|
|
Fethullahçılıktan,
cemaate,
cemaatten camiaya ve camiadan hizmete uzanan serüveninde; ülkede ve
devlet
içinde palazlanan Fethullahçılar: korkularını dile getirmekte ve AKP’ye
ince
ayarlar vermeye çalışmaktalar.
Gülen ne diyordu:
“Herkes Kelime-i Tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden
geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü
yani
Muhammed Allahın Resulüdür kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını
ikrar eden
kimselere rahmet ve merhamet bakışı ile bakmalıdır.”
Yani, ılımlı İslam
modeli için, biçilen rolde İslamiyet’in
İsevileştirilmesi projesinde saklı
aktör olmak, Gülen’in misyonu
gereğiydi! Sızıntı’da İsa peygamberin geri geleceğini,
Kuran-ı Kerim’e ‘inat’
ilân etmemişler miydi?
Dünya, biliyor
ki; Türkçe Olimpiyatları düzenleyenlerin, çevre ülkelerdeki ders
programlarında, Türkçe’nin seçmeli ders olduğunu, temel dilin İngilizce
olduğunu biliyordu. Rusya’dan, Özbekistan’a kadar: Türk okulları adı
altında eğitim
öğretim alanında etkinliğini sürdüren okullar, CIA casusluğu yaptıkları
nedeniyle; soruşturma konusu ve kapatılması gündeme sık sık gelmemekte
miydi?
Azerbaycan’da Qafgaz Üniversitesi’nde okuyan iki öğrenciyle yaptığım
söyleşilerde de, ortaya koydukları gibi: Türk okullarında, “Türk’üm demek suç” sayılıyordu. (Söyleşilerin tam metni, Ak Faşizm kitabımda ve
kişisel internet
sitemde yayındadır.)
Öğrencilerle
yaptığım söyleşilerde ortaya çıktığı gibi, ‘hizmet’ kavramı da,
özellikle
Türkiye ötesindeki ülkelerde kullanılan kavramlardı. Türkiye’de yeni
diye,
meşrulaştırılmaya çalışılan, Fethullah örgütünü; yurtdışındaki
‘hizmet’leri de
kurtaramayacaktır. Kurtarıcıları,
verdikleri misyonun salınan ipi kadar;
Türkiye’de ve Ortadoğu / Orta Asya bölge ülkelerinde “ılımlı İslam”ı
etkin
kılarak, Amerikan politikalarına teşne halk kitleleri yoğunlaşmasını
sağlayacakları ölçüdedir.
MİT
elemanlarının tutuklanması istemiyle, Özel Yetkili Mahkemelere karşı
yapılan,
cemaat hamlesi; yeni yargı paketleriyle düzenlenmeye, Türkiye’de AKP
eliyle
kurulan ‘dikta rejimi’nin temel
yapı
taşları döşenmeye devam edilmekteydi.
Abdülkadir
Selvi:
“Özel yetkili mahkemelerle
ilgili yapılacak olan düzenlemeden, Ergenekon ve Balyoz gibi darbelerin
yargılandığı davalar zarar görmeyecek. Silivri boşalmayacak,
Hasdal'dakiler
salıverilmeyecek. Darbe davalarının görülmesine, darbe sanıklarının
yargılanmasına devam edilecek. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez
darbecileri
yargının huzuruna çıkarmaya cesaret eden, darbecilerin yargılanması,
cuntalardan hesap sorulmasının kapısını aralayan bu hükümet, mücadeleyi
zaafa
uğratacak bir adım atmayacak. Çetelerle, darbelerle ve terörle mücadele
bu
mahkemelerin yetkisi dâhilinde görülmeye devam edecek.”
diyerek: hükümet ve
cemaat kanadına ve kamuoyuna; ulusal istencin sorgulanması, tutuklu
kalmalarının devamı, hiçbir biçimde Ergenekon’da ve Balyoz’da
değişikliğin
yaşanmayacağını duyurması: ortada AKP’nin kendi güvencesini yaratmaya
yarayacak
ve demokratik ilkelerle açıklanamayacak çarpık bir siyasal mantığın
egemenliğinin olduğu gerçeğine işaret etmektedir.
Hüseyin Gülerce
de:
“10 yıldır demokratikleşme adımları
atıldı
ama vesayet sistemini kurumsal olarak değiştirecek değişiklikler henüz
yok
ortada. 12 Eylül'ün kurduğu antidemokratik yapılar yerli yerinde. Hâlâ
kimilerinin layüsel olma gayretlerine, müsamaha ile bakılıyor.
Darbelere
gerekçe yapılan TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi bile yerli
yerinde.
Kimileri Balyoz davası tutuklu sanıkları
muvazzaf general ve amirallerin kin, nefret, iç savaş hazırlığı, çoluk
çocuğa
kadar uzanacak intikam konuşmalarının bantlarından rahatsız.
Ama hiç pişmanlık duymayan, cezaevinde iyice
bilenen bu adamlar demokrasi için en ciddi tehdidi oluşturmuyor mu?
Neye
güvenerek böyle konuşuyorlar? Onlar
içeride iken dışarıda yeni bir cunta mı mayalandı?
Bunlardan
endişelenmeyelim mi? Demokrasi yokuşundan düzlüğe henüz çıkmadık.
"İktidar
gevşemesin, aman bütün kazanımlar yok olmasın." diye düşünmeyelim mi?
Allah korusun, "ya ters bir rüzgâr
eserse" diye huzursuz olmayalım mı?”
Gülerce, içeridekilerden de
dışarıdakilerden de korkuyordu; yasa
dışı yollarla yayına konulan ‘bant’lardan,
olağan bir olgu olarak söz edebilmekteydi!
İşin
tuhaf
yanı da, hem Selvi’nin hem de Gülerce’nin; AKP’ye ‘dikte’ ettirircesine bir üslup
kullanıyor olmaları.
Yargı paketlerini görüşüyorsunuz ama içerideki bu adamlar,
iyiden iyiye bileylenmiş ve AKP karşıtlığında olgunlaşmakta, üstüne
üstlük
serbestîleri sağlanırsa: tehlike büyür, mesajlarını içermekteydi!
Ülkede “ters bir rüzgâr
eserse” ve ulusal
değerler, bağımsızlık tekrar gündeme gelir de, Amerika’ya gizli kapılar
ardında
verilen sözler, yapılan ikili gizli anlaşmalar, Kürdistan’ın kurulması
ve yeni
anayasa misyonları yerine getirilemezse, ne olur sonra!
Ama merak edilecek bir
şey yok! Tarih hep onurlu siyaseti, onurlu duruşu ve onurlu çabaları
anmıştır.
Ülkede,
faşizme karşı bir rüzgâr eserse; Pensilvanya’da onlar için CIA korumalı
bir
çiftlik hazır bekliyor olacak nasılsa! Merak etmesinler, bağımsızlık
rüzgârıyla
orayı da gün gelir alt ederiz!
|