Siyaset1 Ekim 2012 00:00

Dün 'Türkiye' Oradaydı..Hem Yürüdük, Hem Ağladık-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat

"Sayın Başbakanımız" diye pankart açanlar, "Ergenekoncu'lar", varoşlardan gelmiş yaşlı insanlar, bedensel özürlüler, Balyoz'dan hüküm giymiş subaylarımızın yakınları, inşaat işçileri, temizlik şirketi çalışanları, lüks marka otomobil bayileri, sanayiciler, sanatçılar,seyyar satıcılar, ayakkabı tamircileri, galeri sahipleri, Rumlar, Kürtler, Ermeniler.. Hepimiz, tüm Türkiye.. dün Taksim meydanında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda yapılmak istenen "ölümcül değişikliği" protesto ettik. "Dostlarımızı bizden ayırmayın" diye haykırdık. "Onlar yoksa biz de yokuz" diye rest çektik...  cialis coupons printable link discount prescription drug cardkamagra kamagra wikipedia kamagra gel

**************************

Hepimiz oradaydık..."Aynı bağın gülleri"...Başörtülüler, ellerinde hadislerle gelmişlerdi. Allah'ın verdiği canı sadece Allah'ın alabileceğini haykırdılar. Şehit aileleri vardı, "Şehidimize sahip çıkmayanlar, sokaktaki hayvana sahip çıkar mı" pankartının altında gözyaşı döktüler...

Türkiye'de herşeyin iyi gittiğini savunanlar oradaydı. "Sayın Başbakanımız bu haksızlığı ancak sizin vicdanınız durdurabilir" yazılı koskoca bir pankart açtılar..

Biz oradaydık. Behiç, ben, yıllardır "Ergenekon" cenderesinde öğütülmeye çalışılanlar..." Sayın Başbakanımız ancak sizin vicdanınız durdurabilir" pankartına ters ters bakarak girdik saflara...

Punkçular, anarşistler, emocular, üniversite öğrencileri, ev kadınları, hekimler, avukatlar,esnaf, çocuklar, sporcular, işsizler...

Ayağı terlikli, başı yaşmaklı teyzeler de oradaydı; "louis vuiton" marka çanta taşıyan Etiler sosyetesi de..

Beşiktaş'ın taraftar grubu Çarşı iyi bir "ses"desteği verdi mitingçilere. Bizim beş slogandan sonra sesimiz kısılırken, onların sesi mitingin sonuna kadar gür çıktı. Alışkındılar maçlardan..

Hayvan getirmek yasaktı, yasağa herkes itinayla riayet etti. Sadece bir kaç sevimli kedi ve köpek getirilmişti ki onlar da belli ki bu tür ortamlara alışkındılar, hiç ürkmediler.

Elinde Taraf gazetesiyle gelen de vardı, Aydınlık gazetesiyle gelen de. Birbirlerini yan gözle süzdüler ama "Ölüm yasasına hayır" sloganı atılmaya başlanınca hep birlikte haykırdılar.

Ellerinde hadisler taşıyan başörtülü kadınlar, işkence edilmiş hayvanların fotoğrafları altında ağlayarak yürüdü..

"Sayın Başbakanımız" diye pankart açanlar, "Ergenekoncu'lar", varoşlardan gelmiş yaşlı insanlar, bedensel özürlüler, Balyoz'dan hüküm giymiş subaylarımızın yakınları, inşaat işçileri, temizlik şirketi çalışanları, lüks marka otomobil bayileri, sanayiciler, sanatçılar,seyyar satıcılar, ayakkabı tamircileri, galeri sahipleri, Rumlar, Kürtler, Ermeniler..

Hepimiz, tüm Türkiye.. dün Taksim meydanında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda yapılmak istenen "ölümcül değişikliği" protesto ettik. "Dostlarımızı bizden ayırmayın" diye haykırdık. "Onlar yoksa biz de yokuz" diye rest çektik.

Aramızdaki bütün kavgayı, nizâyı iki saatliğine askıya alıp onlar için yürüdük. "Vicdanlarımızı tamamen kaybettikten sonra, bu masum canların ölümüne de göz yumduktan sonra geriye ne kalır? Birbirimizi yesek ne olur,yemesek ne olur" diye düşünerek yürüdük...

Şimdi haberlere yapılan yorumlara bakıyorum.Sayıları çok az da olsa o tatsız klişeyi, yani "Afrika'da aç çocuklar varken, köpekler için yürünür mü" yü dile getirenler var...

Zannedersiniz ki böyle diyenler sabah akşam aç çocuklar için koşturuyor. Ne biliyorsunuz aç çocuklar için de bir şeyler yapmadığımızı? Yürünecekse yine biz yürüyeceğiz; bu kafaya bakılırsa ona da siz yürümeyeceksiniz..

Neden yürüdük? Anlatmaya çalışayım dilim döndüğünce:

PATİK: 11 yaşında terrier. Can yoldaşım. Ergenekon iddianemlerine girdi. Hukuk savaşı verdi, kazandı. Yargıtay'dan hukuk literatürüne "Patik davası" olarak giren bir karar çıkarmayı başardı. Ben evlenip İstanbul'a taşınınca nerede yaşayacağı kararını kendisine bıraktık. Ankara'da ablamla kalmayı tercih etti ancak beni görmemeye de en fazla iki ay dayanabiliyor.

BADİ: Bir aylıkken sokakta bulunduğu halde doğasını terketmedi, yani "ev kedisi" olmayı reddetti. Komando gibi, karın üstünde de uyur, günlerce su içmeden de yaşayabilir. Hırçın, sinirli, delibozuk. Hergün hırgür, kavga çıkarır. Yüzü gözü çizik-tırmık içinde. Kızınca eve işeyip kaçar. Gece makul bir saatte eve geldiği görülmedi. Beş yıldır her gece saat 04.30'da Badi tarafından uyandırılıp bir daha da uyuyamamaktayım. Yakalamak mümkün olmadığı için aşısını yaptıramıyoruz. Çareyi kendime kuduz aşısı yaptırmakta buldum. Geceyarısı o kaba sesiyle bir bağırınca, sitenin bahçesine ayı indi zannedersiniz. Tam bir "hırt" ama sevimli, ama can, şahsına münhassır bir kedi..

ÇATAPAT: Güzeller güzeli, bıldırcın yumurtası gibi renkleri olan, ipek tüylü, mercan gözlü bir kız. Yürürken kuyruğunu ipek bir şal gibi sallıyor. Güzelliğinden o kadar emin ki bu yüzden kendisine hiç bir şey olmayacağını sanıyor. İnsanların ne kadar kötü olabileceklerine ihtimal vermiyor. Kibirli. Diğer kedilerle birlikte yemeyi ve aynı odada yatmayı kabul etmiyor.

KIZIM: Profesyonel anne. İki kez doğurduktan sonra kısırlaştırıldı. Yine de sütü geliyor, çevrede ne kadar annesiz kalmış yavru kedi varsa, Kızım sahipleniyor, onları emzirip koruyor. Temizler temizi. Kendisini ve sağdan soldan bulduğu annesiz yavruları saatlerce yaladıktan sonra, koltukları, perdeleri yalamaya başlıyor.

KİBRİT: Tam bir İstanbul beyefendisi. Behiç onu Kemal Tahir'in Esir Şehrin İnsanları romanındaki Kamil Bey'e benzetiyor. Bayan kedilere karşı çok nazik, yavrulara karşı şefkatli. Verilen her eğitimi anında alıyor. Yemeğini aynı saatlerde yer, aynı saatlerde uyur. Badi tarafından görüldüğü yerde dövülmek gibi bir sorunu var. İri bir erkek olmasına rağmen kibarlığından karşılık veremiyor Badi'ye. Efendi efendi dayağını yiyor..

SARICİN: Su katılmamış bir sefa p.....gi! Koltuğun üstünde dört saat soluna, dört saat sağına dönerek aralıksız sekiz saat yatabiliyor. En sevddiği şey yeni yıkanmış ve katlanmış çamaşır. Anında üstüne yatıp bir daha da kalkmıyor..

Ve bahçedekiler...
Cabbar, Karacin, Saruhan, Lahmacun, Nejat, Benzin, Şekerlik, Badem, Hasanaga...

Kışın buz gibi gecelerde sıcak yatağımızda yatarken uyku tutmuyor. Acaba üşüdüler mi? Acaba hasta olan var mı? Elime fener alıp bahçeye iniyorum. Bakıyorum, komşum Nesrin hanım benden önce çıkmış. "Bu gece çok soğuk, uyku tutmadı..Bir bakayım dedim.."

Ve sokak köpekleri..

İnsanın ciğerini delen mahsun bakışlarıyla sokak köpekleri..

Onlardaki "insanlığın" onda biri bizde olsa dünyayı bu hâle getirmezdik...

Ey tuzu kurular, ey kodamanlar, ey Meclis'te ceylan derisi koltuklarda oturanlar. Taksim'den, Kızılay'dan, Konak'tan, Giresun'dan, Adana'dan, Tarbzon'dan, Bursa'dan yükselen bu sesi duyun.

Bu sesi kaybeden Türkiye'yi kaybeder.

Evdeki ve sokaktaki hayvanlarımıza dokunmayın. Onlara biz bakıyoruz; zorluk çekilecekse biz çekiyor, bedel ödenecekse biz ödüyoruz. Sizden destek de istemiyoruz. Gölge etmeyin başka ihsan istemeyiz.

Yavrularımıza dokunmayın. Onlardan bir tanesi bile "yasayla" kuracağınız ölüm kamplarına giderse buna dayanamayız..

Çivisi çıkmış şu kötü dünyadan birer çivi de biz söküp gideriz...

Vicdanımızdaki son kırıntıyı da kaybettikten sonra geriye ne kalır ki?

Bütün gemileri yakar  gideriz...