|
|
Hillary vasıl oldu, onlarca katil yüzlü araba ve
yerli yabancı istihbarat elemanı şehri kapladı.
Eli kanlı çeteler kabus gibi Türkiye’nin Suriye’nin İran’ın Irak’ın
üzerindeler.
Küresel merkezlerin tüm ajansları bu bölge üzerine dönen oyundan
sözediyor.
Batının ‘derin’ adamları ‘plan’ı açıkça ortaya koyuyorlar.
PLAN 100 sene öncekiyle aynı!
Hedef Osmanlı
pardon Türkiye… Ama öncelik Suriye’de!
Hesaba göre bu
Suriye ‘ilmeği’, Türkiye ve İran’ı savaşa çekecek.
Sünni, Şii, Alevi, Hristiyan unsurlar, Arap, Dürzi, Kürt, Türk
birbirini yiyecek…
Bölge insanı ölecek.. ölecek!
BBC’de Jonathan Marcus alıntılıyor:
‘Batıya sadakatini ispatlamış, ve dini radikalizmden uzak olan Kürt
gruplar bu işten kazançlı
çıkacak’.(http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-19197169)
Kürtler değil.
‘Batıya sadık Kürt
gruplar’…
Sahibinin sesi, eli kolu olanlar…Irak’da Talabani ve Barzani
dışında onlarca aşiret vardı. Batıya sadakatle bağlı olan bu
ikisi, ‘ortamı’temizledi, yalnız kendileri kaldı…
Plan değişmedi!
Sevr’den, parçalanmaktan sözedince ‘komplo teorisi’diyenler şimdi göz
ve kulaklarını
iyi açsınlar.
Çünkü ‘Yeni
Osmanlı’ diye şişirilen Türkiye’yi bekleyen ‘yeni Sevr’ yani
Osmanlı’nın
akibeti...
Biz söylemiyoruz, pek bayıldıkları Batının akıl
hocaları, batılı uzmanlar, batının ‘derin’adamları söylüyor…
London School of Economics’den Prof Fawaz Gerges, BBC’ye , Sevr’in
yıldönümünde
konuşuyor:
"1918’de Osmanlı
İmparatorluğu'nun parçalanmasının ardından hayata geçirilen ve günümüz sınırlarını belirleyen
Sykes-Picot sınırlarının yeniden çizilme ihtimali var."
diyor!
Haritaya gözatın.
Sykes-Picot
Geçen yüzyılda aynı yol haritası izlenerek petrol coğrafyasına bir
İsrail oturtulmuştu
21.yüzyılda birebir
aynı yol izlenerek, İsrail’in yanına bir Kürdistan oturtulacak.
Bu hemen
olmayacak , süreç 20-30 yıla yayılacak.
Sykes-Picot anlaşması 1916’da yapılmıştı, Sevr’den bir önceki gizli
anlaşmaydı ve İngiliz
ve Fransız imzacıların adını taşıyordu.
Rus Çarlığı da anlaşmadan nemalanacaktı.
Sovyet devriminde
Çarlık Rusyası kasalarında bulunan gizli anlaşmalar Bolşeviklerin eline geçti ve belgeler Türkiye’ye
sunuldu.
Anlaşma, Osmanlı topraklarından, kopartılacak parçaları belirliyordu.
Gizli anlaşmaya göre;
İskenderun Filistin arası Fransa’nın, Filistin’le İran arasındaki bölge
İngiltere’nin etki
alanında olacaktı.İskenderun serbest bölge olacak, Filistin uluslar
arası yönetime
bırakılacaktı.
Sykes-Picot gizli anlaşmasında bölgede hangi aşirete nasıl bir destek
sağlanacağı
belirlenmişti. Bu süreç bugün izlenen emperyal yol haritasının
aynısı gibi!
Osmanlı parçalandı, içinden Irak ve Ürdün çıktı
İngilizler Emir Hüseyin’e para ve silah desteği verecekti.
(Bugün de Clinton, küresel teröristlere Esad’ı devirmek için
82 milyon dolar yardım
yapıldığı açıkladı.)
Destek verildi ve
Haziran 1916’da Arap ayaklanması başladı.
4 ay sonra 2 kasım
1916’da Emir Hüseyin kendini Arap ülkeleri kralı ilan etti.
İngiltere ve Amerika 1 yıl sonra Filistin’de bir yahudi yurdu
kurulmasını ve bunun Arap
krallığının bir parçası olmasını karara bağladılar.Yüzyıl sürecek bir
fitne tohumunu bu
coğrafyaya oturttular.
Bu arada dünya paylaşım savaşı tüm vahşetiyle devam ediyordu.
Emir Hüseyin
İngiliz askerleriyle beraber Hicaz ve Filistin cephesinde Osmanlı
askerlerini
arkadan vurdu.Aynı bayrak altında yüzyıllar boyu yaşamış
olanlar, emperyalizme biat eden hainler yüzünden düşman oldu.
Savaşın sonunda İngiltere Osmanlı’dan koparılan yeni ülkeleri ve
krallarını dünyaya ilan etti.
Haritadaki yeni ülke Irak'dı, Faysal, kral olarak başa geçecekti.
Bir başka yeni ülke Ürdün’dü.
Bu kez kral Hüseyin’in oğlu 1.Abdullah tahta oturdu.
Hedef bir Sion devleti kurmaktı.
30 yıl sonra bu hayal gerçekleşti.
İsrail’i ilk tanıyan devlet o yıllarda Batıya tamamen biat etmiş olan
Türkiye oldu.
Artık Ortadoğu düşmanlar yatağıydı!
100
yıllık ‘Plan’:‘Kürdistan’
1920’deki Sevr Anlaşması bu anlaşmanın devamıdır.
Anlaşmaya göre ‘Uluslararası bir komisyon’ denetiminde ‘Kürt bölgeleri’
özerkleştirilecek,
daha sonra Suriye, Irak, Türkiye sınırlarındaki Kürt aşiretler,
Milletler Cemiyeti’ne özerklik
için başvuruda bulunacaklardı.başvuru derhal kabul edilecek, Türkiye ve
diğer ülkeler
sözkonusu bölgeler üzerindeki tüm hak ve sıfatlarını kaybedeceklerdi.
Sonraki aşamada parçalar birleşecek ve büyük Kürdistan ‘uluslararası
camia’ himayesinde
petrol coğrafyasına oturtulacaktı.
Bugün
yaşadıklarımız 100 yıllık bir plandır.
Bu emperyal hedefi, İsrail Moşe Dayan Kürt araştırma Merkezi başkanı
Prof Ofra Bengio
BBC’ye şöyle özetlemiştir:
‘Bölgede dengeleri
Kürt faktörü belirleyecektir. Kürtler, yıllardır batı ve ABD
desteğini almış, onlara sadakatle bağlı olduklarını da
ispatlamışlardır.Kürtlerin yaşadıkları ülkeler, birbirleriyle
Kürt sorununun halledilmesi konusunda işbirliği içinde
değillerdir ve Kürt unsurlar içinde bulundukları ülkeleri
derin zaafa sürüklemektedir.’
Batıya sadık ‘bölücü unsurlar’
‘Kürt unsurlar’dan kasıt, ‘batıya sadık olan’ etnik memurlardır.
Onlardan biri geçen gün konuştu ve batının kendisine verdiği
100 yıllık görevi tüm açıklığıyla
dile getirdi:
BDP milletvekili Adil Kurt,
'Türkiye'de bir iç
savaşın ayak sesleri bu coğrafyadan duyulmaya
başlandı.Ey
başbakan senden önce bizle kimler kimler uğraştı bize gücü yetmedi
Senin çapın ne, gramın ne!’
anlamına gelen laflar etti.
‘Ey Erdoğan, 28
yıldır Kürdistan dağlarında süren bu savaş, eğer aklını başına almazsan
Kürdistan
sokaklarına, Türkiye ’nin metropollerine taşınmak üzeredir.
Bunu bir
tek tanımı vardır, bu bir iç savaştır.’
diye meydan okudu…
Herşeye efelenen
Erdoğan, bu meydan okumaya karşı pek sessiz kaldı.
‘Seviyesiz
generallere’ verip veriştirdiği gibi yapmadı, hiç sesini çıkarmadı.
O da biliyordu ki BDP/PKK’nın arkası sağlamdı.
Washington, AKP, Barzani, ve BDP’yi aynı anda ama değişik şekillerde
destekliyordu.
BDPli milletvekili başka şeyler de söyledi.
‘Arap Baharı ’ aktivistlerine verilen metni okuyor gibiydi.
‘Böyle devam
ederse açık ve net söylüyorum bir iç savaş durumunda Türkiye ’deki ordu
ikiye bölünecektir.Türk
ordusu içerisinde silah taşıyan hiçbir Kürt genci o durumda kendi
halkına karşı silah doğrultmayacaktır. Nasıl ki Mısır ’da
Libya ’da Kuzey Afrika ’da diktatörler gittiyse, orduları bölündüyse
siz aynı akıbeti Mezopotamya’da Anadolu ’da yaşayacaksınız. Kaybeden Kürtler
değil, Türkiye olacaktır!"
Bunları söylerken ölen bir PKK lının evinde taziyedeydi.
Bu milletin sinir tellerini laçka etme taktiklerini psikolojik savaş
ustası Vamık Volkan’dan
almış olmalıydı .
Sözleri, 6 Ağustos’da Charlie Rose’a mülakat veren ‘derin Amerikalı
Henry
Kissinger’ın, İngiliz bakanların , küresel çetenin merkezi CFR
‘uzmanları’nın diplomatik
dilin kıvrılan patikaları arasında söyleyiverdikleriyle
aynıydı...
Suriye’de sona yaklaşılmıştı.
Esad ya gidecek ya da Lazkiye civarında bir Alevi bölgesinde kendi
krallığını kuracaktı…
Türkiye sınırı Kürt ve Sünni grupların denetiminde olacaktı…
Bu kaos sınırları aşacaktı…
Türkiye’yi karıştıracak unsur ‘Batıya sadık Kürtçüler’olacaktı.
Mezhep ayrışması tuz biber olacaktı.
Peki ya tüm bu planlar alt üst olursa!
BBC diplomasi muhabiri Marcus ayrıntıya giriyor:
id=4289:esadn-ortadou-satranc--banu-avar&catid=34:banu-avar&Itemid=277)
Esad’ın satranç hamlesini kastediyordu...
Türkiye sınırını, Kürt Ulusal Birliği denetimine bıraktı.
CIA denetimindeki El kaide ve İslami Cihad’a bağlı terör gruplarını
halletsinler diye geri adım atmıştı.
London School of Economics’den Prof Gerges:
‘ Esad’ın aklında
Kürt gruplara destek vermenin, Sünni Arap’ları zafiyete sürükleyeceği
fikri olduğu
kuvvetle muhtemel.’
değerlendirmesini yaptı.
Mülteci
akınları tampon bölgeler oluşturur!
Şimdi Esad, İran ile işbirliği içinde emperyal saldırının öncü gücü
olan Türkiye iktidarına ‘gel gel’
yapıyor.
Bu tuzağa düşen Türkiye kendini korkunç bir çatışmanın tarafı
olarak bulacak.
Sadece Suriye topraklarında değil Türkiye sınırları içinde de saflar
ayrışacak.
Bu kaosta, sivil halk oradan oraya savrulacak..
Mülteci kamplarına bol miktarda paralı asker ve istihbaratçı sızdı,
onlar ellerindeki silahları
efendilerinin istediği hedeflere doğrultacak...
Tıpkı 100 yıl önce olduğu gibi, sınırlar belirsizleşecek, gri
bölgeler, emperyal saldırı üslerini
barındıracak, bölge ülkeleri arasına kamalar sokacak ve komşular
arasındaki uçurumun ve
acının simgesi olarak kalacak.
Ürdün’de, Irak’da, Suriye’de Lübnan’da olduğu gibi…
Gri bölgeler süreç içinde ‘petrol haritasına göre’ ‘düzenlenecek’.
O bölgeler içinde yaşayan Kürt, Türk, Suriyeli, Iraklı unsurlar Batının
düzeneği dışına çıkarsa hangi
etnik kökenden olursa olsun onlar yaşatılmayacak.
Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi yeni bir sınır belirlenecek…
Libya’da olduğu gibi ülke ortadan 3’e kesilecek.
Petrol şirketleri, uyuşturucu baronları ve silah tüccarları kendi
denetimlerinde küçük derebeylikler
için aralarında anlaşacaklar.
Tüm bunlar bayat hikayeler.
Bunlar 1948’de
İsrail kurulurken Filistinlilere yapıldı , Filistinli mülteciler
zulümden kaçtı, çevre ülkelere
aktı.
O ülkelerde gri
bölgeler oluştu.
Sınırlar belirsizleşti.
Filistin’de yüzde 7 olan İsrail nüfusu hızla yüzde 50’ye çıktı.
İsrail devleti, Filistin’i silmiş Ortadoğu’ya kurulmuştu .
Toprağın asıl sahipleri, bugün gördüğünüz baskı ve zulüm altında ve
duvarlarla çevrili alanlarda,
toplama kamplarına tıkılan Kızılderililer gibi hapis kaldı!
Yavaş yavaş yokolacaklar, kalanlar da ‘yaşamak’için ‘İsrailli’ ya da
‘gibi’olacaklardı.
Bugün ‘yeni dünya düzeni’, ‘bahar’ martavalıyla kapıya dayandı.
Bu ‘bahar’ şimdilik
değilse bile , ‘az sonra’ Tayyip Erdoğan, ve Davutoğlu’nun da başını
yiyecektir.
Emperyalizm pis işlerine alet olanları bir süre sonra devreden çıkarır.
Yerlerine taze kan kullanır.
40 yıl kullanılan Mübarek kafese atılmış,
milyarlarca dolarına el konmuş, yerine Müslüman birader
Mursi getirilmiştir.
O da bir müddet kullanılacak sonra halkı daha iyi ‘oyalayacak’ başka
bir aktör bulunacaktır.
Eğer bir ülke
emperyal odakların deli gömleğindeyse, durum budur!
Geçenlerde Ürdün Kralının Amerikan televizyonuna verdiği mülakatı
izlerken, gözlerindeki
korkuyu yakaladım.
Amerikalı muhabirin karşısında sınavdaki çocuk gibi kelimeleri
tartmasına, durmadan gözlerini
kaçırmasına, Amerika’ya yaranacak mesajlar vermek için çırpınmasına
baktım.
‘Bahar’ her an kafasına inebilir, biliyordu.
Her şeyiyle Amerika’ya biat etmişti ama yetmiyordu.
Mültecileri nasıl buyur ettiğini, Suriye ordusuna ‘
Ürdün ordusunun ’ nasıl ateş açtığını ballandırarak
anlattı.
Biraz da mali destek istedi.dilendi..
Ama geçen yüzyıl başının dünya hakimi, ‘İngiliz artıkları’artık
gidiciydi… Sıra ona da gelecekti.
Suudlara da, Katar’a da...
Ve küresel çete mensupları yeni kuklalara sahte gülücükler atacaklardı.
Hillary’nin
Erdoğan’a, Gül’e, Davutoğlu’na attığı o gülücükler köprüyü geçene,
Suriye ‘pis’işini
halledene kadar
geçerli…
O ‘pis’iş halledilirken tufan kopacak!
Pis işe bulaşan herkesi de önüne katacak…
Bakın Prof Gerges ne diyor:
‘Kürt sorunu daha
uzun zaman bu coğrafyada hakim olacak.
Ulusal
sınırları aşacak ve 1918’de olduğu gibi yeni bir Sykes Picot haritasına
yolaçacak..."
Emperyal odakların, ‘Surlar ülkesi’ Suriye’ye bu kadar zorlukla ve
temkinli yaklaşmalarındaki en
büyük neden, 100 yıllık planlarının, Türkiye- Irak- İran -Suriye
dörtgeninde bir daha
çıkamayacakları bir batağa saplanma olasılığından duydukları korkudur.
Bu coğrafya binlerce yıldır hain öğütmektedir.
Ve bazı eblehler tersini söylese de bu coğrafya sakinlerinin genetik
hafızası ‘nisyan ile malul’*
değildir!
Gün geldiğinde yapacağını bilir!
|