Dış Politika31 Temmuz 2012 00:00

Tayyip, Barzani, Silah Tröstleri Ortak Amaç : "Kürdistan" - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

Öne çıkan silah şirketiyse; G-3 piyade tüfeklerini üreten, Libya'da hem isyancılara hem de Kaddafi'ye aynı anda silah sattığı ortaya çakan Almanya'nın ünlü silah üreticisi Heckler&Koch firmasıydı.   Türkiye’de medya, Amerikan güdümlü AKP’nin kırbacıyla; Türkiye’nin Suriye’ye girmesini, hatta 1998’deki antlaşmaya göre, PKK tehditi söz konusu olduğundan, TSK beş kilometre Suriye sınırını geçebileceğini vs. tartışıyordu. Suriye, Türkiye’nin baş düşmanı ilân ediliyordu. Yeni Şafak’ın islamcı(!) yazarı Hayrettin Karaman: renovation vejle renovation skive renova

Tayyip, Barzani, Silah Tröstleri Ortak Amaç : "Kürdistan"

Kaan Turhan - Açık İstihbarat 

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

31.07.2012


Suriye’nin dostları grubu adı altındaki örgütlenmede yer alan, Soros ve CFR destekli kimlikler ortaya çıkmış ve Esad’a karşı konumlanan grup kendini ele vermişti.

Suriye’deki ‘arap baharı’nda Amerikan etkisi olabildiğince ortadaydı. İç savaşın tırmandığı Suriye'de NATO'nun askeri müdahalesi henüz gündeme gelmezken daha doğrusu NATO Türkiye’yi iplemezken; bölgede, NATO ülkelerinin lisansıyla üretilen silahlar çatışmalarda kullanılmaktaydı.

Öne çıkan silah şirketiyse; G-3 piyade tüfeklerini üreten, Libya'da hem isyancılara hem de Kaddafi'ye aynı anda silah sattığı ortaya çakan Almanya'nın ünlü silah üreticisi Heckler&Koch firmasıydı.

 
Türkiye’de medya, Amerikan güdümlü AKP’nin kırbacıyla; Türkiye’nin Suriye’ye girmesini, hatta 1998’deki antlaşmaya göre, PKK tehditi söz konusu olduğundan, TSK beş kilometre Suriye sınırını geçebileceğini vs. tartışıyordu. Suriye, Türkiye’nin baş düşmanı ilân ediliyordu.

Yeni Şafak’ın islamcı(!) yazarı Hayrettin Karaman:

“Bu hareketi başlatanların çağdaş sömürücü Batı olduğu kanaatinde değilim. Başlatan zulümdür, baskıdır, despot yöneticilerin çağı okuyamamalarıdır, gerilimin patlamasıdır. Hareket bir kere başlayıp sonuç almaya yönelince dünya düzeni kurucu ve oyuncularının kendi menfaat ve politikaları istikametinde işe müdahil olmaları tabiidir.[1]

Batı ittifakının, Çin, Rusya, İran etkisine ve karşı koymalarına karşın; Suriye’deki ‘muhalif’leri ve Esad karşıtlarını destekleyip, emperyal hesapların kurgulayıcısı olmaları; Karaman’a göre: doğaldı! 

Kaldı ki bunu başlatan da batı değildi! Baskı, zulüm ve despot yöneticilerin ‘çağı okuyamamaları’ydı.

Esad
, neo-liberalizmi, kapitalizmi, özgürlükleri, batının değersizlikleriyle yönetim anlayışını birleştirmeyi gerçekleştirememişti!

Ne yazık ki Esad, devlet yönetiminde ‘köhne’ bir anti-emperyalizm siyaseti güdüyordu. Batı için bu yeterliydi, ana akım kapitalist emperyalist sisteme eklemlenmeyi reddedip, vatan savunması yapması ‘ilkel’/‘primitif’ bir siyasetti.

Karaman, haklıydı: ‘ılımlı islam’la bütünleşmek istemeyen Esad, indirilmeliydi!   

AKP kalemşörü ve stratej’i Sedat Laçiner de:

“Suriye hızlı bir çöküş sürecine girdi. Rejim hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir hızda ülkenin pek çok bölgesinde kontrolü kaybetti. Bunda Esad Yönetimi’nin dar bir kitleye dayanması ve gerçek anlamda zayıf olmasının rolü büyük elbette. Bugüne kadar dayandılar ve artık dayanacak güçleri kalmadı.

İkinci önemli etken ise ABD’nin tutumundaki radikal değişikliktir. Washington son aylarda CIA üzerinden olaylara daha çok müdahale etmeye başladı. Türkiye, Kuzey Irak ve Arap dünyasının Suriye’de daha etkin olmasında da ABD’nin politika değişikliğinin büyük rolü var. Rusya ve Çin Birleşmiş Milletler üzerinden geliştirilebilecek bir çözümü engelleyince ABD dolaylı müdahaleye, yani isyancıları daha çok desteklemeye ağırlık verdi. Şu anda Suriye’de büyük bir kaos yaşanıyor. Esad’ın kalıcı olamayacağı inancı yayıldıkça Esad’ın gidişi daha da hızlanacaktır.
[2]

Laçiner’in ifadeleri öyle ki, karşınızda CIA Ortadoğu analisti, Pentagon uzmanı var sanıyorsunuz!

ABD, isyancıları, muhalifleri ne kadar desteklerse; Esad’ın gidişi o kadar kolay olurmuş!

 
Uluslararası siyasette, çözüm geliştiremeyen Amerikan emperyalizminin, Suriye’yi kaos ortamında, isyancı/muhalif gruplar yaratarak yönetmek istemesi, meşru bir hareket olarak AK kalemlerce tanımlanmakta ve desteklemektedir.

Milliyet'ten Fikret Bila:

“Beşar Esad yönetimi Suriye üzerindeki kontrolünü giderek kaybediyor. Muhalifler birçok kentte yönetimi ele geçirmeye başladılar. Şam yönetimi Kuzey Suriye’den çekilmiş durumda. Türkiye ve Irak sınırını kontrol edemiyor.”

diyerek, ‘kuzey Irak’ ifadesi gibi, ‘kuzey Suriye’ ifadesiyle; yani stratejik kavramsal işgali başlatmış oluyordu. Sözle, kavramlarla Suriye, bölünmüştü!

TEPAV’dan Nihat Ali Özcan, “Kuzey Suriye” hakkında şunları söylemekteydi:

“PKK nasıl Kuzey Irak’ın Bağdat’tan kopması sonrasında bu coğrafyaya yerleşip rahatlıkla faaliyetlerini sürdüreceği, lojistik desteği alabildiği bir alan yarattıysa, bir benzerini de Kuzey Suriye’de yapmaya çalışacaktır.” 

Fiili olarak, Kuzey Suriye oluşturulmuş!

Kavramlaştırılmıştır! 

Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın Suriye’deki birlikteliği öngördüğü PYD güçleri, bu kavramın içinde Barzani etkisiyle yer almış bulunmaktadır. 

Barzani'nin ev sahipliğinde 9-10 Temmuz tarihlerinde Erbil'de toplanmasının ardından askeri eğitim verilmesine başlanan bir grup milisin Suriye'nin kuzeyine geçmesi ve Erbil'deki toplantıda Kürt grupların 'ortak hareket etme kararı' almış olması ve Suriye'nin kuzeyinde hakimiyeti ele geçirmeye başlaması: Suriye’nin çözülmesini, Türkiye’nin Güneydoğu’sunun fiili ‘kürdistan’la tehdit edilmesinin önünü açmıştı!

Barzani’nin önerisi doğrultusunda bir araya gelen 16 Kürt partisiyse; Kuzey Suriye’de PKK’yı meşru güvenlik gücü olarak ilân etmekteydi.

Öcalan
ve PKK’nın dört ülkedeki (Türkiye, İran, Irak, Suriye) dört parçadan “Büyük Kürdistan”ı oluşturma projesinin, Kuzey Irak’tan sonra, ikinci parçası olarak Kuzey Suriye’de vücut bulduğu, medyaya yansıyan olgulardandı.

Barzani’nin parlamenterleri de yaptıkları açıklamalarla, Kürt muhalefetinin ‘Kürdistani’ siyaset üzerinden kendilerini tanımlamalarını gerektiğini vurgulamaktaydı.

Öyle ki bu; Suriye’nin kuzeyinden, Irak’ın kuzeyine ve İran’a kadar, Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da kapsayan bir siyasal perspektifi işaret ediyordu: batı ittifakının, batı emperyalizminin öngördüğü ortadoğu coğrafyası böylelikle biçimlenmekteydi. 

KCK:

tüm Kürdistan parçaları olmak üzere ve tüm demokratik çevrelerin de Ortadoğu’da halkların kardeşliği, barışı, eşit ve özgür geleceğinin tesisi için gereken destek ve dayanışma içinde olmalarını tarihi bir sorumluluk olarak görüyoruz

açıklamasını yapmıştı. 

KCK’dan tutuklanıp, serbest bırakılan Büşra Ersanlı da:

“Leyla Zana 'Çözerse Erdoğan çözer' dedi. Bunu başka kimse yapamaz anlamında değil, iktidar olduğu için, güçlü olduğu için, dünyada da öyle göründüğü için yapar anlamında. Bana göre de isterse Erdoğan çözer.


diyordu.  

Türkiye, AKP-Batı ittifakıyla kurduğu ve tutuklulukla AKP formatından geçenlerle anılır bir hale geldi.

AKP’ye tapınanlar, Erdoğan’ın diktasında el pençe biat edenler, suskunlar, yutkunanlar, savaşmadan yenilgiyi hazmedebilenler, Suriye’ye emperyalist kuşatmayı kışkırtan ‘sivil casus’lar...

Esad
’ın kararlı duruşunu ve en son sınır bölgesindeki PYD zinciriyle yarmaya çalıştığı NATO güçlerinin köleliğini yapan AKP kadroları, Davutoğlu’nun ‘sıfır sorun’ dış politikasının sıfırlarını yutanlar... daha ne olsun?

Zulüm kokuyor, işgal kokuyor, ihanet kokuyor...



[1] Hayrettin Karaman,  Arap baharında İslam'a yolculuk, Yeni Şafak, 27.07.2012

[2] Sedat Laçiner, Esad’sız Bir Suriye’ye Doğru, Star, 26.07.2012




Açık İstihbarat @ 2012