Siyaset11 Eylül 2012 00:00

İşgalin Metastazını Önlemek : Ödev Vaktidir - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

Reuters ajansının ‘Türkiye sınırında’ diye geçtiği, Times gazetesininse ‘Asi Nehri’nin Türkiye tarafında’ diye konumunu açıkladığı, Özgür Suriye Ordusu’na ait çadırlar: aynı zamanda, Esad’a karşı savaşın finansmanı açısından kaçakçılıkla anılmaktaydı. The Times gazetesinin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yapan eski Washington Büro şefi ve Dış Haberler Müdürü Martin Fletcher: Suriye tarafına geçip çay ve sigara alan muhalif askerlerin bunları Hatay’da 3 katı fiyatına satarak Esad rejimine karşı operasyonlarını da böylelikle finanse ettiklerini anlattı. Fletcher: naproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

İşgalin Metastazını Önlemek : Ödev Vaktidir

Kaan Turhan - Açık İstihbarat 

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

11.09.2012


Türkiye’de bağımsız ‘devlet’ kavramının/yapısının artık olmadığını, AKP’nin tek güç olduğunu bir önceki yazıda anla(t)maya çalışmıştık.

“Devlet yok, AKP var”
yazısından sonra: Türkiye’de, yazılacak bir şey kalıp kalmadığını; son yaşananların,“Auschwitz” ya da “Madımak”tan sonra yazı yazılmasının anlamsızlığını, anımsattığını, Vural Savaş’ın kalemini kırması örneğini bellekte canlandırdığını… ve daha bir çok düşünceyi, duyguyu, duyumsamayı yaşamayı zorladığı ortadaydı!

Bu, yanlış anlaşılmasın: kanıksama, kabullenme, ‘dibe vurduk’ psikolojisi değil! Tam tersine, Türkiye’de yaşanan: reelliğin, reel ihanetin, asalaklığın, gönüllü kulluğun patolojisidir! Bu patolojiden anlaşılabileceği gibi, ülkenin bünyesinde: “çirkef” yer etmiştir!  

Savaş Suçu Satır Aralarında

Sedat Laçiner, güzel bir ‘zincirli topuz’ örneği, AKP salladıkça vuruyor: şuursuz, dört bir yana!

Son yazısında:

“Bana sorarsanız klasik TSK yapılanmasının dışına çıkılıp bölgede doğrudan komutaya geçilmeli. Bazı konularda vali ve/veya komutanlar kararları direkt olarak kendileri alabilmeli. Gerekirse 2. Ordu Komutanı karargâhını Hakkâri’de kurmalı.
” 

Öyle bir öneri ki: “hayır” da diyemezsiniz, “evet” de!

TSK’nın Güneydoğu’da terörle mücadelesinde, “yetki” meselesi, “operasyon izni”, “helikopter kaldırma izni”, “terör kampına gir” yetkisinin Ankara’dan çıkmaması gibi durumlar hep tartışıldı. TSK’nın bölgede, vali makamından onay beklemesi gibi: ‘terörle bürokratik mücadele’ olarak tanımlanabilecek çarpık bir durum hep eleştirilir.

İstihbaratın anlık tespitiyle bağlantılı, olaya hemen müdahale edebilecek güvenlik gücü; istihbarat kurumunun ‘milli’ olması doğrultusunda düşünülebilir. Ancak kapsamlı bir harekâtta, elbette izin istenecektir!  

Laçiner’in:

“bölgede doğrudan komuta…”, “bazı konularda vali ve/veya komutanlar kararları direkt olarak kendileri…”, “2. Ordu’nun Hakkâri’ye kurulması…


tümceleri, daha önce, Açık İstihbarat’ta yayınlanan: “TSK Savaş Suçuna Hazır Mı?” yazımı anımsamaya itiyor.

Öyle ki, arkasındaki emperyal güç desteğiyle PKK, Güneydoğu’da, TSK’yı ve Türkiye’yi sıkıştırıyor! TSK: ‘sönük’, ‘cılız’, ‘pert’ bir görüntü veriyor!

Terörle mücadelede savaşan komutanların, “savaş suçlusu” olması açısından: Uludere olayı bir dönüm noktasıydı. Amerikan insansız hava araçlarının istihbaratıyla, hedef çarpıtılması yapılmıştı!

Yukarıda söylediğim, istihbaratın ‘milli’ olması koşulu işte bu olayda, oldukça açık ortadaydı! 

Suriye’de Emperyalist İşgal, Türkiye’de İşgal Hukuku

Suriye’de planlananlar üzerine epeyce yazmıştık.

Emperyalizm doğu coğrafyasını, biçimlendirmeye: Suriye özelinde ‘muhalifler’ denen, eski ordu mensuplarından oluşan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) piyonuyla sürdürüyor!

ÖSO’nun Türkiye sınırları içindeki ilk kamp görüntüleri, Nisan 2012 ayında ortaya çıkmıştı.


Reuters ajansının ‘Türkiye sınırında’ diye geçtiği, Times gazetesininse ‘Asi Nehri’nin Türkiye tarafında’ diye konumunu açıkladığı, Özgür Suriye Ordusu’na ait çadırlar: aynı zamanda, Esad’a karşı savaşın finansmanı açısından kaçakçılıkla anılmaktaydı.

The Times gazetesinin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yapan eski Washington Büro şefi ve Dış Haberler Müdürü Martin Fletcher: Suriye tarafına geçip çay ve sigara alan muhalif askerlerin bunları Hatay’da 3 katı fiyatına satarak Esad rejimine karşı operasyonlarını da böylelikle finanse ettiklerini anlattı.

Fletcher:

“Orada yazdıklarımın arkasındayım. Ancak beni bağışlayın ama bu tartışmanın bir parçası olmak istemiyorum.


demişti. İngiliz İstihbaratı bölgede olduğunu, böylelikle duyurmuş oldu. 

Ardından, Suriye’de çıkan çatışmalardan kaçıp: Türkiye’ye sığınan Suriyeliler, Esad’a nefretle bakan Erdoğan’ın ülkesine geldikleri için ve kendilerine çadır kentler, özel statülü Apaydın gibi kamplar kurdurduğu için minnettardılar. Ve Suriye’den, Türkiye’de: mülteci akını hızla ilerliyordu. 

Mülteci nüfusu arttıkça, mültecilerin ve ‘Suriye’li muhaliflerin’ gereksinimleri de artıyordu. Sağlık hizmetleri, silah, para gibi birçok gereksinimleri vardı. Hatay’da, Gaziantep’te yaşayan Türk halkının gereksinimlerinin varlığı/yokluğu, çok da önemli değildi.

Antakya Devlet Hastanesi’nin, sağlıkta dönüşüm projesiyle, SSK’dan devrolan ek binası, mültecilere tahsis edilmişti. CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu, Antakya Devlet Hastanesi ek binasının, Suriye’li mültecilere tahsis edilmesine ilişkin:

“Suriyeli muhalifler ne diyorsa o oluyor. Öyle ki onlar istedikleri zaman ambülânsla bir yerden bir yere gidiyorlar. Hataylılar ise bir kaza olduğunda dahi iki saat ambülâns yüzü göremiyor. Suriye’de çatışıp buraya tedavi olmaya geldiklerinde hastanenin odalarının boşaltıldığına şahit olduk. Şimdi bir adım daha ileri gidilip halkın hastanesi, Suriyeli muhaliflere verildi.” 

Emperyalistlerin saldırıları sonucu, sağlık hizmetleri açısından Türkiye’nin her hastanesinden ücretsiz yararlanan Libyalı muhalifler gibi, Suriyeli muhalifler de sağlık hizmetlerinden ucu açık biçimde rahatlıkla yararlanabiliyorlar.

Hatay merkezde, emek mahallesinde oturan ÖSO üyesi olan Ali Şeyh, Vatan gazetesi muhabiri Kenan Butakın’a anlattıkları şöyleydi:

“Kaçak olarak Suriye’ye gidip geliyorum. Bazen akşamları gidip savaşıyorum. Sabah da gelip bütün gün Hatay’da evimde dinleniyorum. Bazense günlerce köyümüze yakın bir yerde arkadaşlarımla Esad’a karşı savaşıyorum. Bazen Türkiye’ye kaçak olarak girerken Türk askerleri görüyor. Ancak ya geri dön ülkene ya da kampa götürelim seni diyorlar. Ben de ülkeme geri dönmeyi tercih ediyorum. Tekrar ülkeme girip 1 saat sonra başka bir yerden tekrar Türkiye’ye geçiyorum. Suriye’ye gittiğimde de oradaki arkadaşlarım hemen silahlarımızı veriyor. Öyle savaşıyorum. Bir arkadaşım yaralandı, onu da kaçak olarak Türkiye’ye getirdik. Şu an tedavisi yapılıyor.

Söyleşide, dikkat çeken iki şey var.

Birincisi: kaçak olarak Türkiye’de tedavi masrafları karşılanan ‘muhalifler’i görüyoruz. İkincisi: sınırı kaçak geçen Ali Şeyh’e, Türk askerinin yaklaşımını. İkincisi çok daha dikkat çekici, Ağustos 2012 itibariyle; sınır ihlâlinde bulunanlar, askerimiz eşliğinde kamplara götürülebiliyor.

Aynı askerimiz, Barzani’nin, Suriye’de Esad’a karşı savaş için eğittiği silahlı güçlerin yanında olan PKK’yla; Hakkâri’de, Şırnak’ta çatışma halinde! 


Yurt gazetesi, Suriye'ye karşı üs olarak kullanılan Hatay’daki,
Bükülmez (Brinyas) ve Kuşaklı (Sansarin) köylerine gidip yerel halkla konuştuklarını haberleştirdi. Köylerden birinde konuştukları ve ifadelerinden bölgeye hâkim bir görüntüye sahip olduğu izlenimi elde edilen kişi, önemli bilgiler veriyor:

“Fransızlar geldi. Fransız kökenli ama Amerika vatandaşı olduklarını söyleyen… Ajan oldukları her hallerinden belli; buradan kaçak götürüyorlar. 3 kişi geldiler. Bunlar şu ilerdeki evdeki sarı evde oturuyor. Gazetecilerden para alıp, sınır ötesine götürüyorlar. Kendi bölgelerinde resim çektiriyorlar, kamera kaydı yaptırıyorlar. Bunun karşılığında 3 bin dolar, 5 bin dolar para alıyorlar. Bunlar Türkiye’de sonsuz özgürler. Tayyip Erdoğan onlara imtiyaz vermiş… Onlar da kullanıyorlar. Kaçak gelmişlerdi bunlar. Neyin ne olduğunu ben nereden bileceğim. Jandarmayı çağırdık. “Bunlar bizim can güvenliğimizi tehlikeye sokuyorlar” dedik. Ama hiçbir şey değişmedi. Buradaki bütün sınır geçişlerini benden daha iyi biliyorlar.

Bükülmez Köyü’nde bütün pisliği yapan, bunlarla para karşılığı işbirliği yapan 2-3 kişi. O Sami D. denen sakallı var ya. Bütün işi onun başının altından çıkıyor. Onun dinle alakası yok. Bomba yapımındaki gerekli malzemeleri Galip C. var, onunla birlikte yapıyorlar. Para için yapıyorlar. Millete para geliyor. 20 bin dolar falan. Yağmalama da çok fazla. Katar’dan Arabistan’dan geliyor. Savaşanların sorumlularına her gün para dağıtıyorlar. Burada kalanlardan bir Amerikalı var, bir tane Halep doğumlu, Suriye vatandaşı, Amerika’da eğitim görmüş, Nükleer ve bilgisayar mühendisliği üzerine eğitim görmüş. Adam çanta ile para getiriyor.

Ben aralarına sokuluyorum, nasıl sokuluyorum?

Beni bilmiyorlar. Zaman zaman tartışıyoruz. Hatta bir tane genç bir çocuk benden rica etti, “Bizim ekmeğimize karışma” diye! “Yahu ne ekmeği” dedim. “Senin yediğin bu para da yenmez, orada adam öldürüyorsunuz, bomba patlatıyorsunuz” dedim. “Dinle alakası olmayan kişiler üzerinden para kazanıyorsunuz” dedim. Dün 2 kişi geldi. Sordum nerelisiniz diye. Birisi İsveç kökenli Amerikan vatandaşıyım dedi. Diğeri de Meksikalıyım dedi ama hiç Meksikalıya benzemiyor. Çünkü onların ırklar İspanyol. Ama tip olarak Vietnamlılara benziyor. Suriye’ye Halep’e gittiler.
” 

Yeniçağ'ın haberine göre, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde “savaşa hayır” diyen imam Recep Göçmez İlçe Müftülüğü tarafından görevden alındı.

İmam Göçmez’e görev yeri değişikliği Reyhanlı İlçe Müftüsü Yusuf Ağbayram tarafından bildirildi. Reyhanlı Hayrat Camii’nin imamı Recep Göçmez, Hucurat Suresi’ndeki “Eğer sizden iki topluluk birbiriyle savaşırsa arasını bulun” ayetini vaazında okuduğu için şikâyet edildi.

Yapılan şikâyet üzerine, imam Göçmez Hayrat Camii imamlığından alınarak, Merkez İmam Kursu Camii İmam Hatipliği’ne görevlendirildi. Recep Göçmez, bunun ardından:

“Hayrat Camii’nde görevliydim. Şu an Merkez İmam Kursu Cami İmam Hatipliği’ne görevlendirildim. Süresiz olarak görevlendirildim. İlçe Müftüsü Yusuf Ağbayram. Ben imamım dedim. Ben ne eğilirim, ne de eğileni severim. Bu arkadaş AKP’li değildir diyorlar, biz AKP’li imam istemiyoruz diyorlar. Bu diyorlar AKP’nin bütün projelerine karşı. Dinler arası diyaloga karşı, Ilıman İslam’a karşı, medeniyetler arası İttifaka karşı, tek din İslam ibaresini okuyor, ayetini okuyor.” 

Hatay ve bölgedeki diğer kentlerde huzursuzluk, almış başını gidiyor. Yurt ve Yeniçağ gazetelerinin haberleri, bir şeyin çok belirgin olarak, ortada olduğunu gösteriyor: istihbaratın, askerin, polisin olaya hâkim olduğunu: AKP’nin uluslararası rolünde sessizlikle, işleri yürütme göreviyle, hareket ettiğini.

Örneğin, Muhaliflerin evlerine girmek istediği bir aile geceleri nöbet tutarken, Hatay Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç, “olaylar münferit” diye açıklama yapabiliyor. Hatay İl Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç, Suriye’de yaşananların şehirdeki asayiş olaylarını çok fazla etkilememesini: Hatay’ın, yüzyıllardır çeşitli din, mezhep ve görüşlerin birlikte yaşama bilinci oluşturduğu bir kent olmasına bağlayarak:

“Hatay, ortak yaşam kültürü nedeniyle bu tip olaylardan az etkilenen şehir”

diyebiliyordu.

Hatay'ın Antakya ilçesinde bulunan; ÖSO’nun, “Apaydın Konaklama Tesisleri” CHP’li milletvekillerinin alınmamasıyla gündeme gelmişti.

Suriyeli muhaliflerin kontrolünde olan, kampta; Türk jandarması kapıda bekçilikle meşguldü. İçeri alınmayan milletvekillerinin, ısrarları sonucu: kampa giriş için ertesi gün izin çıktı! Çıktı ama kampın içi tertemizdi!

Kampın hukuki durumunu tartışanlar, ülkenin Güneydoğu’sundan gelen şehit haberlerini gizliyorlardı. Afyonkarahisar’da askeri birlikte, gece yarısı mühimmat sevkiyatı hazırlıkları sırasında patlayan depoda şehit olan evlâtlarını, yine gizliyorlardı. Mühimmatların nereye gittiğini sorgulayanların sesi boğuk çıkıyor, AKP basını bu sesi bastırıyordu.
 

 Bu işgal programının görünen yüzüdür.

Böyle giderse:

Şehit haberleri daha da gelecek, muhalifler Türkiye’de huzursuzluğu daha da artıracak, PKK Güneydoğu’da daha da etkin olacak!

Niye mi? 

Genelkurmay Başkanı Özel, hediyelik eşyalarla meşgul!

Ordunun komuta kademesi zindanda, geri kalanlar: “susun, işinizi yapın!” emrinde.


Suriye’de emperyalist işgal sürüyor.Türkiye’deki işgalin boyutları, sınırları, hukuksuzluk derinleşiyor. AKP son sürat, emperyalist rüzgârın kamçısını da yiyerek, karanlığa sürükleniyor. Başkaca neden aramaya gerek var mı? 

Tüm bu koşullarda, daha elim ve vahim olmak üzere; halk uyuşturulmuş, teknolojinin kablolarında boğuluyor olabilir. Ecnebiler ülkenin her sathında etkin olmuş olabilir. Ülkeyi yönetenler ihanet içinde olabilir.

            Çözüm mü?  

Bursa Nutku’nu yüreğinize ve bilincinize kazıyıp; kararlılıkla, kaleminizi ve dahi bedeninizi taşın altına koyma cesaretine sahipseniz, başlayabilirsiniz: başlayabiliriz, ödevimizdir: Gazi’nin emridir.

       Akıl ve mürekkeple dolu silahlarınız varsa, Türkiye’ye Türkiye’den bakan bağımsız bir aklınız varsa, istihbaratınızdan ecnebileri temizleyebilecekseniz, askerinizi NATO’dan çıkartabilecekseniz, yabancı misyonların (vakıf, üniversite, kolej vb.) lağvedebilmesini sağlayabiliyorsanız, kamu kurum ve kuruluşlarında ‘ecnebi’lerin kadrolarını kaldırabilme gücünüz varsa, sömürgeci ülkenin çıkarlarına yeminli masonluğu engelleyebilecekseniz…

Sorun değil: bu ‘çirkef’i boğarız!  

Açık İstihbarat @ 2012