yükseldi.
Başladıktan çok kısa süre sonra verilen ara yaklaşık 2 saat sürdü.
Mahkeme heyetinin, ara karar vermeyeceği halde, bu kadar uzun süre ara
vermesi, seyirciler arasında çeşitli yorumlara sebep oldu. Mahkeme
heyetinin Ankara'dan talimat beklediğinden tutun da, dışarıdaki
kalabalığın dağılmasının beklendiği için heyetin davayı uzatmaya
çalıştığına kadar bir çok yorum yapıldı.
İki saat sonra tekrar tutuksuz sanıklar , seyirciler ve avukatlar
salona alındı. Avukatlar, ilk celsede yaşananlar sonrasında, ortak bir
tutum belirlemek için biraraya gelerek durum değerlendirmesi yapmaya
başladı.
Avukatların toplu olarak salonu terketmek ile salonda kalarak savunmaya
devam etmek seçeneklerini değerlendirdikleri öğrenildi. Avukatların
değerlendirilmesi sonrasında, daha önceki duruşmalarda mahkeme heyeti
ile yaşadığı tartışmalardan dolayı mahkeme tarafından duruşmalardan men
edilen avukat Vural Ergül'ün salondan ayrıldığı görüldü. Vural Ergül'ün
salondan ayrılmasına bir kısım avukat, "niye ayrılıyor, ayrılma kararı
almadık ki, kim aldı bu kararı" şeklinde tepki gösterdi.
Fakat bir kaç avukat dışında bütün avukatlar salonda kaldı.
Daha sonra tekrar salona dönen Vural Ergül konu ile ilgili
mealen şu açıklamayı yaptı:
"Mahkeme
heyetinden, içeriden talep geldi. Mahkeme heyeti , salondan çıkmazsam
avukatlara söz hakkı verilmeyeceğini bildirmiş avukatlara. Ben de bunun
üzerine, mahkeme heyetine bahane vermeyim diye ayrıldım. Fakat görüldü
ki, benim ayrılmamın istenmesi bahane imiş, mahkeme
heyeti yine söz vermedi"
Yaklaşık 2 saatlik aradan sonra mahkeme heyeti salona tekrar geri
döndü. Daha önceki celsede, hiç bir avukata söz vermeyen mahkeme
başkanı Özese, bu sefer duruşmaya bir avukata özellikle söz vererek
başladı. Bu avukatıın, davaya dahil edilen iddianamedeki sanıkların
avukatı olduğu anlaşıldı. Bu avukattan sonra diğer avukatların söz
istemeye devam etmesi üzerine mahkeme başkanı sözlerini kesti.
Avukatların seslerini yükselterek, ayağa kalkıp söz istemeye devam
etmesi üzerine Özese'nin tutanaklara geçmek üzere
"avukatların
taleplerinin olmadığı görüldü"
ifadesini kullanması salonda gülüşmelere sebep oldu ve avukat
sıralarından protestolar arttı.
Bu aşamada salonda tam bir keşmekeş hakimdi. Bir yandan üye hakim
Haşıloğlu, Özese'nin talimat ı doğrultusunda davaya yeni eklenen
iddianameyi okumaya çalışırken, diğer yandan avukat sıralarından
itirazlar yükseldi.
Sonunda mahkeme heyeti Özese avukatlar arasından, Veli Küçük'ün kızı
av. Zeynep Küçük'e söz vermeye karar verdi.
Zeynep
Küçük:
"Avukatlara
gerekli söz hakkını vermeden iddianameye geçme kararı verdiniz.
Yeni yasa
değişiklikleri ile ek iddianame ekleyemeyeceğiniz halde bu kararı
verdiniz.
Avukatlara
jandarma ile gözdağı vermeye çalışıyorsunuz
(Açık İstihbarat:
İkinci celseye başlandığında, avukat sıralarının önünde bir dizi
Jandarma , avukatlarla mahkeme heyeti arasına yerleşti)
Kamuoyunu yok sayarak, dışarıdaki yüzbinleri yok sayarak açık yargılama
yaptığınızı iddia ediyorsunuz.
iddianame 2 gün
önce sunulmuş, yasaya göre 7 günlük süreye uymuyorsunuz"
Özese:
Mahkeme heyeti
kimseyi tehdit etmez.
Sanık
sıralarından bir ses:
Nasıl etmez.
Zekeriya Öz istediğimizi yapmazsan 1 saat içinde oğlunu tutuklatırım
diye tehdit etti beni
Özese :
Dinlemek istemeyen
avukatlar çıkabilir.
Seyirci
sıralarından da protestoların yükselmesi üzerine Özese seyircilerin
duruşma salonundan çıkarılması talimatını verdi. Salondaki karmaşa
ortamı giderek arttı. Bütün bu karmaşa ortamında üye hakim Haşıloğlu
iddianame okumayı sürdürmeye çalıştı.
Basın
sıralarında oturan Süheyl Batum mahkeme heyetine seslendi:
"Sayın Hakim; siz
kendi okuduğunuz iddianamei duyuyor musunuz? Sizin kararı önceden
verdiğiniz belli"
Avukat
sıralarından bir başka ses:
"Başkanım
duyamıyoruz, daha sesli okuyun"
Salonda düzenin yine sağlanaması üzerine 1 saat geçmeden Özese yine
duruşmaya ara vermek zorunda kaldı. Mahkeme başkanı ve üye hakim salonu
terk ederken, kıdemli üye Haşıloğlu belli bir süre salonda oturmaya
devam etti.
Milletvekilleri arada avukat Zeynep Küçük'ü , "kısa ama etkili
konuşmasından" dolayı tebrik ettiler.
Sembolik bir diğer
karede, sanık bölümünden biraz daha ileriye giderek kendisi ile
tokalaşmak isteyenlere yaklaşmak istemesi üzerine, emekli Genelkurmay
Başkanı İlker Başbuğ'a görevli Jandarma yarbayı tarafından izin
verilmedi.
Aradan sonra 3:17'de duruşmaya tekrar başlandı. Bu celse ile birlikte ,
tekerlekli sandalyesi ile emekli albay Arif Doğan'da tutuksuz sanıklar
bölümündeki yerini aldı.
Mahkeme başkanı Özese, bu sefer celseye, Genelkurmay Başkanlığı'ndan
disk incelemesi ile ilgili gelen bir yazıyı okuyarak başladı.
Avukatlara bu yazınınn okunması sonrasında söz verileceğini açıkladı.
Avukatların söz alma ısrarı sürdü.
Özese:
Avukatlar her
duruşmada konuşamaz.
Özese'nin hukuk tarihine geçecek bu sözleri sonrasında avukat
sıralarından yine protesto sesleri yükselmeye başladı.
Özese :
Buyrun oturun, söz
vermiyorum
Bir Avukat:
Siz izin
vermiyorum diyorsanız. önce savcıdan mütalaa alın, sonra karar verin.
Bu arada savcı Pekgüzel söz almaya çalıştı. Başkan Özese , Pekgüzel'e
de söz vermedi.
Özese :
Belgeler
okunduktan sonra söz hakkı vereceğiz.
Özese'nin daha önceki celselerde , "yeni
iddianameyi okuma" ısrarından vazgeçtiği görüldü.
15:28'de duruşmaya yine ara verildi.
Bu ara sırasında, seyirciler sırasında oturan CHP kadın kollarına üye
bir kadın seyirciyi çıkarmak isteyen Jandarma üyeleri ile CHP'liler
arasında sert tartışmalar yaşandı. Jandarma, celse aralarında
seyircilerin dışarı çıkması kararı alındığı için CHP'li kadının
çıkarılması konusunda ısrar ederken, CHP'liler bunun yasal olmadığını,
böyle bir şey yapılamayacağını belirterek Jandarmayı engellediler.
İlglii jandarma komutanının gelip duruma müdahale etmesi ile tartışma
yaşandı ve CHP'li kadın üyenin salonda kalmasına izin verildi.
Ara verilen duruşmaya 4:21'de tekrar başlandı.
Özese :
Mahkemeye ulaşan
belgelerin zapta geçmesinden sonra savcının mütalaası istenecek ve
avukatlara söz verilecek.
Savcı Pekgüzel mütalaasına yeni birleştirilen davanın sanıklarına
yeterli süre verilmesini talep ederek başladı. Pekgüzel savcılık makamı
adına okuduğu mütalaasında , duruşmada tanık olarak dinlenemeyenlerin
ifadelerinin okunmasının yeterli olacağı görüşünü savundu. Pekgüzel;
daha önceki duruşma tutanaklarından bir dizi karar maddesi okuyarak ,
bu kararlar sonucu yazılan yazıların akıbetinin sorulmasına ve firari
sanıkların yakalama kararlarının akıbetinin sorulmasını talep etti.
Pekgüzel'in
mütalaasını okumasının ardından Avukat Celal Ülgen'e söz verildi:
Mahkemenize
imzalanmış 5 adet dilekçe sunduk. Geldiğimiz aşamada toplanmamış
kanıtlar olduğunu söyledik.
Bizler 1 nolu
Ergenekon davasının delillerini, tutanaklarını inceleme olanağı
bulamadık. Sanki biz incelemişiz gibi duruşmalar devam edildi. Öğrenin
1. Ergenekon davasında bir şema var. Tuncay Güney'in ifadeleri var.
Bunları hiç değerlendiremedik.
Sonra
bazı kısımları kapalı olarak bu şemalar bize verildi. Bu şema kanıtsa
üstü neden ortuluyor? Mahkeme değer veriyorsa, bu ismi örtülen kişiler
niye çağrılmadı.
Bu
şema ile 2. Ergenekon davasının ne ilgisi var? Bunu bizim savcılarla
tartışmamız, sizin bu tartışmada hakem olmanız lazım. Siz sentez
makamınısınız, savcı değilsiniz.
1. Ergenekon
davası sırasında dijital verilere ulaşmak çok hoyratça olmuştur. Delil
sağlıkları ve bütünlüğü korunmamışsa bu delill değildir. Bunu
huzurunuzda tartışmamız lazım.
Siz, avukatlar çok
kalabalıksınız diye söz vermiyorsunuz bir söz verin bakın avukatlar
kendi aralarında otokontrolü nasıl sağlayacak.
Av. Dizdar:
Bir takım arkadaşa
söz verilmez. Herkesin söz alması lazım.
Çağrılan tanıklar
var, eğer o tanıklardan vazgeçilmediyse o tanıkların dinlenmesi lazım.
(Tutukluluğun
makul süresi konusunda AİHM kararlarından örnekler verdi.)
Tutukluluk bir
tedbirse , bu tedbir gayeye erişti. Eğer davaları birleştirirseniz bu
süre daha da uzar.
Av.
Hüseyin Ersöz
Ceza Muhakemeleri
Usul Kanunu'nun 215. maddesini size hatırlatmaya gerek yok.
Delillerin
tartışılması için makul süre talep ettik. 15 dk verdiniz.
1 müvekkilim de
olsa, 10 tane de olsa 15 dakikaya sığdırmam istendi.
Bilirkişi
talepleri , tanık talepleri istemiştik ama cevap verilmedi. Eğer red
kararı bile verseydiniz, huzurda bulundurarak dinletecektim ama olmadı.
Levent
Göktaş'ın ofisinde bulunduğu isnat edilen 51 nolu DVD'nin polis
tarafından ofisine bırakıldığına tanıklık edecek bayan avukat
dinlenmedi. Eski bir emniyet müdürünün eşi olan bu avukat , bu yönde
bir konuşmaya bir resepsiyonda şahit olduğunu anlatacaktı.
Mehmet Çelebi
teğmen gibi, Vural Vural'ın telefonuna da yasadışı yükleme yapıldığının
tespitini istedik, kabul edilmedi.
Kameralarla
dinleniyoruz mikrofonlarla dinleniyoruz, müvekkilimize vermek
istediğimiz belgeler jandarma ve mahkeme heyetince kontrol ediliyor.
İddianamede
Gizli Tanık 9'un ifadeleri , Osman Yıldırım'ın ifadelerini doğruluyor
yazılmış. Sonra ortaya çıkıyor ki, 9 nolu gizli tanık aynı zamanda
sanık olan Osman Yıldırım.
Bugün
ayrıca mahkemenize 2008-2009'da ulaşan belgelerin dosyaya bugün
konulduğunu öğreniyoruz. Benim de o belgeleri görmem ve değerlendirmem
gerekiyor.
Bundan sonra
aşamada mahkemenizin adil bir yargılama yapılacağı kanaatinde değilim.
Av. Dilek
Helvacı (Haberal ve Hurşit Tolon'un avukatı)
Bu mahkemede, CMK
ve AİHS'ne aykırı olarak savunmanın kısıtlandığını gördük.
Son yasa
değişiklikleri ile, mahkemeniz geçici hale geldikten sonra, mahkemeniz
sadece savunma hakkını kısıtlamıyor, aynı zamanda susturmaya çalışıyor.
İddia makamı ile
özdeşleşmiş görüyoruz sizi.
Özese :
İddia makamı ile özdeşleşmeyiz merak etmeyin
Bugün
"robocoplarla" üzerimize saldırıldı.
Ayrıca bariyer
koymanız CMK'ya aykırı. Jandarma ve mahkeme belgelerimizi inceleyemez.
Tavandan uzatılan mikrofonlarla bizi dinleyemez.
(Açık
İstihbarat: Avukat, "Ergenekon" duruşmalarına
özgü, dünyada hiç bir örneği olmayan , avukat ve sanık sıralarının
üzerine tepeden sarkıtılan mikrofonları kastediyor. Toplam 14 tane
mevcut. Bu söze Özese'nin verdiği aşağıdaki tepki, bu mikrofonların
hangi amaçla kullanıldığını kanıtlıyor.)
Özese
: Avukat hanım, zaten mikrofonlardan bir şey duyulmuyor.
Zaten dinlemeye
vaktimiz yok.
(Sanık
ve seyirci sıralarından gülüşmeler)
Bir Başka
Söz Verilen Avukat:
Taleplerimizi bile
almıyorsunuz. Dosyaya ibraz edilen belgelerin 4 yıl boyunca saklanması
hukuka aykırıdır. Saklanan bu yazıların MİT ve Genelkurmay'dan gelen
belgeler olması ayrıca dikkat çekicidir.
CMK 177'e göre
tanıkları reddediyorsanız bunu da bilmemiz lazım.
Başbakanın savcısı
olduğu bu dava siyasi bir davadır.
Tutukluluklarla
ilgili gerekçeleri hala sunmamanız baskı altında olduğunuzu gösteriyor.
Av. İlkay
Sezer : (İlker Başbuğ - Hurşit Tolon avukatı)
Bizleri burada
şeklen bulunuyormuşuz hissine kapılmamıza sebep olan uygulamalarınız
var.
Silahların
eşitliği ilkesini göremiyoruz bu salonda.
Siz bize
taleplerimizi yerine getirme hakkı vermediniz.
Ankara Emniyeti ne
dedi? - 125 tane CD buldum. Sonra ne oldu? 134 tane CD çıktı. Aradaki
farkı araştırdınız mı?
Şu tanıkları
dinleyelim dedik. Hangi tanıklarımızın dinlenmeyeceğini halen
öğrenemedik.
Mikrofonlardan
şikayet ettiğinizde sizin yanınızdaki üye bu mikrofonların aleniyeti
sağladığını söylemedi mi?
Müvekkilim ile
görüşmeme izin verilmiyor bu salonda. Hangi kanun maddesi ile
yapıyorsunuz bunu söylemiyorsunuz.
Mahkemenin
tavrının değişmesini bekliyorum. Ben bu yargılamanın parçası değilim
ama tarihe not düşmek için buradayım.
Av. Ahmet
Çörtoğlu (Tuncay Özkan avukatı)
Tanıkların
dinlenmesi aşamasında biz bu yargılamanın parçası olarak hissetmedik
kendimizi. Siz hiç avukatla müvekkili arasına sıralar, engeller koyan
bir yargı gördünüz mü?
Eğer maddi gerçeği
bulmak istiyorsanız, bu delilleri değerlendirmek zorundasınız.
Siz sadece eski
davaları devam ettirmek için varsınız, yeni dava ile
birleştiremezsiniz.
Vural Ergül burada
otururken, içeriden haber gönderdiniz, Vural Ergül çıksın diye. Demekki
içeriden izliyorsunuuz.
Bizden önce
sanıklara söz vermeniz lazım. Esas olan sanıkdır.
***********************
Tanık olduğumuz kısmı itibarı ile yaşananları mümkün olduğu kadar
birebir aktarmaya çalıştık.
Ülkenin üzerine çökmüş bu akılsızlık ve ahlaksızlık
karabasanı bir gün kalkar da, bir nesil çıkar , bu kuru
notlardan bir damla ders çıkar umudu ile not düşelim istedik.
Açık
İstihbarat
|