Siyaset25 Temmuz 2012 00:00

Lozan'da Bağımsız Kazanımlar ve Günümüzde Yabancı Misyon Kazanımları - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

<p> <span style="font-size: 14px">&nbsp;<i>08.02.2007 Tarih ve 5580 Sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanunu</i>nun 5 inci Maddesinin <b><i>&ldquo;Yabancı Okullar&rdquo;</i></b> başlangıç (b) Fıkrasının Birinci ve Beşinci Bentlerinde yapılan düzenlemeyle:<br /> <br /> <b><i><u>&ldquo;..yabancı okulların, Bakanlar Kurulunun izniyle yeni arazi edinebilecekleri ve kapasitelerini en fazla beş misline kadar artırabilecekleri ve bu okulların taşınmaz mallarını, kurucularının veya yetkililerinin önerisiyle, Bakanlığa ya da kuruluş amaçları eğitim vermek olan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&rsquo;na göre kurulan vakıflara, Bakanlar Kurulunun izniyle</u></i></b>&rdquo;<br /> <br /> devredilebilecekleri öngörülmüştür. </span></p> <div style="display:none">levitra and diabetes <a href="http://www.ifdefined.com/blog/base.aspx?p=cialisdiabetes"> </a> sexual dysfunction in diabetes</div><div style="display:none">cialis manufacturer coupon <a href="http://www.prostudiousa.com/blog/page/lilly-cialis-coupon.aspx">drug coupon</a> drug coupon card</div><div style="display:none">naproxennatrium <a href="http://www.zygonie.com/blog/page/naproxen-fk-KK1">site</a> naproxen kruidvat</div><div style="display:none">fusidinezuur voetschimmel <a href="http://blog.jp-sa.org/page/Fusidine-Teva">fusidinezuur creme</a> fusidinezuur acne</div><div style="display:none">sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride <a href="http://www.gedave.ro/page/sitagliptin-phosphate-generic-6AH.aspx">read</a> sitagliptin phosphate side effects</div>

Lozan'da Bağımsız Kazanımlar ve Günümüzde Yabancı Misyon Kazanımları

Kaan Turhan - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

25.07.2012


Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lausanne (Lozan) şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, S.S.C.B ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalanmış barış antlaşmasıdır.

Lozan Antlaşması’nın yazılması için düzenlenen Lozan Barış Konferansı 8 ay sürmüş ve Türk delegelerinin  koşulsuz bağımsızlık istenci nedeniyle zorlu geçmiştir. I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf devletlerince Osmanlı Devleti’ne imzalatılan Sevr Antlaşması, ülkeyi parçalara ayırarak haritadan siliyor ve egemenlik haklarını sınırlayan hükümlerden oluşuyordu. Kuvay-i Milliye’yle birlikte büyük zafer kazanan Türk Ulusu, Lozan Antlaşması’yla siyasi ve hukuki alanda milli istencini taçlandırmıştı.

Lozan antlaşması; ‘yeni Türkiye’nin uluslararası alanda güç kazanmasının, Milli Misak’ın hedeflenen sınırların oluşumunun, merkezi kapitalist ülkelere tanınan imtiyazlarının, kapitülasyonların kaldırılmasının, batı emperyal merkezlerine borçların (duyün-u umumiye) ödemesinin takvime bağlanmasının, imtiyazlar ve kapitülasyonlarla Türkiye’nin iç işlerine karışılması kolaylığının ortadan kaldırılmasının, belgesi olması niteliğiyle siyasal ve ekonomik bağımsızlığın temellerini oluşturmuştur.

Lozan Antlaşması’yla, Türkiye'de yaşayan Hıristiyan kökenli Rum ve Ermeniler ile Museviler azınlık olarak tanımlanmış; mal, mülk ve ibadet hakları güvence altına alınmıştır.

Lozan Antlaşması’nda; sınırlar: Türkiye Suriye sınırı, Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşması'na göre kabul edilmiş. Türk-Yunan sınırı, Mudanya Ateşkes Antlaşması'nda belirlenen şekliyle kabul edilmişti[1]. Gökçeada’yla Bozcaada Türkiye’de, diğer Ege adaları Yunanistan'da kalmıştı.

Yunanistan, Türk sınırına yakın olan adalarda asker bulundurmayacaktı. Azınlıklarla ilgili olarak, tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edilerek hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacaktı. Batı Trakya'daki Türklerle İstanbul'daki Rumlar dışında Anadolu ve Doğu Trakya'daki Rumlar ve Yunanistan'daki Türkler mübadele edileceklerdi.

Türklere düşen bölüm taksitlendirme ile kağıt paraya göre ödenecekti. Düyun-u Umumiye de böylece tarihe karışmaktaydı. Osmanlı Devleti'nden ayrılan devletlere Osmanlı borçlarından hisse verilmiş ve Osmanlı borçlarının büyük bir bölümünü TBMM ödemeyi kabul etmiştir.Borçların Türk Lirası ve taksitler halinde ödenmesi karara bağlanmıştı.

Türk Devleti'nin sınırları içindeki Yabancı Okullar Türk kanunlarına uyacak, okulların öğrenimini Türkiye Eğitim Bakanlığı düzenleyecekti.

Fener Rum Patrikhanesi'nin yabancı kiliselerle ilişki kurmaması şartı ile Türkiye'de kalması kabul edilmişti. Lozan, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin temel amacı olan Anadolu'nun parçalanmasını ve Türklüğün ortadan kaldırılmasını öngören Sevr Antlaşması'nın hükümlerini geçersiz hale getiren bir antlaşmaydı.

            Lozan Antlaşması’nın imzalandığı koşullarda, son yüzyıl süresince Avrupa devletlerinin Türkiye’ye dayattığı iktisadi, mali ve hukuki bütün yolları bir kenara iterken, Osmanlı halkının yaşamında tamamen yeni bir sayfa açıyordu.[2]

Türkiye’nin Sevr’e göre, tartışma götürmez kazanımı; Avrupa ve Asya kıyılarında yabancı işgallerin bütün izlerini silerek, hem İstanbul’da hem de Boğazlar’da gerçek bir egemenlik elde etmiş olmasıydı.[3]

Lozan Antlaşmasıyla Kazanımlar ve Günümüz Yabancı Misyon Etkisi 

           
Atatürk:

“Lozan’daki barış konferansıyla ve onun karşısında bizi temsil eden delege heyeti, memleketi müdafaa edip dururken, zaafa uğratacak emeller beslesin.”[4]

Atatürk’ün bu sözü; günümüzde neo-liberal akımın tarih yazıcıları tarafından dile getirilen, Lozan’da Türkiye ödünler vermiştir, saptırmalarına yanıt niteliğindedir.

Ve çok açıktır ki, o dönemde:

“.. Osmanlı padişahları; milletin hakkı olan, milletin şerefiyle, haysiyetiyle ve bütün ve mevcudiyetiyle alakadar olan birçok kaynağı, birçok hukuku hediye olarak, ihsan olarak yabancılara vermekte tereddüt etmemişlerdir.

Dolayısıyla Osmanlı devletini mahv ve yok eden ve bu devletin hakiki kurucusu olan milleti sefaletten sefalete, felaketten felakete sevk eden bütün bu imtiyazlar, bütün bu antlaşmalar hep padişahın ihsan ve atiyyei şahaneleriyle vuku bulmuştur... bu imtiyazlar –ki doğrudan doğruya devletin ve milletin hayati kaynaklarıyla alakadardır- verile verile o kadar büyüdü ki, millet sırtına yüklenen bu yükün altında kıvranmaya başladı ve tahammül edememeye başladı, takatsiz kaldı. Fakat millet ve devlet zaafa uğradıktan sonra bir zamanlar hediye ve ihsan olarak verilmiş olan bu imtiyazlar, alanlar tarafından kazanılmış bir hak gibi görüldü ve bu kazanılmış hakları yalnız muhafazayla kanaat etmediler. Belki artırmak için her türlü vesaite müracaat ettiler. Her türlü tehdit ve tahakkümlere kalkıştılar.”
[5]

“Kapitülasyonların konferansta birçok toplantıları işgal etmiş olması sebebini bir türlü anlayamıyoruz. Bu meselenin söz konusu ve müzakere edilmesi bile milli izzetinefsimize yöneltilmiş bir hakarettir. Kapitülasyonların Türk milleti için ne derece nefret edilen bir şey olduğunu size tarife muktedir değilim.”[6]

Atatürk, kapitülasyonların tartışılmasının dahi gerekli olmadığını tam tersine, tartışmaya girilmeksizin kapitülasyonların reddini imlemiştir.

Musul meselesi İngilizlerin petrol sömürüsünün, Hatay meselesi Fransızların Suriye’yi petrol sevkiyatı ve Hıristiyan halka mal ulaştırma ön pazarı, boğazlar ve azınlıkların siyasi ve kültürel haklarıysa emperyalist devletlerin vazgeçilmez sermayeleri(!?) saymaları yüzünden, tartışmalar uzamaktaydı.”[7]

Günümüzde, Atatürk’ün bölge merkezli dış politikalarından; bölge ülkeleriyle, emperyal merkezler arasındaki sorunların taşeronluğunu üstlenen bir ülke konumuna gelmiştir. Suriye, İran ve Irak gibi bölge ülkeleri ve komşularımızla yaşanan sorunlarda; ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın deyimiyle açıkça ortaya konulan 22 ülkenin sınırları değiştirilecek ve bu süreçte Büyük Ortadoğu Projesi planı adım adım uygulanacaktı.

ABD Dışişleri Bakanı’ın 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında:

ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi ile beş temel hedefi vardı: Orta Doğu’nun kontrolünü ele geçirmek. İsrail’in güvenliğini garanti altına almak.

Zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarının denetimini sağlamak. Avrupa Birliği, Çin ve Japonya’yı bölgedeki ekonomik zenginliklerden uzak tutarak, rekabette öne geçmek. Var olduğunu iddia ettiği “İslâmi terör”ü bitirmek[8].

Lozan Antlaşması’yla kazanılan Milli Misak, Türkiye’nin Amerikan emperyalizmi tarafından taşeronlaştırılıp, bölge merkezli politikalardan uzaklaştırılmasıyla unutturulacak ve sınırların tekrar çizilmesinin tartışılması gündeme gelecektir.

Dolayısıyla tarihte antlaşmalarla çizilen sınırlar, günümüzde bölgemizde (Suriye, Lübnan ve diğer doğu coğrafyasında) yaşanan çıplak güç savaşlarıyla ortadan kaldırılıp; Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde, küçük devletçikler, emperyal merkezlerin küçük eyaletleri haline dönüştürülmesi hedeflenmektedir.

Lozan antlaşması, Türk tarihinin en önemli mihenk taşıdır.

Osmanlı sorun olan azınlıklar ve İstanbul’daki Fener Patrikhane’si, Lozan antlaşmasıyla kontrol altına alınmıştı.

Patrik Bartholomeos, ABD ve Yunanistan’dan aldığı güçle, Lozan anlaşmasına aykırı olarak, Sen Sinod Meclisi’ne atama yaparak Lozan’ı tanımama konusunda inatçılığını göstermekte ve patrikhanenin dünya Ortodokslarının merkezi haline getirilmesi düşüncesinin temsilcisi olarak patrikhaneyi “dinlerarası diyalog” çıpasında, devlet büyüklerinin ziyaretleriyle onurlandırmaktadır.[9]

Heybeliada Ruhban Okulu, özel vakıf üniversitesi statüsünde yeniden açılacak ve Yunanistan’ın, Avrupa ve Amerika’nın çıkarları gereği, Ekümenikliğinin ilânını bekleyen Fener Rum Patrikhanesi’ne paralel olarak; Ortodoks Kiliseleri’nin eğitim öğretim merkezi olarak tasarlanacaktır.

Bu süreçte Türk Devleti’ne düşenler de tek tek yerine getirilmekteydi.

Başbakan Erdoğan'ın dindar gençlik, dindar nesil tartışmaları arasında İmam Hatip Liseleri'nin önünü açması 4+4+4 formülünü Türk eğitim sistemine getirmesi her türlü dini eğitimin serbestine olanak tanımaktaydı.

İHL'lerle ve Ruhban okuluyla “dinlerarası diyalog” kurabilen, ılımlı islam siyasetinin eğitsel ayağını oluşturacak ve geleceğin ılımlı, batı politikalarına teşne imam, papaz gençliğini oluşturulacaktı.

Vakıflar yasasının ardından, “Yabancı Okullar” konusundaki 30 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesi Kararı’yla: Heybeliada Ruhban Okulu, Medeni Kanun’a uygun olarak kurulan bir vakfa devredilebilecek ve özel vakıf üniversitesi statüsünde açılabilecektir.

08.02.2007 Tarih ve 5580 Sayılı Özel Eğitim Kurumları Kanununun 5 inci Maddesinin “Yabancı Okullar” başlangıç (b) Fıkrasının Birinci ve Beşinci Bentlerinde yapılan düzenlemeyle:

“..yabancı okulların, Bakanlar Kurulunun izniyle yeni arazi edinebilecekleri ve kapasitelerini en fazla beş misline kadar artırabilecekleri ve bu okulların taşınmaz mallarını, kurucularının veya yetkililerinin önerisiyle, Bakanlığa ya da kuruluş amaçları eğitim vermek olan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan vakıflara, Bakanlar Kurulunun izniyle


devredilebilecekleri öngörülmüştür.

Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açan CHP, gerekçesinde, şöyle demektedir:

“Yabancı Okullara, Türk vatandaşlarının edinimine açık olan bölgelerde taşınmaz mal (arazi) mülkiyeti edinmeleri salt bir mülkiyet sorunu gibi değerlendirilemez. Karşılıklı muamele (mütekabiliyet) esası uluslararası ilişkilerde eşitliği sağlayan bir denge aracıdır. İptali istenen kurallar, karşılıklılık aramaksızın yabancı okullara Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının edinimine açık olan bölgelerde taşınmaz mal edinmek hakkını ve bu şekilde edindikleri taşınmazları kuruluş amaçları eğitim vermek olan 4721 sayılı Türk Medenî Kanununa göre kurulan vakıflara devretmek imkanını tanıyarak, bu eşitliği ve dengeyi bozmuş; Anayasanın Başlangıç kısmına aykırı bir durumun ortaya çıkmasına yol açmıştır.


Türkiye'nin 1980 darbesiyle birlikte, dünya finans kapitalinin dümenine girmesi konusunda yapılan düzenlemeler, batıya eklemlenmesini doğurmuştu. 1980 sonrası, dünyada ısınan çok kutuplu çatışma, Sovyetler'in bitirilmesiyle Amerikan hegemonyasının dünya egemenliğine soyunmasını beraberinde getirmişti. Amerikan emperyalizmi, dünyanın sınırlı kaynaklarına odaklanan ve çatışmacı, işgalci, tekelci kapitalizmiyle dünya istilasında çıplak güç savaşını da kurgulamıştı.

Lozan Antlaşması’yla yabancılara tanınan imtiyazların ortadan kaldırılmasına karşılık günümüzde; yabancılara toprak satışı, İstanbul’un finans merkezi haline getirilmesi, Arap ve batı kapitalizminin koşulsuz olarak Türkiye’ye girmesine izin verilmesi, azınlıkların taşınmaz mallarının iadesinin karara bağlanması: Türkiye’nin tarihin çetin mücadeleleriyle elde ettiği kazanımları, kendi eliyle teslim etmesinin örneklerini oluşturmaktadır.

Lozan Antlaşması, Türkiye için bir bağımsızlık örneğiyse; günümüz koşullarında Lozan Antlaşması’nı hiçe sayan uygulamalara kapı aralamasıyla Türk hükümetleri bağımlılığın örneğini oluşturmaktadır.    



[1] (Meriç Nehri'nin batısındaki Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy, Yunanistan'ın Batı Anadolu'da yaptığı tahribata karşılık alınacak savaş tazminatına karşılık elde edilmişti)

[2] V.A. Gurko Kryajin, Çeviri: Kayhan Yükseler, Yeni Türkiye’nin Doğuşu (1923 – 1924 Yazıları), Kaynak Yayınları, 1. Basım, Haziran 2008, s. 162

[3] V.A. Gurko Kryajin, a.g.e., s.164

[4] BMM Gizli Oturumunda Konuşma, Hükümete Verilen Gensorular Hakkında, 22 Kasım 1922, Atatürk’ün Bütün Eseleri, Cilt: 14, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2007, İstanbul, s. 153

[5] İzmit Konuşması, 19 Ocak 1923, Atatürk’ün Bütün Eseleri, Cilt: 14, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2007, İstanbul, Ss. 326 – 327.

[6] Le Journal Muhabiri Paul Erio’ya Demeç, 25 Aralık 1922, Atatürk’ün Bütün Eseleri, Cilt: 14, Kaynak Yayınları, 2. Baskı, Mayıs 2007, İstanbul, s. 198

[7] Sadık Tural, Türkiye Cumhuriyeti’nin Tapu Tescil Antlaşması: Lozan, Atatürk Araştırmaları Merkezi Dergisi, Cilt: XIX, Mart – 2003, Sayı: 55, s. 11

[8] Mustafa Mutlu, Rice, sekiz yıl önce ‘22 ülkenin sınırı ve rejimi değişecek’ demişti!, Vatan Gazetesi, 23.02.2011

[9] Orhan Dede, Sonun Başlangıcı Ekümenlik, Yeni Mesaj, 25.05.2005, Suat İlhan, Patrikhanede Neler Oluyor, http://www.osmanli.org.tr




Açık İstihbarat @ 2012