TÜRKSOLU:
TÜRKSOLU okurları, özellikle Türk Tarih Kurumu (TTK) başkanı olduğunuz
dönemden bu yana sizi çok iyi tanıyor ama kendinizi bize bir kez daha
anlatabilirseniz seviniriz.
Yusuf
Halaçoğlu: İstanbul Üniversitesi mezunuyum. 1989 yılında
İstanbul'da profesör oldum. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Vekilliği
ve Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundum. Bu görevim üç buçuk
yıl sürdü. Daha sonra on üç ay kadar üniversitede rektör yardımcılığı
ve vekilliği yaptım. Sonra da 1993 yılının Eylül ayında TTK'ya atandım.
On beş yıl burada görevde kaldım.
TTK'nın
çalışmalarını herhalde okuyucular biliyorlardır. Burada sadece Ermeni
konusunu araştırmadık. Bütün
Türk tarihini, özellikle Orta Asya'da arkeolojik kazılar yapmak
suretiyle araştırdık. Diğer taraftan milattan önceki Çin Han
hanedanının arşivlerinin çevirilerini yaptık. Bütün dünyadaki Türk
kültür varlıklarının envanterini çıkarma işine başladım ama bitiremedim
çünkü görevden ayrıldım. 2008 yılında TTK'daki görevim
sona erdirildi.
TÜRKSOLU:
Güncel tartışmaya geçmeden önce biz de bunu sormak isteriz. Söz konusu
dönemde bir sempozyumda yaptığınız açıklamada Kürtlerin bir kısmının
Türkmen kökenli olduğunu, bir kısım Ermeninin ise tehcirden kurtulmak
için kendisini Kürt-Alevi olarak gösterdiklerini belirtmiştiniz ve
bunun üzerine bir anda tabiri caizse kıyamet kopmuştu. Aynı şeyleri Batılı tarihçiler,
Martin van Bruniessen gibi isimler dile getirdiğinde hiç bir problem
çıkmamasına karşın bir Türk bilim adamının bunları söylemesi tepki
çekmişti. Bu aşırı tepkinin nedenleri neydi?
Yusuf
Halaçoğlu: Birinci neden bir yabancının söylediklerinin
Türkiye'de pek duyulmamasıydı.
İkinci nedense o tarihe (2007 Ağustos) kadar TTK, Ermeni iddialarıyla
en iyi mücadele eden kurum haline gelmişti. Bütün dünya arşivlerini bir
araya getirmiştik. Bir takım bilgiler ve somut örnekler elimizdeydi. Özellikle Ermeniler tarafından
hazırlanan belgeler ve özellikle Osmanlı Devleti'nin karşısında savaşan
İngiltere, Fransa, Rusya gibi devletlerin hazırladığı belgelere de
ulaşmıştık. Dolayısıyla elimizdeki somut belgelere de dayanarak bu sözü
sarf etmiştim.
Şöyle demiştim:
Türkiye Cumhuriyeti bir imparatorluğun varisidir. Onun için
imparatorluk topraklarını kaybettiğinde içeriye doğru bir göç olmuştur.
Bu göç içerisinde Türklerin yanısıra ırken Türk olmayan ama bu ülkeyi
benimsemiş, Müslüman olmuşlar başta olmak üzere Arnavutlar, Boşnaklar
vs. birçok unsur Türkiye'ye göç etmiştir. Ama bunları bir mozaik gibi
görmek de son derece yanlıştır.
Herkesin kendi
kimliğini öğrenmesi iyi bir şeydir ama Türkiye Cumhuriyeti'ni bu mozaik
söylemini kullanarak parçalamak da yanlıştır. Tasada, kıvançta bir olma
düşüncesiyle bu insanlar buraya gelmiştir. Bunları azınlık olarak
görmekle ayrımcılık ve yanlışlık yapılır dedim.
Yine dedim ki; Batı dünyası mozaik kavramı ve çeşitlilik üzerine çok
kitaplar yazmaktadır. Andrews'in "Türkiye
Cumhuriyeti'nde Etnik Gruplar" adındaki kitabında Türkiye
kırk yedi etnik gruba ayrılmıştı. Halbuki
yaptığımız araştırmalara bakacak olursanız, bugün kendisini Kürt olarak
bilen bir çok insan aslında Türk asıllıdır dedim.
Yine kendisini
Kürt hatta Kürt-Alevi gösteren Ermeni dönmelerin bulunduğunu ifade
etmiştim. Bunları ifade ederken hedefim şuydu:
Hatırlarsanız o günlerde, 2007 yılında, ülkede büyük bir kargaşa vardı
ve adeta Türk-Kürt çatışmasına doğru gidiliyordu. Hakikaten çok
sıkıntılı bir dönemdi. Bazı şehirlerde çatışmalar başlamıştı, Kürtler
kovulmaya başlanmıştı. İç karışıklığa sürüklenecek bir pozisyon
çıkmıştı ortaya. Ama benim bu açıklamamdan sonra herkes bu olan biten
herşeyi unutarak bu açıklamamı konuşmaya başladı.
Sonrasında benim
de altı cilt halinde yayınlamış olduğum Osmanlı Tahrir
Defterleri vardır. Bu defterler baba adlarıyla beraber
kişileri yazar. Bekar ya da evli, dul olarak kaydedilirdi veya piri
fani olarak adlandırılan yaşlılar belirtilirdi. Ama adıyla gözleri
görmeyenler, malul adıyla özürlüler kaydedilirdi. Devlet memurları da
bu defterlerde belirtilirdi. Ayrıca göçerler, çadır başına kaç
koyunları olduğu, yaylaklarının ve kışlaklarının yeri, ne kadar
nüfusları olduğu, verdikleri vergileri meblağı gibi bilgiler de dahil
olmak üzere kayıtlıydı.
Bu defterlere dayanarak yaptığım
iki yıllık bir çalışmanın sonrasında yayınlanan altı cilt halindeki
kitabımda da anlattığım gibi bugün kendisini Kürt olarak tanımlayan
fakat gerçekte tüm gelenekleriyle Türk olan Rışvan aşireti vardır.
Yine bunlara
benzer olmak üzere Şavaklar vardır. Rışvan aşireti Osmanlı
kayıtlarına göre İğdir boyuna mensuptur. Şavak aşireti, bugün de
Elazığ'dan Erzincan'a kadar olan bölgede Çemişkezek de dahil olma üzere
göçer haldedirler. Çok meşhur peynirleri vardır. Bunların da Bayat
boyundan olduğu kayıtlıdır.
Yine Ahmet Türk'ün aşireti olan
İzollar, Avşar boyundandır. Yine, Hakkari'de bulunan
Zeydanların asıl yurtları Bitlis ve Maraş'tır. Buralarda da hâlâ
Zeydanlar vardır ve Hakkaridekiler de buradan gitmedir.
Yine bunlar da, 24
Oğuz boyundan birisi olan Yiva boyundandır. Bütün bunlar bir gerçekliği
göstermektedir. Gerçekte Türkiye'de insanlar birbirleriyle
kaynaşmışlardır. Rışvanların bir kısmı kendisini Türk olarak diğer bir
kısmı da Kürt olarak bilmektedir. Bu durumun bir anlamı
olsa gerektir. İzolların durumu da buna benzerdir. Demek ki toplum
kaynaşmıştır ve bir ayrıma gidilmemektedir.
Kürtlerden Alevi olmaz
Benim bunları
söylemem neden birdenbire birilerini rahatsız etmiştir?
Çünkü Türkiye'de Kürtçülük meselesi ve buna bağlı olarak kendilerini
Alevi-Kürt olarak gösteren Ermeni dönmeleri var demiştim. Burada
"gösteren" olarak tanımladığımın altını çizmek isterim.
Bundan kim
etkilenmektedir? Kürtçülük yapmak isteyenler etkilenmiştir.
Bir Türk bilim adamının bunları söylemesine tepki göstermişlerdir.
Bir taraftan da
Alevi-Sünni çatışmasının temelinde de bu yatmaktadır. Gerçekte Aleviler
ile Sünnilerin çatışması için hiç bir neden yoktur.
Gerçekte Alevilik Hz. Ali ve Ehlibeyt'e duyulan sevgi ve saygıdır. Ama
Sünniler Hz. Ali ve Ehlibeyt'e saygısız ya da sevgisiz değillerdir. Hz.
Ali, Peygamberimizin amcasının oğlu ve damadıdır. Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyin Peygamberimizin torunlarıdır. Sünni ya da Alevi herhangi bir
Müslümanın Peygamberimizin yakınlarını, torunlarını sevmemesi mümkün
değildir. Onların soyundan gelenlere de Seyyid denmektedir.
Osmanlı Devleti de bu insanlara Peygamberimizin soyundan geldikleri
için vergi muafiyeti tanımıştır. Yani normal durumda hiç bir problemin
olmaması gerekir; fakat birileri bu meseleyi kaşımıştır. Tıpkı
Sivas'ta, Maraş'ta olduğu gibi insanlarımızı birbirine düşürmeye,
Alevi-Sünni çatışması çıkarmaya çalışanlar kimlerdir?
Benim söylediğim
sözlere dayanarak olaya baktığımız zaman bu olayların nasıl çıktığı ve
kimlerin kışkırttığı ortaya çıkar. Böylelikle bu kışkırtıcılar afişe
olmuştur. Bir kişinin Kürt ya da Alevi-Kürt olduğunu söylemesi gayet
tabi karşılanmalıdır. Bir kişinin Alevi-Kürt ya da Alevi-Türk olması
normalde bir şey değiştirmez. Sonuç olarak herkes kendi inancına
sahiptir, fakat burada yapılmaya çalışılan farklı bir şeydir.
Normal şartlarda Kürtlerden Alevi
olmaz. Çünkü Kürtler Alevilikten önce Müslüman olmuşlardı. Sünniydiler
ve Şafii mezhebindendiler.
Anadolu Aleviliği ise 1220'den sonra Hoca Ahmet Yesevi'nin yolundan
gelen Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya gelmesinden sonra ortaya
çıkmıştır. O zaman neden 1220'den önce Anadolu Aleviliği yoktur?
1200 senelerinde,
hatta Haçlı Seferlerinden yüz sene önce Arap Aleviliği (Nusayrilik) ve
Şiilik vardır. Ama bu Arap Şiiliği de İran'daki Şiilikten farklıdır.
Şimdi burada bir noktayı iyi belirlemek gereklidir.
Kendisini Alevi-Kürt olarak tanımlayanlar arasında iki tür vardır.
Birincisi Türkmen'ken, Türk'ken, Alevi-Türk'ken Kürtleşmiş olanlardır.
Maraş ve bir kaç bölgede bu tip grupları sayabiliriz.
Aleviliğin
temelinde Türkçe semah olmasına karşın, Kürt-Alevi olarak kendilerini
tanımlayanların birçoğunda semah olmadığını görürüz. Semah, Türklerin eski Göktanrı
dininin, yani Şamanizm olarak da adlandırılan dini ayinlerinin İslami
ritüellerle değişmiş halidir. Bugün Tuva'da Şaman
ayinlerine bakıldığında semahın aynını görmek mümkündür. Anadolu
Aleviliğinin semahı Türkçedir ve yukarıda belirtiğim gibi İslami
hüviyet taşır. Bu şekilde bu gelenek devam etmiştir.
Kendilerini Kürt
gösteren Ermeniler
Kendisini
Kürt-Alevi olarak tanımlayanlara bakınız.
Bunların birçoğu kendisini Horasan'dan gelmiş kişiler olarak
nitelendirirler.
Doğrudur. Şayet bunlar semah yapıyorlarsa semahları kesinlikle
Türkçedir.
Ama bunların
dışında hiç semah yapmayanlar da vardır. Bunlar kimdir? Bizim buruda
söylemek istediğimiz şey, şayet semah yapmayan Aleviler varsa, bunlar
ya Arap Alevilerdir veya Alevilikle hiçbir ilgisi olmayan kimselerdir.
Elimizde bizzat Ermeniler tarafından hazırlanmış raporlar mevcuttur. Anadolu'da kalan ve ve
kendilerini Kürt olarak gösteren Ermeniler mevcuttur. Bunların hangi
köyde oturdukları, hangi Ermeni cemaatinin hangi Kürt aşireti adını
aldığı, tümüyle kaydedilmiştir.
Bu belgelerden birini Fatih Altaylı'nın "Teke
Tek" programında göstermiştim. Orada Murat Bardakçı da
vardı. Her ikisi de şaşkınlıklarını gizleyememişlerdi. Hatırlarsınız.
Dolayısıyla burada
mesele bizim yaptığımız bir ayrımcılığı değil tam tersine yaptığımız
bir tespitin varlığını işaret etmektir. Bu tespit, ülkemizde barış
içinde yaşayan insanları provoke eden bir grup insanın varlığıdır.
Ve biz bu insanların yaptıkları hataları ortaya koyduk. Bir bilim adamı
bunu ortaya koymamalı mıdır? Eğer bu ülkenin bilim adamıysam hatta bu
ülkenin sadece vatandaşıysam bu ülkenin birlik ve beraberliğine
çalışmak zorunda değil miyim? Herkesin tarihleriyle yüzleşmesi, her
seferinde dile getirilmiyor mu? Bilimsel özgürlük rafa mı kalkmalı?
Türkler ırkçı olamaz
|
Eğer bir Kürdoloji
enstütüsü kursaydık ve "ben Kürdüm" diyen bilim adamlarıyla beraber
çalışsaydık, bugün onların da düşünceleri çok farklı olacaktı.
Araştıralım ve bütün tarihe bakalım. Urartuların, Friglerin,
Hititlerin, Anadolu'da yaşamış olan herkesin yazılı
tabletleri var.
Peki niye Kürtler ait bir yazılı tarih yok?
Peki hangi mimari eser, yapı vardır?
Varsa göstersinler. Neden yoktur?
Niye
Kürt tarihi olarak yazılmış Şerefname'nin dili Farsçadır?
Neden Kürtçenin
değişik diyalektleri birbirleriyle hiç anlaşamamaktadır?
Neden
Kürtçe Farsça üzerine oturmuştur?
Neden
sayıları Farsçadır?
|
|
TÜRKSOLU: Ortada BDP gibi ırk temelinde
kurulmuş bir örgütlenme var. Siz BDP'li milletvekillerinin bile bir
kısmının Türkmen kökenli olduğunu söylüyorsunuz. Sonuçta tümünün aşiret
ve aile kökenleri bellidir ama yine de çok şaşırarak kabullenmek
istemiyorlar. Hatta sinirleniyorlar. Bu tepki de yine ırkçı tavrın bir
göstergesi değil midir?
Yusuf
Halaçoğlu: Bunların Meclis'te yaptıkları konuşmalara,
basın toplantılarına baktığınız zaman Kürtlerden ve Kürtlerin
haklarından başka bir şey söylemediklerini görmekteyiz. Ben de
Türklerin hakları diye ortaya çıktığım zaman bir çatışma meydana
gelmeyecek mi?
Bu ülkede Kürt veya Türk kim haksızlığa uğramışsa tümünün birden
üzerine gitmek gerekmez mi? Niye ayrım yaparak sadece Kürtler
demektedirler?
İşte burada ırkçı bir tavır sergilemektedirler. Eğer demokratik bir
ülkede yaşıyorsak ve demokrasiyi benimsemişsek, ülkede yaşayan tüm
insanlara yönelik olarak demokraside, insan haklarında eksiklikler
varsa bunu engellemek zorundayız. Bu Roman'dır, bu Kürt'tür, Türk'tür,
Boşnak'tır, Arnavut'tur, Gürcüdür diyerek ayrım yapamazsınız.
Ermenidir, Rumdur ayırımı yapamazsınız.
Herkesin aynı demokratik ilke çerçevesinde aynı yasalara, aynı hukuka
tabi olmak zorunluluğu vardır. Ayrı ayrı yasalar çıkarırsak devlet
olarak ırkçılık yapmış oluruz.
Eğer bir Ermeni
bizim vatandaşımızsa, Türklerden ayrı olmaması lazımdır. Bir Rum'un
farklı olmaması gereklidir. Nitekim, bir çok Rum, Ermeni ahbabım ve
tanıdığım vardır. Bunlar şunu söylüyorlar -ki Ermeni asıllı olmamıza
karşın bu ülkenin vatandaşıyız ve Türk'üz. Olmasını istemeyiz ama
Ermenistan'la Türkiye arasında bir savaş olacak olsa ben bayrağım
altında Ermenilere karşı şehit olmaya hazırım demektedirler. Böyle bir
insanı nasıl ayırabiliriz?
Söyleşinin hemen
öncesinde yaptığımız konuşmada Türkler ırkçı olamaz demiştim.
Onsekiz imparatorluk kurmuş bir millet nasıl ırkçı olabilir? O zaman
imparatorluk kurulamazdı.
Irkçı olmayan bir millet ise zaten soykırım yapamaz. Biz Türkler,
Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan tüm vatandaşlarımızı aynı pota
içinde düşünmezsek, Türklerin, Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin diyerek
ayırt etmeden aynı yasalarla bu ülkenin yönetilmesini sağlayamazsak o
zaman Türkiye'ye en büyük kötülüğü yapmış oluruz.
TÜRKSOLU:
Sizin yaptığınız köken araştırmaları belli çevreler tarafından ırkçılık
olarak nitelendirilmeye çalışılıyor. Oysa bu, Avrupa'da, da dünyanın
her yerinde de yapılıyor...
Yusuf
Halaçoğlu: Onların olaya bakışları şöyledir: Kendileri
ile ilgili yapılacak tüm çalışmalar ırkçılık değildir, birilerinin Kürt
aşireti olduğunu söyleyen araştırmalar ırkçılık değildir ama Türk
olanlar tespit edildiği zaman o ırkçılık olur.
Bunu ırkçılık olarak nitelendirmelerinin asıl sebebi ise kendilerinin
ırkçı olmalarıdır ve bunu ırkçılık gibi göstermek suretiyle kendi
ırkçılıklarını gizlemeye çalışmaktadırlar.
Halbuki biz Kürtler yoktur demediğimiz gibi iç içe geçmişiz diyoruz.
Onlar da vardır ve bizim vatandaşımızdır. Bunların hepsi terör örgütü
mensubu değildir. Onlarla bağdaştırmak da son derece yanlıştır. Ama
birileri çıkıp Kürt milliyetçiliği adı altında, aslında ırkçılık
yapmaktadır.
Kürtlere ait yazılı tarih yok
TÜRKSOLU:
Bir taraftan da ayrı bir tarih ve ayrı bir millet laboratuvar ortamında
yaratılmaya çalışılıyor. Olmayan belgelerle bir takım tezler üretilmiş,
AB politikaları da yıllarca buna hizmet etmiştir. Sizse ‘eğer Kürdoloji
Enstitülerini batılılar değil biz kursaydık çok daha farklı olurdu'
söylemini de kullanmıştınız...
Yusuf
Halaçoğlu: Ben bu tezi TTK'dayken önemle savunmuştum.
Eğer bir Kürdoloji enstütüsü kursaydık ve "ben Kürdüm" diyen bilim
adamlarıyla beraber çalışsaydık, bugün onların da düşünceleri çok
farklı olacaktı. Araştıralım ve bütün tarihe bakalım. Urartuların,
Friglerin, Hititlerin, Anadolu'da yaşamış olan herkesin yazılı
tabletleri var.
Peki niye Kürtler ait bir yazılı tarih yok? Peki hangi mimari eser,
yapı vardır?
Varsa göstersinler.
Neden yoktur? Niye Kürt tarihi olarak yazılmış Şerefname'nin dili
Farsçadır? Neden Kürtçenin değişik diyalektleri birbirleriyle hiç
anlaşamamaktadır? Neden Kürtçe Farsça üzerine oturmuştur? Neden
sayıları Farsçadır?
TÜRKSOLU:
Dilbilimcilerin araştırmaları da ancak üç yüz tane "Kürtçe" denebilecek
kelimenin var olduğunu göstermektedir...
Yusuf
Halaçoğlu: Dil bilimcilerin yerel ortamlarda yaptıkları
araştırmalar da bu yöndedir.
Yerel toplumlarda dil meselesi çok az kelimeyle anlaşılacak
niteliktedir. Bu Kürtlerin olmadığı anlamına gelmez. Fakat Kürtlerin
aslının ne olduğu, menşelerinin nereye dayandığı konusunda bile bir çok
farklı iddia vardır.
Şeref Han, Şerefname'de Kürt adının menşeini açıklarken; Sasani
hükümdarı Dahhak'a kadar dayandırmak zorunda kalmıştır. "Dağlara kaçanlara Kürt denildi"
diyor. Dahhak bir hastalığa yakalanmıştır. Hekimler,
bunun ağrılarının dinmesi için iki gencin beyinlerinin çıkarılıp yaraya
sürülmesi tavsiyesinde bulunurlar. Bu uygulanır. Dahhak biraz da olsa
şifa bulur. Fakat bu işle görevlendirilmiş kişiler, gençlere acırlar. Bir genci öldürür, diğerini
dağlara kaçırırlar. Şerefname, dağlara çıkan bu kişilere Kürt adı
verildiğini söylemektedir.
Bir çok milletin
böyle efsaneleri vardır. Fakat bu ne kadar doğrudur?
Neden çok eskilere dönük bir varlık yoktur?
O zaman nereden gelmektedir? Bunların da araştırılması lazımdır.
Bir toplulukla bir
millet olmak çok farklıdır. Millet olmak için bir medeniyete sahip
olmak gerekir. Bir varlık göstermiş olmak lazımdır. Türkiye'de 20-25
milyonluk bir Kürt nüfusundan bahsedilmektedir ki bu rakam her yıl 5
milyon artırılmaktadır!
Benim samimi düşüncem Türkiye'de "ben Kürdüm" diyenlerin sayısının çok
fazla olmadığı yönündedir. Var olduğu söylenenlerin birçoğunun da zaten
Kürtleşmiş olanlardan meydana geldiği biliniyor.
İngiliz ve Fransızlar
Ermenileri kullandı
TÜRKSOLU:
Ermeni meselesine ve Ermeni soykırımı iddialarına geçmeden önce, konu
ile ilgili güncel tartışmalardan da bahsetmek istiyoruz. Fransız
Parlamentosunun inkar yasası ile ilgili kararının ardından tartışmalar
yaşanmıştı. Şimdi de Amerika'nın açıklamaları geldi. Avrupa ve genel
olarak Batı, 2015'e hazırlanıyor gibi görünüyor. Sizce ne yapmaya
çalışıyorlar?
Yusuf
Halaçoğlu: Fransa, Ermenileri en çok kullanan
devletlerden bir tanesidir.
Hatta, Hrant Dink bile öldürülmeden önce Fransız TV5
televizyonunda yaptığı mülakatta -ki okuyucular da bunu internetten
rahatça izleyebilirler- şunu söylemiştir:
"Bizden Türklerden
önce, asıl Fransızlar ve İngilizler özür dilemelidir."
Fransız üniformasıyla hayatını kaybetmiş olan Ermenilerin listesi
Fransız arşivlerinde var. Hatta bunlarla ilgili Paris'te bir anıt da
dikilmiştir.
Bu anıtın üzerinde
bir liste de vardır ve hepsinin de doğum yerleri Anadolu'dur. Yani
Osmanlı Ermenisidirler. İngiliz General Allenby'nin komutasında yine
Ermeniler Osmanlı'ya karşı savaşmıştır.
Rus Ordusunda keza, Bogos Nubar Paşa'nın söylediğine göre; 150 bin
Ermeni vardır. Bunun dışında bir de çete savaşları yapan Andranik ve
Nazarbekov komutasında 40 bin silahlı Ermeni Doğu Anadolu bölgesinde
faaliyet göstermiştir. Büyük
katliamlar yapmıştır. Andranik'in hatıratını okuduğunuz zaman bunu
görebilirsiniz.
Soykırım olduğunu
kabul eden ve hatta bunun aksinin söylenmesine bile izin vermeyen
Fransa, acaba kendi suçunu örtbas etmek mi istemektedir?
Bunların
konuşulmasını engellemek için mi yasak getirmektedir?
Bu şekilde düşünürsek cevap evet olacaktır. Dikkat ederseniz
İngiltere'de soykırım kabul edilmemiştir. İngilizler bu meseleyi daha
önceden Malta Sürgünleri nedeniyle araştırmışlardı.
İngilizler, Malta'ya 144 kişiyi soykırım yaptıkları düşüncesiyle
yargılamak için götürmüşlerdi. Bu 144 kişiyi mahkemeye çıkarmak için
delil aramışlardı. Fakat bir türlü bu delilleri bulamadıkları için de
serbest bırakmak zorunda kalmışlardı. Bu nedenle İngilizler işin alt
yapısını çok iyi biliyorlar.
Osmanlı Devleti I.
Dünya Savaşı sırasında ABD ile savaşmamıştır ama bu dönemki
konsoloslarının ve büyükelçilerinin yazdığı raporlar vardır. Bu
raporlar arasında çelişkiler vardır.
Büyükelçinin raporlarında soykırım yerine, katliam gibi şeyler
yazılıdır ama sözgelimi Mersin Konsolosu Edwar Nathan'ın raporunda bazı
eksikliklere rağmen Çukurova bölgesinde bulunan yarım milyon Ermeni'nin
gayet düzenli bir şekilde trenlerle Halep'e sevkedildikleri
anlatılmaktadır.
Halep Konsolosu Jackson da;
"Buraya 500 bin Ermeni gelmiştir, 486 binine de bize ait Ortadoğu
yardım kuruluşu tarafından yardım edilmektedir" demektedir
ve harcanan paranın miktarını bile vermektedir.
Veriler birbirini tutmaktadır. Fakat ABD Büyükelçisi Morgenthau'nun
yazdıklarına baktığınız zaman onun raporlarının tamamen farklı olduğunu
görürüz.
Lord Bryce, bu belgelerin aynılarını İngiltere adına Morgenthau'dan
istemiştir ve ABD Başkanı da buna izin vermiştir.
Bryce'a gönderilen
belgeler, Arnold Toynbee tarafından Blue Book (Mavi Kitap)'a
aktarılmıştır. Dolayısıyla Morgenthau ile Mavi Kitap aynı bilgileri
taşımaktadır. O dönem Arnold
Toynbee, İngiliz istihbarat teşkilatının Mezopotamya bölgesinden
sorumlu maaşlı üyesidir. Mavi Kitap'ı da bir istihbarat
elemanı olarak bir propaganda malzemesi olması için yazmıştır. Bunlar
açıklanmıştır.
Avrupa kendi suçunu örtbas etmektedir
Diğer taraftan da
Morgenthau'nun raporlarında yapılan sahtekarlıklar hakkında da
Amerikalı Heath Lowry, "Büyükelçi
Morgenthau'nun Öyküsünün Perde Arkası" adlı hem
İngilizce hem de Türkçe bir kitap yayınlamıştır.
Bu kitapta da bütün olanları ortaya koymuştur. Ama bunları görmek
istemiyorlar. ABD bugün bunları bilmemekte midir?
ABD, benim elimde fotokopileri bulunan Thomas Mıgırdıcian
"Diyarbakır'da Katliam, Kürtlerin Saldırıları" raporunun
arkasındaki Ermeni Kürtleri listelerini bilmiyor mu?
1922'de savaş sonrasında ABD ve İngiltere'nin yaptığı dünyadaki
Ermenilerin nüfus istatistikleri, -ki bunun bir kopyasını ABD'den diğer
kopyasını da Cenevre'den hem Fransızca hem İngilizce olarak aldım-,
ABD'nin bilmemesi mümkün değildir.
Cenevre bugün BM'nin merkezidir. Burada soykırımın inkarı ile ilgili
tutuklama kararları alınmıştır. Benim hakkımda da vardır. Peki İsviçre
bunları bilmiyor mu?
Avrupalılar bunların hepsini bilmektedir. Mesele sadece Ermeni yanlısı
bir politika gütmekte olmalarıdır.
Hıristiyan
dayanışması adına birbirlerini destekleyebilirler. Ama İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi'ni yayınlayan Avrupa, parlamentolarında bu
yasaları kabul ederken söz konusu beyannamesinin en önemli
maddelerinden olan 11. maddesini neden ihlal etmektedir?
Bu maddede, herkese savunma hakkı tanınmanın zorunluğu olduğu, bu hak
tanınmadan kimsenin yargılanamayacağı ve mahkum edilemeyeceği
belirtilmektedir. Parlamentolar ise yargı organı değildir. Ama bu na
rağmen aldıkları kararda muhataplarına savunma imkanı da
tanımamaktadırlar. Neresinden tutulursa elde kalan bir durum vardır
ortada. Burada Avrupa kendi suçunu örtbas etmektedir. Ermenileri
aslında bu duruma düşüren Avrupa'nın ta kendisidir.
Osmanlı Devleti
Hıristiyanlara kin beslemiş olsaydı, Anadolu'daki bir çok Rum neden
sürgün edilmemiştir?
Eğer Hıristiyanlardan ya da başka dinden olanlardan nefret edilseydi ve
bunlar uzaklaştırılmak istenseydi o dönemde Anadolu'da Rum da vardı,
Ermeni de vardı, Yahudi de vardı...
Neden sadece Ermeniler sürgün edilmişti?
Bizim arşivlerimiz de açık alnımız da!
TÜRKSOLU:
Fakat kimse Ermenilerin yaptığı katliamlardan söz etmiyor...
Yusuf
Halaçoğlu: Tehcirden
önceki bir yıllık dönemde yani Mayıs 1914 ile Mayıs 1917 arasında
Ermeni çeteleri tarafından öldürülen Müslüman Türklerin sayısı 128
bindir. Bunların hepsinin de kaydı vardır.
Peki, Taşnak, Kudüs arşivleri neden açılmamaktadır? Neden Erivan'daki arşivlerin 1923
öncesini açmıyorlar?
Bizim arşivlerimiz açıktır ve alnımız da aktır. Buyrun tarihçilerden
oluşan bir komisyon kuralım, hodri meydan diyoruz. Ama cevap yoktur.
Burada mesele
şudur: Üzüm yemek değil bağcı dövmek istemektedirler. Kurt ve kuzunun
hikayesi gibidir. Kurt kaynağın üst tarafından su içmektedir, kuzu ise
alt taraftadır. Kurt, kuzuya "suyumu bulandırma" der. Kuzu ise "Ben aşağıdayım nasıl senin
suyunu bulandırabilirim" diye cevap verir. Kurt ise
kuzunun suyunu bulandırdığında ısrar eder çünkü niyeti zaten onu
yemektir. Burada da birebir aynı mantık vardır. Bize karşı nefretleri
ve bizi mahkum etme istekleri olduğu için bizi soykırımcı ilan etmeye,
daha doğrusu bizi kendi soykırımcılıklarına ortak etmeye çalışıyorlar.
Bir topluluktaki suçlular, yine o topluluktaki temiz insanlardan
rahatsız olur. Temizleri de kendilerine benzetmeye çalışırlar.
TÜRKSOLU:
Biz bu konuda hep savunma mevziinde kalıyoruz. Türkiye Ermenilerin
yaptıklarını anlatmak da asıl soykırıma uğrayanın Türkler olduğunu
anlatma konusunda çok geride kalmaktadır. Mesela Azerbaycan'ın Hocalı
kentinde yaşananlar, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen çok büyük
bir katliamdır, soykırımdır. Ama Türkiye, Hocalı'da yaşananları hâlâ
soykırım olarak kabul etmiş değil. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yusuf
Halaçoğlu: Başladığımız işleri hep yarım bırakıyoruz.
Hemen bir çekince meydana geliyor.
Hocalı'yla ilgili isteklerimiz üzerine burada özel bir oturum yapıldı.
Bundan böyle 26 Şubat'ın Hocalı katliam günü olarak Türkiye'de anılması
için teklifte bulunduk. Büyük bir ilgi de gördü. Yine Azerbaycanlılar
da bu konuda önceden olmadıkları kadar aktif davrandılar ve öne
çıktılar.
Meksika ve
Kolombiya meclisleri Hocalı'nın soykırım olduğunu kabul etti.
1948 yılından sonra olmuş, kameraların tesbit ettiği, çocukların,
kadınların, silahsız insanların durup dururken kafalarının parçalanması
suretiyle vahşice öldürüldükleri bir harekettir bu. Sadece soykırım
değil, buna bağlı olarak gelişmiş bir vahşiyane harekettir. Kinle
önceden hazırlanmış bir olaydır. Zaten Ermenilerle yapılan
röportajlarda da söyledikleri şudur: "Ben tabancamı alıp bütün
Türkleri öldürürüm". Bu kin ve ırkçılıkla gelmişlerdir,
soykırım yapmışlardır.
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar
Türkiye'de
öldürülmüş büyükelçilerin hanımları konuşmaktadır.
"Ben
onları affediyorum"
demektedir. İkisini karşılaştırın. Aradaki farka bakın. Ermenilerin
geçmişte yaptıklarının, 518 bin kişiyi öldürdüklerinin kanıtı aslında
Hocalı'dır.
Ermeniler açısından bir devamlılık vardır. Biz Kıbrıs'a gittik.
Soykırım mı yaptık?
Oysa burada da çatışma olmuştu. I. Dünya Savaşı'nın sonrasında Milli
Mücadeleyi verdik. Bu sırada soykırım mı yaptık?
Gürcülerle ve Ermenilerle savaştık ve sonradan anlaşma imzaladık. Kars
ve Gümrü anlaşmaları yapıldı.
Ne zaman soykırım yaptık?
Peki Ermeniler daha
önce Azerbaycan'da soykırım yaptılar mı? Evet, yaptılar. 1918'de Türk
Ordusu Nuri Paşa komutasında gidip kurtardı. Hocalı'yı yaptılar. Örnek
bir tane değildir.
Almanya'da,
Berlin'de bir konuşmaya yapmaya gittiğimde Berlin polis müdürlüğü bana "soykırım yalandır derseniz
hakkınızda soruşturma açılabilir" dedi. Bana gönderdikleri
yazı bende mevcuttur. Hani burası ifade özgürlüğü olan bir yerdi?
Ben de konuşmam sırasında böyle bir yazı aldığımı açıkladım. "Bu yazıya göre Ermeni soykırımı
yalandır diyemeyeceğim ama külliyen uydurmadır" dedim.
Yalan kelimesi yerine uydurma kelimesini kullandım. Hukuki sonuçları ne
olur bilemiyorum.
Medeni ve insan
haklarına, ifade özgürlüğüne saygılı bildiğimiz ve de bizi bu konuda
suçlayan Avrupa, aslında bu konularda büyük risk teşkil eden bir konum
içindedir.
Avrupa'yı gözümüzde boşuna büyütüyoruz. Mehmet Akif Ersoy boşuna "Medeniyyet
dediğin tek dişi kalmış canavar" dememiştir. Medeniyet
teknoloji değil insanlıktır. İnsana insan olarak değer vermektir.
İnsanı sevmektir, sevebilmektir. Hoşgörebilmektir. Bu da bizde
fazlasıyla vardır.
Türk'ün Türk'e propagandasını yapmalıyız
TÜRKSOLU:
Aslında Ermeni meselesiyle ilgili tartışma tarihsel ya da bilimsel
değil siyasi bir zeminde sürüyor. Biraz Türk kamuoyunun bu konuda
bilinçlendirilmesi gerekmiyor mu? Türk'ün Türk'e propagandası ile
suçlanılmaktadır bunu savunanlar. Fakat asıl propagandaya ihtiyacı olan
Türk tarafı değil mi? Bugün medya ciddi anlamda kafa bulandırırken
sıradan vatandaşımız da bazı şeylere inandırılmaya başlıyor. Yani
Batıyı ikna etmeden önce Türkleri ikna etmek gerekmiyor mu?
Yusuf
Halaçoğlu: Benim tüm çalışmalarım Türk kamuoyu
oluşturmaya yönelikti. Ben de aynı karşı çıkışla karşılaştım. Bana
Türk'ün Türk'e propagandasını yaptığımı söylediler.
"Tarih
Gelecektir" kitabımda da bu konu vardır. Ben de "Evet,
Türk'ün Türk'e propagandasını yapıyorum" dedim.
Bu söylemi bir psikolojik baskı aracı olarak kullanıyorlardı.
Kamuoyunun aydınlatılmasını istemedikleri içini bizi bu şekilde baskı
altında tutmaya çalışıyorlardı. Türklere anlatmayacağız, sadece
yabancılara kedinimizi anlatacağız mantığı yanlıştır.
Biz yabancıları çoktan kaybetmiştik. Ermeniler, onları bir şekilde
lobileri vasıtasıyla ikna etmişlerdi, Batı devletleri de kendi
hatalarını örtmek için bunlara yardımcı olmuşlardı. Bu nedenle bizim
öncelikle kendi kamuoyumuzu kazanmamız lazımdı.
Halkımız artık "belki yapmışızdır" deme noktasına gelmişti çünkü kimse
hiçbir şey bilmiyordu. Biz de bu noktanın üzerine ağırlık verdik ve
bana göre şu anda Türkiye'de çok geniş, %90'lara varacak bir halk
kitlesi soykırım yapmadığımız inancındadır. Olduğunu söyleyenlerin bir
çoğu ise zaten Ermeni kökenli insanlardır. Bunlar da yine normal Ermeni
vatandaşlarımız değildir. Gerçekte bir çok Ermeni vatandaşımız da bizim
gibi düşünmekte ve soykırım olduğunu kabul etmemektedir. Ama kafaları
siyaseten bir yerlere bağlı olan insanlar çıkıp 24 Nisan'ı anmaya
çalışıyorlar.
Bu millet herşeyin
üstesinden gelir. Bunların da üstesinden geliriz. Üç beş tane çapulcuya
pabuç bırakacak halde değiliz.
TÜRKSOLU:
Dersim meselesi ile ilgili olarak da aynı şey geçerli değil midir
Hocam? Dersim'de 1938 yılında Kürtlerin katledildiğine inandırılmaya
çalışılıyor mu Türk toplumu?
Yusuf
Halaçoğlu: Sizin hazırladığınız kitap bu konuda iddiada
bulunanlara öyle büyük bir darbe vurdu ki belki farkında değilsinizdir.
Şaşırdılar kaldılar, sesleri çıkacak durumda değil.
Elimde on bin belge
var
TÜRKSOLU:
Bugüne kadar arşivler açılsın diyenler, arşivler karşısında susuyorlar
artık. Sizin Ermeni meselesiyle ilgili yaptığınız çalışmalardan sonra
da aynı şeyler yaşanmıştı.
Yusuf
Halaçoğlu: Evet, artık arşivlerden vazgeçtiler ancak
sözlü tarihin geçerli olacağını savunmaya başladılar. O zaman madem
öyle Ermeni çetelerinin yaptığı katliamları anlatanları da dinleseler
ya bir kere. Onların anlattıklarıyla ilgili kitaplara da baksalar ya.
Ama bakmazlar. Çünkü bu işlerine gelmez.
Bilimsel
çalışmalardaki eksikliklerimize dayanarak bunlar bizim üzerimizde
psikolojik baskı kurmaya çalıştılar. Bunu Avrupa da Türkiye üzerinde
siyaseten yaptı. Ama bu araştırmalar yapılıp her şey ortaya çıkınca bu
defa meseleyi bilimsel yönden siyasi yöne iyice kaydırdılar.
Bu ülkede soykırımı
kabul ettiğini söyleyen Halil Berktay'dan tutun da Baskın Oran'a kadar
hiç kimse televizyona çıkıp ya da bir panelde bu konuyu tartışalım
diyemiyor. Diyemezler ve gelemezler.
Bunu bunadan tekrar söylüyorum. Bunu yapmaları mümkün değildir. Buna Etyen Mahçupyan da dahildir.
Buyursunlar bir toplantı yapalım herkes elinde ne varsa ortaya koysun
ve enine boyuna tartışalım. Var mısınız?
Yoklar. Eğer varlarsa tekrar sesleniyorum. Ama yapamazlar çünkü
ellerinde kendi tezlerini ispat edecek bir tane bile belge yoktur. Ama
benim elimde on bin tane belge var bu konuyla ilgili. Nüfus
rakamlarıyla, insanların öldürülmediğini ortaya koyacak, yabancıların
bunlara yardım edildiğine izin verildiğine dair raporlarıyla beraber
tüm belgeler var.
Geçenlerde iktidar
partisi milletvekillerinden birisi çıkıp Ermenilerden özür diledi.
Bu platformda tartışmaktan kaçındıkları için bilimsel yönü bırakıp
tamamen siyasi yöne çektiler. O zaman yapılması gereken şey şudur:
Bizim bilim adamları olarak elde ettiğimiz veriler, hükümet tarafından
devlet tarafından hassasiyetle ele alınmalı buradan faydalanılarak
siyasi ortamda sorunun çözümü sağlanmalıdır. Bunu yapacak irade,
cesaret ve ruh gereklidir.
Ben Meclis'te de kapalı ya da açık oturumda bunun tartışılmasını teklif
ettim. Neden kabul edilmedi? Bana birisi böyle bir teklif etse ben
hemen kabul ederim. Bu tartışmaya hemen girerim. Neden bunlar
çekinmektedirler? Artık siyasi ve otoriter bir şekilde bunu tepemize
vura vura kabul ettirmek için çalışıyorlar.
Bunlar
başaramayacaklardır çünkü hukukun karar vermesi gereklidir. Soykırımı
hükümet kabul edemez. Bütün Türk toplumu buna tepki gösterir. Türk
toplumunda kamuoyu oluşturulması onun için önemliydi. Artık iktidarlar
bu konuda kendi başlarına karar veremezler. Ermeni açılımı konusunda
gösterilen tepki açıktır. Millet karşı çıkmıştır. Bu nedenle de hemen
rafa kaldırılmıştır.
Dersim'e makineli tüfekleri Fransızlar gönderdi
TÜRKSOLU:
Yani vatandaşımız atasını suçlu görmemektedir. Birilerinin çıkıp
Dersimlilerden, Ermenilerden özür dilemesini izledik. Fakat kimse çıkıp
da aslında Dersim'de ayaklananların devletten özür dilemeleri
gerektiğini söylemedi.
Yusuf
Halaçoğlu:
Bunların kim olduğu
da herkes tarafından bilinmektedir. Bunlar altı aşiretten ibarettir.
Dersim'de herkes isyan etmedi. Diaspora Ermenileri ve Taşnaklar
gelsinler ve Türkiye'de bir panel yapalım. Desinler ki; "Arkadaşlar biz yanlış yaptık,
devletimize karşı çıktık. İhanet ettik, sivil insanları, kadınları
çocukları, bebeleri öldürdük, hamile kadınların karınlarından ceninleri
çıkarıp elimizde salladık". Bunlar Pastırmacıyan'ın kendi
raporlarında var.
Şöyle devam etsinler;
"Biz bu hataları
yaptık ve Türk milletinden özür diliyoruz".
Biz de o zaman diyelim ki;
"Biz sizin bu
yaptıklarınıza karşılık olarak sizi sürgün ettik, savaş alanlarına
çıkardık. Bunlar olurken başınıza bir takım trajik olaylar geldi. Bu
olanlar bizim elimizde olmayan şeylerdi. Eşkıyalar saldırdılar, gasp
ettiler, öldürdüler, yağmaladılar. Sizler de yerinizden yurdunuzdan
oldunuz. Biz de sizden özür dileriz"
diyelim. Var mısınız?
TÜRKSOLU:
Bu olayların sorumlusu da anlaşıldığı kadarıyla Kürtlerdir.
Yusuf
Halaçoğlu: Büyük çapta karşılıklı bir öldürme
gerçekleşti. Ama önce
Ermeni çeteleri Osmanlı askeri elbiselerle Kürt köylerine saldırdı. Bu
sebeple de karşılıklı öldürme gerçekleşti.
Yabancı kaynaklarda da aynı yönde kayıtlar yer almaktadır. Bu durumu
Meclis'te de ifade ettim. Ermenileri öldürenlerin Türkler mi Kürtler mi
olduğunu yine bir açık veya kapalı oturumda tartışmayı Meclis'te
BDP'lilere söyledim. Onlar Osmanlı devletinin bunu emrettiğini
söylediler. Ben de o zaman bunu kanıtlamalarını istedim. O zaman
Osmanlı yaptıysa da ortaya çıksın dedim.
Var mısınız dedim,
yine yoklar, Çünkü Osmanlı emretmedi aksine durdurdu. Bütün ABD ve
Alman kayıtlarında der ki
"Osmanlı Ordusu olmasaydı, Kürtler Ermenilerin hepsini
kesip, bir tanesini bile bırakmazdı".
I. Dünya Savaşı
sırasında hangi Kürt aşiretlerinin Ruslarla işbirliği yaptığını da
Meclis'te BDP'lilere sordum.
Buyrun, siz
Çanakkale deyip duruyorsunuz dedim, bir oturum yapalım hangi Kürt
aşiretleri Ruslarla işbirliği yapmışlardır açıklayın, dedim.
1920 Koçgiri, 1925
Şeyh Sait, 1926 Koçuşağı ardından da Dersim.
Dersim'le ilgili olarak sizin yayınladığınız belgeler arasında var.
1935 yılında Kamışlı'da ve Halep'te Kürtlerle, Ermenileri İtalyanlar
bir araya getirmiştir.
Dersim'e makineli
tüfekleri gönderenler kimlerdir? Fransızlar.
Medeniyet Batıda yoktur Doğuda vardır
TÜRKSOLU:
Son olarak Türkiye'nin Türk Birliği ile ilgili fikirlerinizi sormak
isterim. Türkiye, AB'ye benzer şekilde bir Türk Birliğini Türk
cumhuriyetleriyle birlikte oluşturamaz mı? Atatürk döneminde, Sadabad
ve Bağdat Paktları gibi örneklerden biliyoruz, Türkiye'nin yüzünü
doğuya döndüğünü görüyoruz. Bugün ise tek umudumuz Batıymış gibi
hissettirilmeyi çalışılıyor. Türk kamuoyu da bununla oyalanıyor. Her
şey aslına rücu edermiş, güneşin Doğudan yükseldiğini hatırlatmak
gerekmiyor mu? Mesela, TBMM'de Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek
Atambayev'in yaptığı konuşma, Nazarbayev'in Kazakistan'daki söylemleri
hakkında neler düşünüyorsunuz? Türk Cumhuriyetlerinin bu birliğe
ihtiyacı olduğunun bir göstergesi değil midir? Türkiye bunu
değerlendirebilir mi?
Yusuf
Halaçoğlu: Türkiye kendi iradesiyle bir dış politika
gerçekleştirecek olursa söylediklerinizi gerçekleştirebilir.
Maalesef bugün bu yoktur. AB'nin on sene içinde dağılıp çökeceğini ben
TTK Başkanıyken de söylemiştim. Nitekim bu durum şu anda büyük oranda
gerçekleşmiştir. AB kendi içinde büyük bir ekonomik krize düşmüştür.
Sadece Alman ekonomisi ayaktadır. Fransa bile sallantıdadır. Bütün
birlik üyesi ülkelerin ekonomileri ciddi biçimde sarsılmıştır.
Yunanistan, İspanya, İtalya, Polonya, Macaristan gibi ülkeler iflasın
eşiğine gelmiştir.
AB'nin eski
fonksiyonu yoktur ve Türkiye'nin AB'ye girmesinin de hiç bir anlamı
kalmamıştır. Aslında yarından tezi yok, Türkiye'nin Gümrük Birliği'nden
derhal çıkması lazımdır.
Türkiye'de hükümet bundan bir buçuk yıl önce doğru bir siyaset takip
ediyordu. Suriye ile vizeler kaldırıldı. İran'la aynı şekilde
anlaşmalar yapıldı. Bunun üzerine Batı dünyasında hemen eksen
kaymasından bahsedilmeye başlandı.
Ben o sırada Halep'teydim. Eksen kayması konusunda televizyonların bana
sorduğu soruya şöyle cevap vermiştim: "Türkiye kaymış olan
eksenini doğruya oturtuyor".
Dünya enerji
merkezlerinin bulunduğu coğrafya, Türk cumhuriyetleri de dahil olmak
üzere Ortadoğu coğrafyasıdır. Irak ve İran'ı da içine alarak Türk
cumhuriyetlerinin bulunduğu bu coğrafya dünya petrollerinin % 60'ına
sahiptir. Bütün Avrupa'yı besleyen doğalgaz da bu bölgeden çıkmaktadır.
ABD, BOP ile Ortadoğunun bu büyük enerji merkezlerine hakim olmaya
çalışmaktadır.
Bölgeye yeniden şekil vermeye, parçalamaya çalışıyor. Böyle bir ortamda
Türkiye'nin bu politikadan vaz geçip yüzünü Doğuya döndürmesi lazım.
Medeniyet Batıda yoktur. Medeniyet Doğuda da vardır.
Bu medeniyeti
sadece teknoloji olarak düşünsek bile bugün Tayland'dan Kore'ye,
Japonya'dan Çin'e, Hindistan'a kadar Doğuda müthiş bir teknoloji
gelişmesi vardır.
Eğer Türkiye akıllı davranarak Türk cumhuriyetleri ile beraber İran,
Gürcistan hatta Rusya ile Baltık kıyılarından Kızıldeniz'e kadar uzanan
bir coğrafyayı içine alan yeni bir birlik kurmanın adımlarını attığı
zaman çok şey değişecektir. Engeller tabi ki çıkacaktır ama bunları
aşmak mümkündür. Böylece dünyada söz sahibi olacak önce ekonomik
ardından da siyasi bir işbirliği doğacaktır.
ABD, bugün Çin'le
mücadele edemeyecek bir pozisyona düşmüştür.
Çin ekonomik gücüyle, nüfusuyla büyük bir güçtür. Şöyle düşünelim: 400
milyon insan 1,5 dolardan çalışsa 600 milyon dolar günlük geliri var
demektir. Bu büyük ekonomiyle ABD'nin başa çıkması mümkün değildir.
Askeri anlamda da bu böyledir. Dolayısıyla ABD'nin Çin'i alt
edebilmesinin tek yolu olarak Çin'in ihtiyacı olan enerji merkezlerine
sahip olmak kalmaktadır. Bugün Ortadoğu'da meydana gelen tüm olayların
temelinde de bu yatıyor. Halbuki biz akıllı olsak da bu coğrafyada
işbirliği yaparak bir yerlere varsak zannediyorum ki o takdirde dünyada
Türkiye'nin geleceği de garanti altına alınmış olacaktır.
Türk milleti emperyalist değildir
TÜRKSOLU:
Türk milletinin bu duruma gelmesi aynı zamanda dünya barışının da
garantisi olabilir mi?
Yusuf
Halaçoğlu: Türk milleti emperyalist değildir,
başkalarını sömürerek bir yere varmaya çalışan bir yapısı yoktur.
Bu kadar imparatorluklar kurmuştur. Bunlardan hangi birisi içinde
yaşalan milleti kendi kültüründen, dilinden ve dininden
uzaklaştırmıştır?
Selçukluları düşünelim. Emirlerinde bulunan milletlerin arasında
Ermeniler ve Gürcüler de vardı. Araplar, İranlılar ve Kürtler de vardı.
Neden hiçbiri asimile olmamıştır? Karahanlılar, Akkoyunlular,
Karakoyunlular, Gazneliler neden kimseyi asimile etmemiştir?
Hunlardan ve çok
eski devirlerden değil daha yakın zamanlardan bahsediyorum.
Mesela Avarlar Macaristan bölgesinde hüküm sürmüştü. Makedonya
bölgesinde Kumanlar vardı. Bu devletler, milletler şimdi nerededir? Şu
anda yoklar.
Bugün Makedonya'da Kumanova tarihen de sabit olarak hâlâ Kumanların
yaşadığı yerdir. Bunlar birilerini asimile etmek yerine kendileri
asimile olarak Slavlaşmışlardır. Halbuki çok güçlüydüler. Avarlar,
bütün Avrupa'yı hakimiyetleri altına almışlardı. Bugün
Macaristan'dadırlar ama asimile olmuşlardır. Gerçekte emperyalist
olmadıkları için asimile olmuşlardır.
Cezayir'deki
Türkler de bugün oradadırlar. Gittik ve gördük. Türkçe'yi
unutmuşlardır.
Yemen'deki Türkler nerede?
Sana'da Türk mahallesi olarak bilinen yerde yaşıyorlar ama Türkçe
bilmiyorlar. Mısır'daki Kölemen, Memluk, Ihşidiler, Tolunoğulları
neredeler?
Osmanlı Türkleri neredeler?
Suriye'de 700 bin Türk var denilmektedir. Aslında daha da fazladır.
Onların hepsi bugün Arapça konuşmaktadır.
Golan Tepeleri hep Türk köyleriydi ama Türkçe yazmasını bile
unutmuşlardı.
Ürdündekiler, Lübnandakiler nerede? Girit'ten gidip Lübnan'da,
Suriye'de, Trablus'ta yaşayanlar neredeler?
Gittik bunlarla da konuştuk. Daha dün olmasına rağmen ancak çat pat
Türkçe konuşabiliyorlar ve "bizi neden yalnız bıraktınız" diye bize
soruyorlardı. Biz ırkçı olsaydık bugün bunların hiçbirisi olmayacaktı
belki ama o zaman da Türk milleti olmayacaktı. Türk'ün hoşgörüsü, vakur
duruşu, insani yanı bunlar da olmayacaktı.
O zaman da medeniyete yön veren, medeni ve insan olan bir Türk milleti
olmayacaktı.
|