|
|
Türkiye’de
bağımsız ‘devlet’
kavramının/yapısının artık olmadığını, AKP’nin tek güç
olduğunu bir önceki yazıda anla(t)maya çalışmıştık.
“Devlet yok, AKP var” yazısından sonra: Türkiye’de, yazılacak
bir
şey kalıp kalmadığını; son yaşananların,“Auschwitz”
ya da “Madımak”tan sonra yazı
yazılmasının anlamsızlığını, anımsattığını, Vural
Savaş’ın kalemini kırması örneğini bellekte canlandırdığını…
ve daha bir çok düşünceyi, duyguyu, duyumsamayı yaşamayı zorladığı
ortadaydı!
Bu, yanlış anlaşılmasın: kanıksama, kabullenme, ‘dibe
vurduk’ psikolojisi değil! Tam tersine, Türkiye’de yaşanan:
reelliğin,
reel ihanetin, asalaklığın, gönüllü kulluğun patolojisidir! Bu
patolojiden
anlaşılabileceği gibi, ülkenin bünyesinde: “çirkef” yer etmiştir!
Savaş Suçu Satır
Aralarında
Sedat
Laçiner,
güzel bir ‘zincirli
topuz’ örneği, AKP salladıkça vuruyor: şuursuz,
dört
bir yana!
Son yazısında:
“Bana sorarsanız
klasik TSK yapılanmasının dışına çıkılıp bölgede doğrudan komutaya
geçilmeli.
Bazı konularda vali ve/veya komutanlar kararları direkt olarak
kendileri
alabilmeli. Gerekirse 2. Ordu Komutanı karargâhını Hakkâri’de kurmalı.”
Öyle
bir öneri ki: “hayır” da
diyemezsiniz, “evet” de!
TSK’nın
Güneydoğu’da terörle mücadelesinde, “yetki”
meselesi, “operasyon izni”, “helikopter kaldırma izni”, “terör kampına gir” yetkisinin
Ankara’dan çıkmaması gibi durumlar hep tartışıldı. TSK’nın bölgede,
vali
makamından onay beklemesi gibi: ‘terörle
bürokratik mücadele’ olarak tanımlanabilecek çarpık bir durum
hep
eleştirilir.
İstihbaratın anlık tespitiyle bağlantılı, olaya hemen müdahale
edebilecek güvenlik gücü; istihbarat kurumunun ‘milli’ olması
doğrultusunda
düşünülebilir. Ancak kapsamlı bir harekâtta, elbette izin istenecektir!
Laçiner’in:
“bölgede doğrudan komuta…”, “bazı
konularda vali ve/veya komutanlar kararları direkt olarak kendileri…”,
“2.
Ordu’nun Hakkâri’ye kurulması…”
tümceleri, daha önce, Açık İstihbarat’ta
yayınlanan: “TSK Savaş Suçuna Hazır Mı?”
yazımı anımsamaya itiyor.
Öyle ki, arkasındaki emperyal güç desteğiyle PKK,
Güneydoğu’da, TSK’yı ve Türkiye’yi sıkıştırıyor! TSK: ‘sönük’,
‘cılız’, ‘pert’ bir görüntü veriyor!
Terörle mücadelede
savaşan komutanların, “savaş suçlusu” olması
açısından: Uludere olayı bir dönüm noktasıydı. Amerikan insansız hava
araçlarının istihbaratıyla, hedef çarpıtılması yapılmıştı!
Yukarıda söylediğim,
istihbaratın ‘milli’ olması koşulu
işte bu olayda, oldukça açık ortadaydı!
Suriye’de
Emperyalist İşgal, Türkiye’de İşgal Hukuku
Suriye’de
planlananlar üzerine epeyce yazmıştık.
Emperyalizm doğu coğrafyasını,
biçimlendirmeye: Suriye özelinde ‘muhalifler’
denen, eski ordu mensuplarından oluşan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)
piyonuyla
sürdürüyor!
ÖSO’nun Türkiye sınırları içindeki ilk kamp görüntüleri, Nisan 2012
ayında ortaya çıkmıştı.
Reuters ajansının ‘Türkiye sınırında’
diye geçtiği, Times gazetesininse ‘Asi
Nehri’nin Türkiye tarafında’ diye konumunu
açıkladığı, Özgür Suriye Ordusu’na ait çadırlar: aynı zamanda, Esad’a karşı savaşın finansmanı
açısından kaçakçılıkla anılmaktaydı.
The Times gazetesinin Yazı İşleri
Müdürlüğü’nü yapan eski Washington Büro şefi ve Dış Haberler Müdürü Martin Fletcher: Suriye tarafına geçip
çay ve sigara alan muhalif askerlerin bunları Hatay’da 3 katı fiyatına
satarak Esad rejimine karşı
operasyonlarını da
böylelikle finanse ettiklerini anlattı.
Fletcher:
“Orada yazdıklarımın arkasındayım. Ancak
beni bağışlayın ama bu tartışmanın bir parçası olmak istemiyorum.”
demişti.
İngiliz İstihbaratı bölgede olduğunu, böylelikle duyurmuş oldu.
Ardından,
Suriye’de çıkan çatışmalardan kaçıp: Türkiye’ye sığınan Suriyeliler, Esad’a nefretle bakan Erdoğan’ın
ülkesine geldikleri için ve
kendilerine çadır kentler, özel statülü Apaydın gibi kamplar kurdurduğu
için
minnettardılar. Ve Suriye’den, Türkiye’de: mülteci akını hızla
ilerliyordu.
Mülteci
nüfusu
arttıkça, mültecilerin ve ‘Suriye’li
muhaliflerin’ gereksinimleri de artıyordu. Sağlık hizmetleri,
silah, para
gibi birçok gereksinimleri vardı. Hatay’da, Gaziantep’te yaşayan Türk
halkının
gereksinimlerinin varlığı/yokluğu, çok da önemli değildi.
Antakya Devlet
Hastanesi’nin, sağlıkta dönüşüm projesiyle, SSK’dan devrolan ek binası,
mültecilere tahsis edilmişti. CHP Hatay Milletvekili Mehmet
Ali Ediboğlu, Antakya Devlet Hastanesi ek binasının,
Suriye’li mültecilere tahsis edilmesine ilişkin:
“Suriyeli muhalifler ne diyorsa o
oluyor. Öyle ki onlar istedikleri
zaman ambülânsla bir yerden bir yere gidiyorlar. Hataylılar ise bir
kaza
olduğunda dahi iki saat ambülâns yüzü göremiyor. Suriye’de çatışıp
buraya tedavi
olmaya geldiklerinde hastanenin odalarının boşaltıldığına şahit olduk.
Şimdi
bir adım daha ileri gidilip halkın hastanesi, Suriyeli muhaliflere
verildi.”
Emperyalistlerin
saldırıları sonucu, sağlık hizmetleri açısından Türkiye’nin her
hastanesinden
ücretsiz yararlanan Libyalı muhalifler gibi, Suriyeli muhalifler de
sağlık
hizmetlerinden ucu açık biçimde rahatlıkla yararlanabiliyorlar.
Hatay merkezde,
emek mahallesinde oturan ÖSO üyesi olan Ali
Şeyh, Vatan gazetesi muhabiri Kenan Butakın’a anlattıkları şöyleydi:
“Kaçak olarak
Suriye’ye gidip geliyorum.
Bazen akşamları gidip savaşıyorum. Sabah da gelip bütün gün Hatay’da
evimde
dinleniyorum. Bazense günlerce köyümüze yakın bir yerde arkadaşlarımla
Esad’a
karşı savaşıyorum. Bazen Türkiye’ye kaçak olarak girerken Türk
askerleri
görüyor. Ancak ya geri dön ülkene ya da kampa götürelim seni diyorlar.
Ben de
ülkeme geri dönmeyi tercih ediyorum. Tekrar ülkeme girip 1 saat sonra
başka bir
yerden tekrar Türkiye’ye geçiyorum. Suriye’ye gittiğimde de oradaki
arkadaşlarım
hemen silahlarımızı veriyor. Öyle savaşıyorum. Bir arkadaşım yaralandı,
onu da
kaçak olarak Türkiye’ye getirdik. Şu an tedavisi yapılıyor.”
Söyleşide,
dikkat çeken iki şey var.
Birincisi: kaçak olarak Türkiye’de tedavi masrafları
karşılanan ‘muhalifler’i görüyoruz.
İkincisi: sınırı kaçak geçen Ali Şeyh’e,
Türk askerinin yaklaşımını. İkincisi çok daha dikkat çekici, Ağustos
2012
itibariyle; sınır ihlâlinde bulunanlar, askerimiz eşliğinde kamplara
götürülebiliyor.
Aynı askerimiz, Barzani’nin,
Suriye’de Esad’a karşı savaş için
eğittiği silahlı güçlerin yanında olan PKK’yla; Hakkâri’de, Şırnak’ta
çatışma
halinde!
Yurt gazetesi, Suriye'ye karşı üs
olarak kullanılan Hatay’daki, Bükülmez
(Brinyas) ve Kuşaklı (Sansarin)
köylerine gidip yerel halkla konuştuklarını haberleştirdi. Köylerden
birinde
konuştukları ve ifadelerinden bölgeye hâkim bir görüntüye sahip olduğu
izlenimi
elde edilen kişi, önemli bilgiler veriyor:
“Fransızlar
geldi. Fransız kökenli ama Amerika vatandaşı olduklarını söyleyen… Ajan
oldukları
her hallerinden belli; buradan kaçak götürüyorlar. 3 kişi geldiler.
Bunlar şu
ilerdeki evdeki sarı evde oturuyor. Gazetecilerden para alıp, sınır
ötesine
götürüyorlar. Kendi bölgelerinde resim
çektiriyorlar, kamera kaydı yaptırıyorlar. Bunun karşılığında 3 bin
dolar, 5
bin dolar para alıyorlar. Bunlar Türkiye’de sonsuz özgürler.
Tayyip Erdoğan
onlara imtiyaz vermiş… Onlar da kullanıyorlar. Kaçak gelmişlerdi
bunlar. Neyin
ne olduğunu ben nereden bileceğim. Jandarmayı çağırdık. “Bunlar bizim
can güvenliğimizi
tehlikeye sokuyorlar” dedik. Ama hiçbir şey değişmedi. Buradaki bütün
sınır
geçişlerini benden daha iyi biliyorlar.
Bükülmez Köyü’nde bütün pisliği yapan,
bunlarla para karşılığı işbirliği yapan 2-3 kişi. O Sami D. denen
sakallı var
ya. Bütün işi onun başının altından çıkıyor. Onun dinle alakası yok.
Bomba
yapımındaki gerekli malzemeleri Galip C. var, onunla birlikte
yapıyorlar. Para
için yapıyorlar. Millete para geliyor.
20 bin dolar falan. Yağmalama da çok fazla. Katar’dan Arabistan’dan
geliyor.
Savaşanların sorumlularına her gün para dağıtıyorlar. Burada
kalanlardan
bir Amerikalı var, bir tane Halep doğumlu, Suriye vatandaşı, Amerika’da
eğitim
görmüş, Nükleer ve bilgisayar mühendisliği üzerine eğitim görmüş. Adam
çanta
ile para getiriyor.
Ben aralarına sokuluyorum, nasıl sokuluyorum?
Beni
bilmiyorlar. Zaman zaman tartışıyoruz. Hatta bir tane genç bir çocuk
benden
rica etti, “Bizim ekmeğimize karışma” diye! “Yahu ne ekmeği” dedim.
“Senin
yediğin bu para da yenmez, orada adam öldürüyorsunuz, bomba
patlatıyorsunuz”
dedim. “Dinle alakası olmayan kişiler üzerinden para kazanıyorsunuz”
dedim. Dün
2 kişi geldi. Sordum nerelisiniz diye. Birisi İsveç kökenli Amerikan
vatandaşıyım dedi. Diğeri de Meksikalıyım dedi ama hiç Meksikalıya
benzemiyor.
Çünkü onların ırklar İspanyol. Ama tip olarak Vietnamlılara benziyor.
Suriye’ye
Halep’e gittiler.”
Yeniçağ'ın haberine
göre, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde “savaşa
hayır” diyen
imam Recep
Göçmez
İlçe Müftülüğü tarafından görevden alındı.
İmam Göçmez’e görev yeri
değişikliği Reyhanlı İlçe Müftüsü Yusuf
Ağbayram tarafından bildirildi.
Reyhanlı Hayrat Camii’nin imamı Recep
Göçmez, Hucurat Suresi’ndeki
“Eğer
sizden iki topluluk birbiriyle savaşırsa arasını bulun”
ayetini
vaazında okuduğu için şikâyet edildi.
Yapılan şikâyet üzerine, imam Göçmez
Hayrat Camii imamlığından
alınarak, Merkez İmam Kursu Camii İmam Hatipliği’ne görevlendirildi. Recep Göçmez, bunun ardından:
“Hayrat Camii’nde görevliydim. Şu an
Merkez
İmam Kursu Cami İmam Hatipliği’ne görevlendirildim. Süresiz olarak
görevlendirildim. İlçe Müftüsü Yusuf Ağbayram. Ben imamım dedim. Ben ne
eğilirim, ne de eğileni severim. Bu arkadaş AKP’li değildir diyorlar,
biz
AKP’li imam istemiyoruz diyorlar. Bu diyorlar AKP’nin bütün projelerine
karşı.
Dinler arası diyaloga karşı, Ilıman İslam’a karşı, medeniyetler arası
İttifaka
karşı, tek din İslam ibaresini okuyor, ayetini okuyor.”
Hatay
ve bölgedeki diğer kentlerde huzursuzluk, almış başını gidiyor. Yurt ve Yeniçağ
gazetelerinin haberleri, bir şeyin çok belirgin olarak,
ortada olduğunu gösteriyor: istihbaratın, askerin, polisin olaya hâkim
olduğunu: AKP’nin uluslararası rolünde sessizlikle, işleri yürütme
göreviyle,
hareket ettiğini.
Örneğin, Muhaliflerin
evlerine girmek istediği bir aile geceleri nöbet tutarken,
Hatay Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç, “olaylar
münferit” diye açıklama yapabiliyor. Hatay
İl Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç,
Suriye’de yaşananların
şehirdeki asayiş olaylarını çok fazla etkilememesini: Hatay’ın,
yüzyıllardır
çeşitli din, mezhep ve görüşlerin birlikte yaşama bilinci oluşturduğu
bir kent olmasına
bağlayarak:
“Hatay, ortak yaşam kültürü
nedeniyle bu tip olaylardan az etkilenen şehir”
diyebiliyordu.
Hatay'ın Antakya ilçesinde
bulunan; ÖSO’nun, “Apaydın
Konaklama Tesisleri” CHP’li milletvekillerinin
alınmamasıyla gündeme
gelmişti.
Suriyeli muhaliflerin kontrolünde olan, kampta; Türk jandarması
kapıda bekçilikle meşguldü. İçeri alınmayan milletvekillerinin,
ısrarları
sonucu: kampa giriş için ertesi gün izin çıktı! Çıktı ama kampın içi
tertemizdi!
Kampın hukuki durumunu tartışanlar, ülkenin Güneydoğu’sundan gelen
şehit haberlerini gizliyorlardı. Afyonkarahisar’da askeri birlikte,
gece yarısı
mühimmat sevkiyatı hazırlıkları sırasında patlayan depoda şehit olan
evlâtlarını, yine gizliyorlardı. Mühimmatların nereye gittiğini
sorgulayanların
sesi boğuk çıkıyor, AKP basını bu sesi bastırıyordu.
Bu işgal programının görünen
yüzüdür.
Böyle giderse:
Şehit haberleri daha da gelecek, muhalifler Türkiye’de
huzursuzluğu daha da artıracak, PKK Güneydoğu’da daha da etkin olacak!
Niye mi?
Genelkurmay Başkanı Özel, hediyelik
eşyalarla
meşgul!
Ordunun komuta kademesi zindanda, geri kalanlar: “susun,
işinizi yapın!” emrinde.
Suriye’de
emperyalist işgal sürüyor.Türkiye’deki işgalin boyutları, sınırları,
hukuksuzluk derinleşiyor. AKP son sürat, emperyalist rüzgârın kamçısını
da
yiyerek, karanlığa sürükleniyor. Başkaca neden aramaya gerek var mı?
Tüm
bu koşullarda, daha elim ve vahim olmak üzere; halk uyuşturulmuş,
teknolojinin
kablolarında boğuluyor olabilir. Ecnebiler ülkenin her sathında etkin
olmuş
olabilir. Ülkeyi yönetenler ihanet içinde olabilir.
Çözüm
mü?
Bursa
Nutku’nu
yüreğinize ve bilincinize kazıyıp; kararlılıkla, kaleminizi ve dahi
bedeninizi
taşın altına koyma cesaretine sahipseniz, başlayabilirsiniz:
başlayabiliriz,
ödevimizdir: Gazi’nin emridir.
Akıl
ve mürekkeple dolu silahlarınız varsa, Türkiye’ye Türkiye’den bakan
bağımsız
bir aklınız varsa, istihbaratınızdan ecnebileri temizleyebilecekseniz,
askerinizi
NATO’dan çıkartabilecekseniz, yabancı misyonların (vakıf, üniversite,
kolej
vb.) lağvedebilmesini sağlayabiliyorsanız, kamu kurum ve kuruluşlarında
‘ecnebi’lerin kadrolarını
kaldırabilme
gücünüz varsa, sömürgeci ülkenin çıkarlarına yeminli masonluğu
engelleyebilecekseniz…
Sorun
değil: bu ‘çirkef’i boğarız!
|