|
|
Hüseyin
Aygün’ü
kaçıranların(!), Suriye’yle sınırlarımızı zorlayanlardan bağımsız
olmadıkları gün gibi ortadayken; yeni CHP, yeni muhafazâkarlık
bentlerini
örüyor: kendini, AKP yerine mi hazırlıyor, iktidarın eli altındaki
muhalefet
olmanın yeni siyasetini mi kuruyor bilinmez ama partinin, bölgesel
istikrarsızlıkta ihtiyaçlara paralel bir vücuda büründürüldüğü kesin!
Suriye, fiili olarak, yeni bir
İsrail’in oluşmasında adım adım ilerlerken: tampon bölge, Kürdistan,
koridor,
paralel devlet vs. kavramları AKP kalemşörleri tarafından
dillendiriliyordu.
Bir de baktık ki, Tunceli’de PKK, bir milletvekilini kaçırmış! Hem de
Alevi
kökenli…
Bu süreçten sonra,
ortalığa alevi-sünni çorbası konulacaktır.
Güneydoğu’da, çözüm için meleler, fetullahçılar, din üzerinden halkla
ilişkiye
geçme efsanesi devam ediyorken; Suriye
Aleviliğiyle Türk Aleviliği arasındaki
sosyo-kültürel farkların/benzeşliğin üzerinden, Suriye’ye muhalifler
üzerinden ‘savaş
ve silah’ ihraç etmenin alt yapısı kurgulanıyor.
AKP
cenahından Yalçın Akdoğan, kaçırılma olayının:
“Alevi
Kürtler üzerindeki inisiyatif mücadelesini ortaya koyuyor. Güneydoğu’nun
neredeyse tamamında ciddi bir varlık gösteremeyen CHP’nin Tunceli’deki
varlığı,
Kürt’ün solcu-sağcısını da, Alevi-Sünni’sini de kendi kontrolü altına
alma
gayreti içinde olan PKK’yı rahatsız ediyor. AK Parti teşkilatları
üzerinde
devam eden baskı ve şiddetin bir an için CHP’ye yönelmesi ise terörün
siyaset
kurumu üzerinde baskı kurması şeklinde gündem oluşturuyor…Oysa bölgede AK
Parti’yi hasım, düşman ve rakip olarak gören, ona karşı kirli mücadele
yürüten
bir terör örgütü var. Bu
örgüt, Kandil’den gelen açıklamalarda da
görüldüğü gibi eskiden devleti hedef gösteriyordu, şimdi AK Parti’yi
hedef
olarak konumlandırıyor, bölgedeki en güçlü siyasi partiyi bitirmeye
çalışıyor.”[1]
Tunceli’deki kaçırılma olayını, ‘alevi
Kürtler üzerindeki hakimiyet’ stratejisiyle karşılayan, Akdoğan: CHP’nin Tunceli’deki
etkinliğinden yararlanarak, iktidarın iplerine bağlı bir ‘muhalefet
partisi’nin saflarındaki Alevilerden, oy ve Suriye’deki
savaşta onam istiyor!
Ayrıca, Akdoğan;
belki de AKP’nin on yıllık ihanet döneminde, çok ciddi bir olguyu tüm
çıplaklığıyla ortaya koyuyor: devlet yok, AKP var! Çünkü, devlet
tasfiyesi
tamamlanmış ve yerine AKP diktatoryası gelmiştir: kurumlarıyla,
kuruluşlarıyla,
askeri ve polisiyle, istihbaratı ve dindar gençliğiyle... bu da oyunun
sonudur!
Kaçırılma
olayının hemen ertesinde, yeni CHP’nin iftiharla sunduğu bir iftar
yemeğinde;
başta AKP kalemşörleri, fethullahçılar davetliler arasında dikkati
çekmişti.
Dini ritüellerle süslenmiş bir birliktelikten doğan ateş, AKP’nin
gönlünde taht
kurmuş Kılıçdaroğlu ve şûrekasını;
AKP’ye doğrudan eklemlenmesinin, ılımlılığın tavan yapmasının,
fethullahçılarla
dirsek temasının güçlendirilmesinin, geleceğin tam çöküş haline
dönüştürülmüş,
Cumhuriyet’ten arındırılmış siyasasında, müzmin muhalefet olarak
CHP’nin yerini
sağlamlaştırma fırsatı olmuştur.
CHP’nin iftar
yemeğine katılan Fehmi Koru (Taha
Kıvanç’a yazdırdığı) yazısında:
“Kemal
Kılıçdaroğlu’nun ‘yeni CHP’si... CHP genel başkanının
onuruna düzenlenen bir iftara katıldım, kendimi Refah Partisi ortamında
hissettim...”[2]
diye
yazıyordu. Fethullahçı Hüseyin Gülerce de:
“Bu iftarı, CHP'nin "yeni CHP"
olması adına ben çok önemsedim. Türkiye'de gerilimin ve kutuplaşmanın
yerine,
uzlaşma kültürünün, diyaloğun ve karşılıklı saygının yerleştirilmesi
adına
gerçekten önemsedim. Konuya, siyasi bir hamle olarak bakmıyorum.
CHP'nin,
toplumsal barış adına üzerine düşen sorumluluğun bilinci ile attığı ve
ihtiyaç
duyduğumuz bir adım olarak bakıyorum.”[3]
Kılıçdaroğlu, iftar yemeğinde; dini
özgünlüğünden, geçmişte yapılan hatalardan, fethullahi ağızla hoşgörü
ve
ılımlılıktan söz açmıştı.
Komşuda
yangın,
bombalamalar, Hatay’ın köylerinde, gündüz dinlenen, gece Suriye’ye
savaşmaya
giden; NATO’nun yeni savaş stratejisi unsuru ‘muhalifler’ cirit
atarken;
Hakkari’de Mehmetçik, PKK’yla sıcak temas halinde vatan savunmasını
yaparken,
‘devlet’ Hakkari’yi vermişken;
BDP’lilerin Şemdinli’nin Bağlar Köyü Derecik
beldesi yol ayrımında, bölgede inceleme yapmaya gittiklerinde, PKK’lı
teröristlerce destek propagandalarıyla karşılanıp, yolları kesilirken
ve BDP’li
öncülüğündeki heyet PKK’lılarla kucaklaşırken…
Hakkâri, Şemdinli hatta Güneydoğu
coğrafyası: Suriye üzerinden, Irak’ın kuzeyine uzanacak tampon bölge /
güvenli
bölge olarak tasarlaması yapılırken…
Halk, yalan haberlerle; komşu Suriye’ye,
komşu İran’a düşman bir kitle haline evriltilirken…
AKP, CHP, MHP vs.
partiler:
neo-liberal, kapitalist ve emperyalist batı hegemonyasına: “beni al,
onu alma”
nefesini üflemektedirler!
Avrasya
Hareketi lideri Aleksandr Dugin,
“ABD’nin yeni
Ortadoğu haritasında
Türkiye’ye bir pay bırakılmamış. Tam tersi Türkiye’nin topraklarında
büyük
Kürdistan, Ermenistan’a yer verilmiş. Türk dış politikasının yanlış bir
müttefik seçmesi Türkiye’nin bir ülke olarak dünya haritasından
silinmesine yol
açacak… Ayrıca, Türkiye yalnızlaşıyor, giderek izole oluyor. Yakın
gelecek için
benim tahminim şu: Kürt sorunu daha da gerginleşecek, terörizm artacak.
Bu
durum Türkiye’nin içinde sosyal parçalanmaya neden olabilir.”[4]
Dugin’in
saptaması önemli, ABD Ortadoğu’daki
planında ve çizmek istediği yeni haritada Türkiye’ye yer vermiyor ve
Türkiye’yi
küçültüyor.
Bunun için de, devleti zayıflatıp: Ergenekon, Balyoz vs. uydurma
davalarla, Türkiye’yi ayakta tutanları parmaklıklar ardına gönderiyor.
Böylelikle, devletin bitiş resmi tamamlanmış oluyor!
Ama, Tayyip’in danışmanı Yalçın
Akdoğan’ın ifşaatı her şeyi ortaya koyuyor: artık
devlet yok, AKP diktası var!
[1]
Yalçın
Akdoğan, Örgüt Prestij Kaybetmemeyi Mi Korku Salmayı Mı Önemser?, 17
Ağustos 2012
[2]
Taha
Kıvanç, Kılıçdaroğlu: “En büyük devrimci peygamberler...”, 17 Ağustos
2012
[3]
Hüseyin
Gülerce, Kılıçdaroğlu ile İftar.., Zaman, 17.08.2012
[4]
Türkiye Sonunu
Hazırlıyor, Yeni Mesaj, 16.08.2012
|