|
|
Suriye’nin dostları
grubu adı altındaki örgütlenmede
yer alan, Soros ve CFR destekli kimlikler ortaya çıkmış ve Esad’a karşı
konumlanan grup kendini ele vermişti.
Suriye’deki ‘arap baharı’nda Amerikan
etkisi olabildiğince ortadaydı. İç savaşın tırmandığı Suriye'de
NATO'nun askeri
müdahalesi henüz gündeme gelmezken daha doğrusu NATO Türkiye’yi
iplemezken;
bölgede, NATO ülkelerinin lisansıyla üretilen silahlar çatışmalarda
kullanılmaktaydı.
Öne çıkan silah şirketiyse; G-3 piyade tüfeklerini üreten,
Libya'da hem isyancılara hem de Kaddafi'ye aynı
anda silah sattığı
ortaya çakan Almanya'nın ünlü silah üreticisi Heckler&Koch
firmasıydı.
Türkiye’de
medya, Amerikan güdümlü AKP’nin kırbacıyla; Türkiye’nin Suriye’ye
girmesini,
hatta 1998’deki antlaşmaya göre, PKK tehditi söz konusu olduğundan, TSK
beş
kilometre Suriye sınırını geçebileceğini vs. tartışıyordu. Suriye,
Türkiye’nin
baş düşmanı ilân ediliyordu.
Yeni Şafak’ın islamcı(!) yazarı Hayrettin
Karaman:
“Bu hareketi başlatanların çağdaş sömürücü
Batı olduğu
kanaatinde değilim. Başlatan zulümdür, baskıdır, despot
yöneticilerin çağı
okuyamamalarıdır, gerilimin patlamasıdır. Hareket bir kere
başlayıp sonuç
almaya yönelince dünya düzeni kurucu ve oyuncularının kendi menfaat ve
politikaları istikametinde işe müdahil olmaları tabiidir.”[1]
Batı
ittifakının, Çin, Rusya, İran etkisine ve karşı koymalarına karşın;
Suriye’deki
‘muhalif’leri ve Esad karşıtlarını destekleyip,
emperyal hesapların
kurgulayıcısı olmaları; Karaman’a göre:
doğaldı!
Kaldı ki bunu başlatan
da batı değildi! Baskı, zulüm ve despot yöneticilerin ‘çağı
okuyamamaları’ydı.
Esad,
neo-liberalizmi, kapitalizmi, özgürlükleri, batının değersizlikleriyle
yönetim
anlayışını birleştirmeyi gerçekleştirememişti!
Ne yazık ki Esad, devlet
yönetiminde ‘köhne’ bir anti-emperyalizm siyaseti güdüyordu. Batı için
bu
yeterliydi, ana akım kapitalist emperyalist sisteme eklemlenmeyi
reddedip,
vatan savunması yapması ‘ilkel’/‘primitif’ bir siyasetti.
Karaman,
haklıydı: ‘ılımlı islam’la bütünleşmek istemeyen Esad,
indirilmeliydi!
AKP kalemşörü
ve stratej’i Sedat Laçiner de:
“Suriye hızlı bir çöküş sürecine
girdi. Rejim hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir hızda ülkenin pek çok
bölgesinde kontrolü kaybetti. Bunda Esad Yönetimi’nin dar bir kitleye
dayanması
ve gerçek anlamda zayıf olmasının rolü büyük elbette. Bugüne kadar
dayandılar
ve artık dayanacak güçleri kalmadı.
İkinci önemli etken ise ABD’nin tutumundaki
radikal değişikliktir. Washington son aylarda CIA üzerinden olaylara
daha çok
müdahale etmeye başladı. Türkiye, Kuzey Irak ve Arap dünyasının
Suriye’de daha
etkin olmasında da ABD’nin politika değişikliğinin büyük rolü var.
Rusya ve Çin
Birleşmiş Milletler üzerinden geliştirilebilecek bir çözümü
engelleyince ABD
dolaylı müdahaleye, yani isyancıları daha çok desteklemeye ağırlık
verdi. Şu
anda Suriye’de büyük bir kaos yaşanıyor. Esad’ın kalıcı olamayacağı
inancı
yayıldıkça Esad’ın gidişi daha da hızlanacaktır.”[2]
Laçiner’in
ifadeleri öyle ki, karşınızda CIA Ortadoğu analisti, Pentagon uzmanı
var
sanıyorsunuz!
ABD, isyancıları, muhalifleri ne kadar desteklerse; Esad’ın
gidişi o kadar kolay olurmuş!
Uluslararası
siyasette, çözüm geliştiremeyen Amerikan emperyalizminin, Suriye’yi
kaos
ortamında, isyancı/muhalif gruplar yaratarak yönetmek istemesi, meşru
bir
hareket olarak AK kalemlerce tanımlanmakta ve desteklemektedir.
Milliyet'ten Fikret
Bila:
“Beşar Esad yönetimi Suriye üzerindeki kontrolünü
giderek
kaybediyor. Muhalifler birçok kentte yönetimi ele geçirmeye başladılar.
Şam
yönetimi Kuzey Suriye’den çekilmiş durumda. Türkiye ve Irak sınırını
kontrol
edemiyor.”
diyerek, ‘kuzey Irak’ ifadesi gibi,
‘kuzey Suriye’ ifadesiyle;
yani stratejik kavramsal işgali başlatmış oluyordu. Sözle, kavramlarla
Suriye,
bölünmüştü!
TEPAV’dan Nihat Ali Özcan, “Kuzey Suriye” hakkında
şunları
söylemekteydi:
“PKK nasıl Kuzey
Irak’ın Bağdat’tan kopması sonrasında bu
coğrafyaya yerleşip rahatlıkla faaliyetlerini sürdüreceği, lojistik
desteği
alabildiği bir alan yarattıysa, bir benzerini de Kuzey Suriye’de
yapmaya
çalışacaktır.”
Fiili olarak,
Kuzey Suriye oluşturulmuş!
Kavramlaştırılmıştır!
Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın
Suriye’deki birlikteliği öngördüğü PYD güçleri, bu kavramın içinde
Barzani
etkisiyle yer almış bulunmaktadır.
Barzani'nin
ev sahipliğinde 9-10 Temmuz
tarihlerinde Erbil'de toplanmasının ardından askeri eğitim verilmesine
başlanan
bir grup milisin Suriye'nin kuzeyine geçmesi ve Erbil'deki toplantıda
Kürt
grupların 'ortak hareket etme kararı' almış olması ve Suriye'nin
kuzeyinde
hakimiyeti ele geçirmeye başlaması: Suriye’nin çözülmesini, Türkiye’nin
Güneydoğu’sunun fiili ‘kürdistan’la tehdit edilmesinin önünü açmıştı!
Barzani’nin önerisi doğrultusunda bir
araya
gelen 16 Kürt partisiyse; Kuzey Suriye’de PKK’yı meşru güvenlik gücü
olarak
ilân etmekteydi.
Öcalan ve PKK’nın dört ülkedeki (Türkiye, İran, Irak,
Suriye) dört parçadan “Büyük Kürdistan”ı oluşturma projesinin, Kuzey
Irak’tan
sonra, ikinci parçası olarak Kuzey Suriye’de vücut bulduğu, medyaya
yansıyan
olgulardandı.
Barzani’nin
parlamenterleri de yaptıkları
açıklamalarla, Kürt muhalefetinin ‘Kürdistani’ siyaset üzerinden
kendilerini
tanımlamalarını gerektiğini vurgulamaktaydı.
Öyle ki bu; Suriye’nin kuzeyinden,
Irak’ın kuzeyine ve İran’a kadar, Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da
kapsayan bir
siyasal perspektifi işaret ediyordu: batı ittifakının, batı
emperyalizminin
öngördüğü ortadoğu coğrafyası böylelikle biçimlenmekteydi.
KCK:
“tüm
Kürdistan parçaları olmak üzere ve tüm demokratik
çevrelerin de Ortadoğu’da
halkların kardeşliği, barışı, eşit ve özgür geleceğinin tesisi için
gereken
destek ve dayanışma içinde olmalarını tarihi bir sorumluluk olarak
görüyoruz”
açıklamasını yapmıştı.
KCK’dan tutuklanıp,
serbest bırakılan Büşra
Ersanlı da:
“Leyla Zana 'Çözerse Erdoğan çözer' dedi. Bunu başka kimse
yapamaz anlamında değil, iktidar olduğu için, güçlü olduğu için,
dünyada da
öyle göründüğü için yapar anlamında. Bana göre de isterse Erdoğan çözer.”
diyordu.
Türkiye, AKP-Batı
ittifakıyla kurduğu ve
tutuklulukla AKP formatından geçenlerle anılır bir hale geldi.
AKP’ye
tapınanlar, Erdoğan’ın diktasında el pençe biat
edenler, suskunlar,
yutkunanlar, savaşmadan yenilgiyi hazmedebilenler, Suriye’ye
emperyalist
kuşatmayı kışkırtan ‘sivil casus’lar...
Esad’ın kararlı duruşunu
ve en son sınır bölgesindeki PYD zinciriyle yarmaya çalıştığı NATO
güçlerinin
köleliğini yapan AKP kadroları, Davutoğlu’nun ‘sıfır
sorun’ dış
politikasının sıfırlarını yutanlar... daha ne olsun?
Zulüm kokuyor, işgal
kokuyor, ihanet kokuyor...
|