Yabancı Sermayeyi Beklerken - Açık İstihbarat
Yabancı sermeye masallarıyla büyüdük biz. Onu ülkemize getirmek için neler yapmamız gerektiği sıralandı bir bir. Ülkemizi kalkındırması için beklenen bu nazlı sermayenin neden gelmeyişi kafasını kurcalayıp duruyordu bizim (Selim Somçağ’ın deyimiyle) televoleci iktisatçıların. Önce KİT’lerin varlığıydı problem, sonra devletin kendisi oldu, hatta insan haklarının ihlal edilmesi bile etkiliyordu söylenenlere bakılırsa. Biz de hep beraber KİT’leri sattık, son sosyalist devleti de yıktık, paramızı konvertıbıl ettik, sermayeye kar transferlerinde sonsuz özgürlükler verdik ama yok, gelmez. Bize gelmez ama Çin Halk Cumhuriyetine koşarak, birbiriyle yarışarak gider. Hem de komünist olmasına rağmen, üstelik sermaye transferleri sıkı denetime tabiyken. fusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acne
Devletin ve bürokrasinin her şeye karıştığı bu ülkenin yabancı sermaye çekmesi bizim bazı şeyleri farketmemizi sağlamalıdır. Oraya Çin Devleti’nin kurduğu KİT’leri almaya değil yeni fabrikalar kurmaya gitmişlerdir. Bizde ise gözleri binbir zorluklar ve emeklerle kurduğumuz, üstelik ülke için stratejik değerler üretirken kar da eden Tüpraş’ımızda, Telekom’umuzda, Petkim’imizde, Seka’mızda, Erdemir’imizdedir, yerli sermayenin toplandığı bankalarımızdadır, daha da vahimi vatan topraklarımızdadır. Amaç sadece para kazanmak değil ideolojiktir de. Eğer amaç namusuyla üretim yapıp para kazanmak olsaydı, Atatürk zamanında ortalıkta rakip yok iken gelir, yatırım yapar, kendileri para kazanırken bize de teknoloji getirirlerdi. Ama niyetleri bu değil, kuralları kendileri koymak istiyorlar, kuralları ise paranın askeri olmak, artık bu çok açık. Eğer hala yatırım yapacak yabancı sermaye arıyorsanız ihraç ürünü olarak askerimizin ilk sırada olmasını kabul ediyorsunuz demektir. Türk Milleti emperyalizmin maşası olamayacağına göre boşuna beklemeyelim elalemin yatırım yapmasını. Teknoloji dediğiniz toprak altından çıkan bir şey değil ki, insan emeği, insan ürünü. 1920’lerde 6-7 milyonluk nüfusumuzla yaptığımız hamle düşünülürse 70-80 milyonla neler yapılmaz, yeterki organize olalım, planlı olalım. Biliyoruz ki durumu idare etmek gibi bir seçenek kalmamıştır ortada. Niyetimiz Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Orta Aysa’da, Ortadoğu’da sömürüye son verecek politikalar üretmekse, oralarda etkin olmaksa, bunun için içeriyi kuvvetlendirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde Mustafa Yıldırım’ın da kitabında (Sivil Örümceğin Ağında) belirttiği gibi gitsek de elalemin taşeronu olarak gideriz. İçeriyi, yani ülkemizi kuvvetlendirmek de, 1980’lerde yabancı sermaye dalkavukluyla deldiğimiz Lozan’ın iktisadi ve adli kapitülasyonlar hükümlerini yeniden hayata geçirmekle olur. Ondan sonra tek kuruşu bile israf etmeden, lükse şatafata kaymadan çalışıp, üretmekle.