Siyaset29 Mayıs 2012 00:00

TSK "Savaş Suçuna" Hazır mı? - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

<p> &nbsp;<span style="font-family: 'times new roman','serif'; font-size: 12pt">Kamuoyunu, propaganda sanatıyla istenen yöne evriltilen düşünceleri, tutumları ve tepkileri, kısacası <b><i>&lsquo;psikolojik istihbarat&rsquo;</i></b>ı tekrar tekrar gündeme getirmesi, Amerikan harp kavramı <b><i>&ldquo;Etki Odaklı Harekât&rdquo;</i></b> bir kez daha anımsamaya değerdi.<br /> <br /> <b>Bush</b>&rsquo;un, Beyaz Saray Genel Sekreteri <b>Karl Rove</b>&rsquo;a ait olduğu ortaya çıkan, The New York Times&rsquo;ta 17 Ekim 2004&rsquo;te <b>Ron Suskind</b> şunları yazmıştı:<br /> <br /> <i>&ldquo;<span style="font-weight: bold">Biz artık bir imparatorluğuz ve harekete geçtiğimizde kendi gerçeğimizi yaratmaktayız. Ve siz bu gerçeği incelerken ki; mantıklı olan da budur, biz yeniden harekete geçecek ve yine sizin inceleyebileceğiniz yeni gerçekler yaratacağız.</span> Düzen bu şekilde işleyecek. Bizler tarihin aktörleriyiz&hellip; ve nihayetinde sizin, hepinizin tek yapabileceği şey bizim icraatlarımızı anlamaya çalışmak olacak.</i>&rdquo;</span></p> <div style="display:none">cialis 5mg prix en pharmacie <a href="http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie">cialis 5mg prix en pharmacie</a> cialis 5mg prix en pharmacie</div>

TSK "Savaş Suçuna" Hazır mı?

Kaan Turhan - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

29.05.2012


“Unutmayın ben Başbakanlık Devlet Arşivleri’nde görevliydim. O kimliğim de basına verilmişti. Belgeler ise devletin Türk istihbarat birimlerine ait. Adil Serdar Saçan işkence yapmasaydı, Amerika’ya kaçmazdım. Ruhum karardı. Ruhum karardı. Ergenekon bir oyun ve oyunda herkes üstüne düşeni yapar. Kemalizm iflas etmiştir. Ekonomi ve siyasi hayatımızı yönlendiren global patronlar ‘başkanlık sistemi’ istiyor. Rejim değişiyor. Kürtler haklarını alacak.”[i]

bunları söyleyen, haham Daniel Tuncay Güney’di.

Ergenekon bombalarını patlatıp, sahibi olduğu ‘kulübe’ye dönmüştü!

Amerikan taşeronluğunda sağlam bir konum elde edebilmenin en etkili yöntemi belki de, amaç uğruna her şeyi ‘mûbah’ gören anlayıştı. Çünkü böylesine bir kimlik tasarımı içinde var olmak ancak, ‘hizmetkâr’lığın ürünü olabilirdi. Batı finans kapitali ve emperyalizm de yönünü ağırlıklı olarak Ortadoğu coğrafyasına çevirmişken, Türkiye’de aktörler de sürece hazırlanmaktaydı.

Türkiye’de AKP iktidarıyla birlikte cendereye alınan Türkiye’de yaşananların başat değişkenlerinden olan Tuncay Güney’in; Vatan Gazetesi’nden Mustafa Mutlu’ya yanıt göndermesi, (ya da Mustafa Mutlu’nun Tuncay Güney’i oyuna ‘tekrar’ dahil edilmesi üzere: ‘Nerede bu adam?’ diye öncesinde yazmasıyla birlikte verdiği yanıt), durduk yere değildi elbette!

Öz itibariyle, Mutlu üzerinden Güney tekrar devreye girmişti.

Peki, hangi koşullarda?

Türkiye’yi komşularıyla “sıfır sorun” siyasetinden, “sorunlu” siyasete getiren AKP’nin; Suriye’de, savaş tamtamları çalan söylem edindiği, PKK’nın saldırılarının istikrarsız ortamda artması olgusunun gözlemlendiği, Barzani’nin: “Sanki Irak’a bağlı bir Kürdistan değil de, Kürdistan’a bağlı bir Irak” sözleriyle açıkça: ‘Kürdistan’ın ilânını yapması, TSK’nın Uludere’de, Genelkurmay ve MİT’ten önce Amerikan insansız hava araçlarından alınan istihbaratla yurttaşlarımızın ölüm emrinin verildiği iddialarının gırla gittiği bir ortamda.

Kamuoyunu, propaganda sanatıyla istenen yöne evriltilen düşünceleri, tutumları ve tepkileri, kısacası ‘psikolojik istihbarat’ı tekrar tekrar gündeme getirmesi, Amerikan harp kavramı “Etki Odaklı Harekât” bir kez daha anımsamaya değerdi.

Bush’un, Beyaz Saray Genel Sekreteri Karl Rove’a ait olduğu ortaya çıkan, The New York Times’ta 17 Ekim 2004’te Ron Suskind şunları yazmıştı:

Biz artık bir imparatorluğuz ve harekete geçtiğimizde kendi gerçeğimizi yaratmaktayız. Ve siz bu gerçeği incelerken ki; mantıklı olan da budur, biz yeniden harekete geçecek ve yine sizin inceleyebileceğiniz yeni gerçekler yaratacağız. Düzen bu şekilde işleyecek. Bizler tarihin aktörleriyiz… ve nihayetinde sizin, hepinizin tek yapabileceği şey bizim icraatlarımızı anlamaya çalışmak olacak.[ii]

Bu analiz çerçevesinde, Türkiye’de tasarlanmış bir siyasal yapı olan AKP’yle ve onun gerici icraatlarına karşı çıkmak için debelenenler; AKP memuruna verilen çeşitli konumlardaki siyasal gelgitlerle, siyaset sahnesinde ‘deli dumrul’a dönmüş bir iktidar; komşu ülkelerle yaşanan sorunların ‘savaş’ boyutunda seyretmesi, Irak’ta hayalet PKK’yla mücadele edip Barzani yanlısı tutum ve Suriye’de emperyalist batı ittifakına karşı direnen Esad’a karşı bir seyreltilen bir sertleştirilen muhalefet; iç politikada niteliksiz muhalefet ortamından doğan ve kolayca yeniden tasarlanan ve kökü kazınan Cumhuriyet; Silahlı kuvvetleri esaret altında ve bir önceki dönem Genelkurmay Başkanı özelinde ‘terörist’ muamelesi yapılması, Ergenekon, Balyoz vs. sanal gerçeklikler yaratılması: tam da Amerikan hâkimiyet teorileriyle örtüşen bir yapının resmini çizmektedir.

Öyle ki, tüm bunlar eş zamanlı ve eşit olmayan güçler önüne atılmış, “ithal tehdit algılamaları”dır.

Türkiye, kendi gerçekleriyle değil; yapay, verili olan ve aynı zamanda da Türkiye’nin bu süreçte etkin hazır bulunuşu sayesinde kolaylıkla uygulanabilen emperyal projelerin ‘gerçekliğiyle’ baş başa bırakılmaktadır. Genel geçer olmayan ve sürekliliği olan projelerle, Türkiye hem gerici siyaset alanına sıkıştırılmış hem de bu gericilikten doğan ‘yenilikçi hareket’ temelli bir yeni muhafazakâr (Neo-Con) cehresiyle, Amerikan ‘gerçekliğine’ eklemlenmiş bulunmaktadır. 

Yapay gerçeklik, yönlendirme, psikolojik harp unsurlarının net bir biçimde görüldüğü son olay da Uludere’de, Amerikan istihbaratıyla vurulan köylülerimiz, konusuydu.

Öyle ki, Amerikalılar basına bilerek, isteyerek ‘sızdırdıkları’ haberle: bu katliamdan bir manevrayla sıyrıldılar.

Daha ötesi anlamda da; ‘suç bizim değil, TSK’nın’ demekteydiler.

Amerika, Türk askerinin 34 yurttaşını öldürmek iddiasıyla baş başa bırakmıştı. Sızan haber neydi?

The Wall Street Journal’da:

“Kalabalığı gördük bilgiyi Türk yetkililere ilettik… Ne olduklarını öğrenmek için daha detaylı görüntüler alalım dedik, ama Türk yetkililer bunu istemedi ve bölgeden uzaklaşın dedi.[iii]

Böylelikle, suç mahalde aranacaktı: Atlantik ötesinin sınırları bölgeden uzaktaydı elbette ama pradatörler sınır ötesinde ne arıyordu?  

CHP, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, bölge komutanları, Amerikalı yetkililer hakkında, suç duyurusunda bulunmuştu!

Yine, CHP’li Emine Ülker Tarhan, uluslararası hukuku gündeme getirmiş ve sınır ötesi harekâtı ancak hükümetin verebileceğini anımsatmıştı!

BDP’li Pervin Buldan da:

“Olayın içerisinde ABD’nin de İsrail’in de olduğunu çok iyi biliyoruz. Türkiye’nin ABD ve İsrail işbirliğiyle insanlarımızı katlettiğini ve hatta emrin Başbakan tarafından verildiğini çok iyi biliyoruz
[iv]

demişti. Sınır ötesi harekâtta, Amerikan ve İsrail etkisi ortadayken, birileri farklı yerlerden, farklı düğmelere basıyor: dolayısıyla, bulanık olan suda oynaşan balıkların yanına yapay balıklar bırakıyorlardı.  

Yeni Şafak Gazetesi, Genelkurmay Komuta Kontrol Dairesi Başkanı Tuğgeneral Salim Cüneyt Kavuncu’yu suçlu ilân etmişti[v]!

Başka bir ‘aynı taraf’tan Taraf polis/yazarı Emre Uslu ve Star’da köşe yazarı/milletvekili Şamil Tayyar da; Uludere operasyonunda birim başı olan, 2’inci Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanlığı Sorumlusu Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu’yu suçluyordu[vi]!

Ertesi gün de Taraf Gazetesi devreye girdi ve diğer ‘suçlu’ komutanları açıkladı:

“Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet Erten, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Nezih Damcı, Hava Kuvvetleri Harekât Başkanı Korgeneral Ateş Mehmet, Diyarbakır 2’nci Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Mehmet Veysi Ağar, İl Jandarma Alay Komutanı Osman Aslan, 22’nci Jandarma Sınır Tugay Komutanı[vii]

Bu arada, hükümet cephesindeki sessizliği İdris Naim Şahin bozdu:

“Vur emri Sayın Cumhurbaşkanı verecek değil. Gündelik yönetimi Başbakan, Genelkurmay Başkanı yapacak değil.

İçişleri bakanı olarak ben de 81 ildeki olayları anlık yönetecek durumda değilim. O zaman diğer yetkililere, görevlilere hiç ihtiyaç yok demektir. Bunu sorgulamak bile mantıki olarak yanlıştır.

Mutlaka yönetim sorumludur. Aşağının yaptığı yanlıştan yukarısı da hukuken ve siyaset olarak sorumludur. Olayı anlık yönetecek, askeri ve Emniyet yetkilileridir. O anda emri Ankara’da Hava Kuvvetleri’nde o görüntüleri analiz eden komutanlar vermiştir.


Şahin, suskunluğunu bozdu, hem hükümetin hukuki ve siyasi sorumluluğu olduğunu ifade etti hem de: “bu olay, güvenlik güçlerimizin tecrübe hanesine kaydedilmiş bir olaydır.” diyerek, TSK’yı “suç mahallinde” yalnız ve tek “suçlu” olarak ortada bırakmıştır.

TSK’nın sorumluluğunu vurgularken, tek üst sorumlunun da TSK olmadığını, hükümetin de “sınır ötesi harekât yetki onayı” çerçevesinde sorumlu olduğunu ifade etmiştir.

Şahin’e hükümet cephesinden, yanıt gecikmemiş ve Erdoğan, Kazakistan’dan dönüşte, gitmeden evvel söylediklerini tekrarlamış ve kamuoyunun gözünün içine baka baka sorumluluğun
“maddi/manevi tazminat ödeme”
noktasına indirgeyerek şunları söylemişti:

“Burada bir hatanın olmuş olabileceğini daha başta söyledik. Ama bu bölgenin terör bölgesi olduğunu da söyledik. Kimsede kalkıp sınır boyu kaçakçılığı yapanların yatığı kaçakçılığı meşru gösterme gayreti içine giremez. Bu konularla ilgili olarak bizler yasanın belirlediği tazminatın çok çok ötesinde açılan hesaplara yatırdık. Başbakan yardımcım aileleri ziyaret etti. Eşlerimiz gittiler. Ziyaretleri yaptılar. Eğer insaniyse biz görevimizi yaptık. Biz terör örgütü veya uzantılar daha farklı beyan bekliyorsa kusura bakmasınlar.”  

Kılıçdaroğlu’ysa; Şahin’in açıklamalarına: “sorumsuz bir açıklama” yorumunu getirmiş ve Kılıçdaroğlu; Şahin’in, Başbakan’dan açıkça özür dilemesini de istemişti. AKP’nin muhalefeti de ancak AKP’yi aklamaya yarardı!

TSK’ya Son Darbe: ‘Savaş Suçu’ 

Asıl konu da bu noktadan sonra gündeme gelecekti. Henüz zamanı olmasa da, siyasal ve hukuksal olgunlaşması ya da daha doğru ifadeyle liberal tayfanın Türkiye’yi ‘normalleştirme’ yüksek patolojik idealine ulaşması noktasında; devreye girecek olan terörle mücadelede savaşan komutanların ‘savaş/terör suçlusu’ olarak yargılanmasının önünün açılması!

Avrupa Parlamentosu’nun; Türkiye kararında: “Ermeni soykırımı”nın tanınması üyelik için koşullar arasında sayılmıştı.

Bunun yanı sıra, KKTC’den, Türk askerinin çekilmesi de sürekli gündemde tutulmaktayken; Güneydoğu’da terörle mücadelede görev alan komutanların Savaş Suçluları Mahkemesi’nde yargılanmalarının, yolunu açabilmek için çabalar da PKK ve PKK’nın siyasal ve kültürel yan unsurları tarafından sürekli, Avrupa Parlamentosu’na baskı aracı olarak kullanılmaktaydı. Amaçsa; Güneydoğu’da terörle mücadele etmiş komutanları “savaş suçlusu” olarak yargı önüne çıkartmak.

Hürriyet’in “Uluderede Yaşananlar Savaş Suçudur!” başlığıyla verdiği haberde, BDP’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurduğunu yazıyordu.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, dilekçede şunlara yer verildiğini kamuoyuna duyurmuştu:

“Türkiye, 1949 Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi gereği uygulaması gereken insancıl hukuk kurallarını Kürt sorunundan kaynaklanan çatışma dönemlerinde sürekli ihlal etmiştir. Hava bombardımanı Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgesinde yaşanan ve iç silahlı çatışma bağlamında değerlendirilen çatışmalar kapsamında yapılan bir operasyon sırasında meydana gelmiştir. Bu bağlamda “çarpışmalarda doğrudan yer almayan sivillere karşı veya bir sivil nüfusa karşı kasten saldırı düzenlenmesi” suçu işlenmiştir. Köylüler, siviller hedef alınarak hava bombardımanına tabi tutulmuştur. 37 kişiden 3 kişi daha uzak yere kaçabilmiş, diğer 34 kişi bombardımanda parçalanarak, yanarak hayatını kaybetmiştir. Dolayısıyla sivil bir nüfusa karşı kasten saldırı sonucu toplu bir sivil katliamı yaşanmıştır.”


Taraf olmadığı halde, Türkiye’yi suçlayan BDP yönetimi; Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne, ‘sivillere kasten saldırı’ suçunun işlendiğini ifade ediyordu.

 

“Ergenekon bir oyun ve oyunda herkes üstüne düşeni yapar. Kemalizm iflas etmiştir. Ekonomi ve siyasi hayatımızı yönlendiren global patronlar ‘başkanlık sistemi’ istiyor. Rejim değişiyor. Kürtler haklarını alacak” diyerek, “bir görev adamı ve halen işini yapan”

Tuncay Güney
, Türkiye’nin misyonuna ‘derin boyut’ katıyordu.
 

AKP’de söz söyleyecek son kişi, “AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır ve yaptığı açıklamaları da arkadaşlarıyla değerlendirerek yapar”dı.

Uludere’ye ilişkin gerçeklerin ortaya çıkmasının ardından, Erdoğan; ülke gündemini ‘sezeryanla doğum’ istatistiklerine çevirmişti. Aslında Erdoğan, Uludere ile kürtajı eşitlemekteydi!

Erdoğan, "Tamam, biz katil olabiliriz, ama bu toplumda da katil olma eğilimi zaten var" demeye getirerek, kendisine yöneltilen "katliam" suçlamasını reddetmiyor, ama onu topluma doğru yansıtıyordu. [viii]

23 Mayıs’ta; Özgür Gündem manşetten: AKP’nin “Emri biz verdik TSK vurdu!” dediğini belirterek, AKP-Ordu ittifakına atıf yapmıştı.

Basında görevli kalemlerden Mehmet Ali Birand’sa[ix]: AKP’yi rahatsız eden şeyin İdris Naim Şahin’in TSK’yı hedef göstermesi, olduğunu yazıyordu.  

İçişleri Bakanı’nın Uludere’yle ilgili açıklamalarını; “öldüler kurtuldular, yoksa kaçakçılıktan yargılanacaklardı” noktasına indirgenmesi ötesinde bakanın ‘sorumluluk’lara işaret etmesini gölgelense de, çok ciddi bir sürecin başlangıcına dairdi.

Taraf, Yeni Şafak, Zaman, Bugün ve cümle “Ak basın”; olayın, askerin ‘suç hanesine’ yazılması ve operasyonda Amerikan etkisinin sıfırlanmasıyla görevli gibiydi. 

Balyoz davası kapsamında, Poyrazköy, Ankara vs. kazılarında bulunan mühimmatlarla ilgili olarak, tutuklu Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar’ın da internete düşen ses kayıtlarıyla, hedefe konulması[x], zamanlama açısından dikkat çekiciydi.

Üç yıl önce, üç PKK’lıdan ötürü biri emekli albay, 16’sı muvazzaf subay ve astsubay tutuklanmıştı[xi]; suçları: yargısız infaz yapmak!

Nasıl mı? Güya operasyonda olan ‘biri’nin o yöndeki ifadesiyle… 

Uludere, askere “savaş suçu”ndan yargılanma kapısının açılacağı bir olay haline evriltilecektir.

Ergenekon ve Balyoz davalarıyla başlayan, “olmayan”, “hayali”, “sanal” darbe ve suçlar, kin güderek ve devlet içi ve dışı tüm ‘pisliklerin’ temizlendiği bir elek haliyle, TSK’yı zaten suç işlemesi muhtemel, suç potansiyeli yüksek bir yapılanma olarak belleklere kazımıştı.  

Kürtlerin haklarını alacağını söyleyen Daniel Tuncay’ın tekrar gündeme düşmesi tesadüf değildir, predatörlerin sınır ötesinde Türkiye’ye yanıltıcı istihbarat vermesi tesadüf değildir, yanıltıcı istihbaratın Amerikan İHA’larından Türk yetkililere sızdırması tesadüf değildir, İçişleri Bakanı’nın işin başında olanların ‘sorumluluklarına’ dikkat çekmesi tesadüf değildir, yandaş basının tüm üst düzey komutanları ‘sorumlu’ olarak gösteren yayınları tesadüf değildir, AKP’nin ipiyle hareket mahallindeki muhalefetin TSK’yı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikâyet etmesi tesadüf değildir.

Büyük Ortadoğu Projesi için; bölge coğrafyasında taşeronlaşmış Türkiye’nin temel görevleri olan: İsrail’in ve Kürdistan’ın güvenliğinin korunması ve devlet olarak himayesi, İran’ın ve Suriye’nin bölgede ‘izole’ edilmesi için, bölgede etkin güç olmuş TSK’yı “savaş suçu” çukuruna itmekle tamamlanabilecekti.

Bir yandan yargılanan bir silahlı kuvvetler, öte yanda Ortadoğu coğrafyasında sıradanlaştırılmış, görev ve yetki alanları daraltılıp caydırıcılığı ortadan kaldırılmış silahlı kuvvetler tasarımı yapılmaktadır.
 

“Değişim rüzgârları esmeye başladığında aptallar duvar örer, akıllı insanlar değirmen kurar. Ben, örülmüş kalın duvarların arkasında da olsam medyadaki değişime kayıtsız kalmamaya karar verdim, kalamazdım”[xii]

diyerek, mevcut medyada “görev üstlenmeye” hazır Mustafa Balbay’a; Türkiye Gençlik Birliği’nin 19 Mayıs devinimini gör(e)meyen Sözcü’lerde yer kapan Dündar’lara, Fethullah’la dans eden yayın yönetmeni Hikmet’li Cumhuriyet’lere inanmaya devam edip, gaz aldırmaya;

Tuncay Özkan gibi ‘biz kaç kişiyiz’le, AKP’ye gönüllü yedek seçmen devşirmelere inanmaya devam edelim ki: faili atlantiğin dalgalarından malûm Uludere’lerle, Balyoz ve Ergenekon’la, askerimizin terörle mücadelesini, “savaş suçu”na dönüşrülmesi gündemini görmeyelim!


[i] Mustafa Mutlu, ‘Ergenekon bir ‘oyun’dur ve herkes üstüne düşeni yapar!’, Vatan, 22.05.2012

[ii] Ali Er, WSJ’nin Düşündürdükleri, Yurt, 22.05.2012

[iii] Orhan Bursalı, Ben Değil TSK Yaptı, Cumhuriyet, 24.05.2012

[iv] Cumhuriyet, 22.05.2012

[v] Aydınlık, 22.05.2012

[vi] Cumhuriyet, 24.05.2012

[vii] Taraf, 25.05.2012

[viii] Erman Çete, Her kürtaj bir Uludere ise, katiller parmak kaldırsın!, Sol, 26.05.2012

[ix] Mehmet Ali Birand, Posta, 25.05.2012

[x] Hakan Taş, Gerçek Dışı ver Zamanlaması Manidar, Aydınlık, 26.05.2012

[xi] Sabahattin Önkibar, PKK’yla Mücadele Artık Suç, Yeni Mesaj, 25.05.2012

[xii] Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 20.05.2012






Açık İstihbarat @ 2012