Siyaset13 Ağustos 2012 00:00

İslam'ı İsevileştirmede Fethullahçılar Kan Tazeliyor - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

<p> <span style="font-size: 14px">&nbsp;<b>Türköne</b>, her daim yaptığı gibi, işin saptırma kısmında, güzel cambazlık yapıyor. <i><u>&ldquo;İktidar, eskinin islamcılarını emekliye ayırdı, islamcılığın tezlerini ise değişen dünya sona erdiriyor.&rdquo;</u></i> lâfzı, işin özetini sunması açısından önemli.<br /> <br /> Burada, iktidar: AKP, eski islamcılar: batı karşıtı, emperyalizme düşman politik yapılar; islamcı tezleri bitiren de: neo-liberal/neo-muhafazakâr ideoloji. </span></p> <div style="display:none">discount drug coupons <a href="http://codesamples.in/page/Discount-Drug-Coupon">lilly coupons for cialis</a> free discount prescription card</div><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">symbicort</a> symbicort cena</div>

İslam'ı İsevileştirmede Fethullahçılar Kan Tazeliyor

Kaan Turhan - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

13.08.2012


AKP’nin islamcılığı/dindarlığı/islami ülkelerle ilişkileri vs. cemaat ve AKP cenahlarından; sataşmalarla, tartışmalarla sürüp gidiyor. AKP’nin kapitalist sistemle ve emperyalist hegemonyayla birlikteliğinden doğan, uzun süreli iktidar olma nedeni: cemaat ve AKP kalemşörleri tarafından; sağlıklı bir islam inancıyla karşılanıyor.

Ali Bulaç
, Zaman’da yazdığı yazılarla, islamcılığın vs. geçmişinden söz ediyor. Başarılarını(!) bir bir sıralıyor. AKP’ye arada selam gönderip, ‘kim başbakanı sevmez ki’ diyor! İslami kesim, özde cemaat; gelecek günlerdeki iktidar pastasına gözünü dikmiş, payını hesaplıyor; öteki taraftan devam edecek bir AKP diktatoryası için, desteğini satır aralarından bağırıyor.

Son dönemde, her iki taraftan da yapılan; AKP’yle cemaat arasında bir çatışma, ayrışma, sürtüşme olmadığına dair açıklamalar da gösteriyor ki: oynanan bu oyun, emperyalizmle ilişkide kim daha ‘işbirlikçi’, rantiyesine çıkar. 


Mahçupyan
, Zaman’daki yazısında, AKP’nin otoriterliğini ve bu otoriterliğin saldığı ip kadar özgürlük ortamı olduğunu ifade ediyor. Ardından da, AKP’nin yeni bir merkez güç haline dönüşerek, Cumhuriyet’in tasfiyesinde önemli yol kat ettiğini hatırlatıp; yeni merkezin güç odağının cemaat olduğuna değiniyor.

Bu gücün, yani cemaatin AKP’ye olan desteğinin, fazla dini referanslarla bezenmemesini, cemaatin katı kuralcı iç inanışlarını kendilerine saklaması gerektiğini, siyaset arenasında dinin ötesinde ilişkilere önem vererek: hem kendi varlığının temini, hem de kendini var edecek siyasal partinin (bu hâlâ AKP görünüyor) savaşının başat öznesi olmasını böylelikle sağlayabilirdi. Yazısı şöyleydi:

“Karşımızda otoriterliği değil ataerkilliği merkeze alan ve bununla özgürlükçü yaklaşımları pragmatizm içinde bütünleştirmeye çalışan bir hareket var. Dolayısıyla AKP eski merkezin üzerine oturmaktansa, çevrenin getirdiği yeni güç ve meşruiyet sayesinde eski merkezin dışında yeni bir merkez oluşturuyor. Kritik nokta bu yeni merkezin aynı zamanda cemaatçi olması… Söz konusu ivmenin parçası olmanın önkoşullarından biri dindarlık. Ama eğer dindarlığı çok katı ve kuralcı bir biçimde tanımlarsanız, yeni merkezin tıkanması da mukadder.
[1]

Yine Zaman’dan, Türköne:

“İslâmcılığı bitiren AK Parti değil. AK Parti’yi iktidara taşıyan dinamikler, aynı zamanda İslâmcılığı da tarih dışına itti. İslâmcılığı var eden Batı’nın yükselen yıldızı şimdilerde sönmek üzere. İslâmcılardan bugünün dünyasını değiştirecek ölçekte güçlü ve sarsıcı bir tez geldi de, uygulanması mı eksik kaldı? İslâmcılık gibi anti-tez olarak gelişen tedafüî hareketler, tezini kaybedince anlam kaybına uğrar. İktidar, eskinin İslâmcılarını emekliye ayırdı, İslâmcılığın tezlerini ise değişen dünya sona erdiriyor.”
[2]

Türköne, her daim yaptığı gibi, işin saptırma kısmında, güzel cambazlık yapıyor. “İktidar, eskinin islamcılarını emekliye ayırdı, islamcılığın tezlerini ise değişen dünya sona erdiriyor.” lâfzı, işin özetini sunması açısından önemli.

Burada, iktidar: AKP, eski islamcılar: batı karşıtı, emperyalizme düşman politik yapılar; islamcı tezleri bitiren de: neo-liberal/neo-muhafazakâr ideoloji.

Gayet açık bir programın, dil cambazlığıyla farklı bir ifadesi. İktidar, eskinin islamcılarının anti-emperyalist birikimini ve tavrını, bölge ülkeleriyle temaslarındaki dostane ilişkilerini emekliye ayırdı; ardına, Davutoğlu’nun ‘0’ sorunlu dış politikasını kadroya aldı, sonra bölgede, Suriye’nin kuzeyinden itibaren İran’ın Güneybatı’sına kadar bir Kürdistan projesi, fiili olarak oluşturulmuş oldu.

Bu da elbette bir taşeron iktidarın, politik sonuçlarından kaynaklanan durumdu.

Amerikan neo-con işgalci hareketi, doğal olarak islamcı yapıyı tasfiye edecekti. Bu tasfiye de aslında: ılımlı islam’a evriltirilebilen islamcılar olarak ve islamın özünde olan dayanışmacı, haçlı emperyalizmine karşı birlik ruhunu kırarak oluşturulan yapıyı anlatıyordu.

“AK Parti’yi eleştirmek R. Tayyip Erdoğan’ı sevmemek mi? Hayır. Daha önce bu köşede yazdım: “Zaman yazarı Başbakan’a çakmaz.”

demişti, Ali Bulaç. Devam ediyordu:

“Elbette “AK Parti”ye bir sitemim, bir eleştirim var: “Sitemim”, 150 yıllık bir İslamcı mirasın enerjisini kullanırken, referansı reddedip özünde adil olmayan verili iktidarı hedeflemesidir. “Eleştirim”, göçün ve kentin muhalefeti, umudu ve iddiası olan büyük bir toplumsal hareketin kurucu zihniyeti kendisine ait olmayan bir iktidarı kullanırken değişimci karakterini kaybedip muhafazakârlaşması; ahlakileştiremediği ve adilleştiremediği iktidar üzerinden toplumun sekülerleşmesine ve giderek Protestanlaşma sürecine girmesine -istemeden de olsa- katkıda bulunmasıdır.”
[3]

Verili olanı hedeflediğini söylediği iktidara, AKP’ye sitemini arz eden Bulaç: koşulların zorladığı bir iktidar olmasını eleştiriyordu. Neo-Liberal ve neo-con ideolojiden bağımsız bir tutum takınamamasının verdiği zarardan söz ediyordu. Bunu da “protestanlaşma”ya giden yolda, AKP’nin istemeden de olsa yüzünde kara bir leke olarak kalacağını vurguluyordu.

‘Zaman yazarı başbakana çakmaz’, argo ağzıyla ettiği bu lâfazanlık da; cemaatin AKP’yle olan bağına/bağlantısına dayanıyordu. Ama ne ki, AKP’den önce, İslamiyeti isevileştirme projesinde rol; fetullahi örgütündü.

Bulaç, aynı yazısında: “Bugünlerde Başbakan’ı birileri fena halde dolduruşa getirmeye, İslamî cemaatlerle arasını açıp 10 yıllık performansı sona erdirmeye çalışıyor.” demekteydi ki, bununla; ılımlı islam hamlesinde, AKP-Cemaat koalisyonunundan doğan performansın sona ermemesi anlaşılmalıydı. 

Zaman yazarları arasında başlayan, İslamcılık tartışmaları: Yeni Şafak’a, oradan Star’a sıçradı ve her yere sirayet etti. Sosyolog yazar Yasin Aktay, bilimsel(!) açıklamalarıyla işi ‘öküz olma’ mertebesine kadar taşıdı. Tüm tartışmalar, islamcılığın öldüğü/öldürüldüğü/çağa uymadığı, siyasette etkisi/etkisizliği yönünde dönüyordu.

Ancak, asıl mesele: İslam’ın isevileştirilmesi projesinde yer alan ılımlı islamın unutturulmamasıydı. İslamcılık geleneksel anlamda, şeriat kanunlarıyla, imeceye dayanan toplumsal yönüyle, vatan kavramına atfettikleriyle, anti-kapitalist ve anti-emperyalist Kur’an’î dayanaklarıyla: elbette çoktan ve dahi çoktan silinmişti.

İslamcılık tartışmalarının, cemaati unutmayın, sinyalini verdiği gün gibi aşikâr!

ılımlı islam misyonuyla bütünleştirilen Türkiye’nin; batı kapitalizmiyle içli dışlı olmasını sağlayan, içini ve dışını emperyal uşaklıkla kemiren, fethullahîler: “biz de varız” diyorlar!

İslamiyette değil elbette: vatikan’a giden yolda!

 

[1] Etyen Mahçupyan, Seküler Dindarlık Yeni Merkez ve Sağcılaşma, Zaman, 26.07.2012

[2] Mümtazer Türköne, AK Parti mi? İslamcılar mı?, 03.08.2012

[3] Ali Bulaç, Başbakanı Sevmek, Zaman,.04.08.2012

 





Açık İstihbarat @ 2012