AB4 Nisan 2012 00:00

Avrupa Şarlman'ı Beklerken - Barış Zeren

Avrupa uygarlığı, en büyük bunalım dönemlerinde, hep İmparator Şarlman'ı anımsıyor. Orta ve Batı Avrupa'yı İ.S. 700'lü yılların ortasında birleştirmiş olan bu İmparator, özellikle yirminci yüzyıl başında Almanlar'ın aklına sıkça geliyordu; Birinci ve İkinci Savaş'ta, Fransa'daki Vichy ideolojisinin gözünde mesih gibi beklenen, belki de İsa'dan çok, bir Frank-Cermen uygarlığı mitini mümkün kılan Şarlman olmuştu. Bir büyük bunalımın ortasında, seçim öncesi Sarkozy'yi sarayında ziyaretle tam destek açıklayan Merkel, Almanya'da bu düşleri canlandırıyordu. kamagra link kamagra gel

Avrupa Şarlman'ı Beklerken

Barış Zeren - Aydınlık

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

04.04.2012


Avrupa uygarlığı, en büyük bunalım dönemlerinde, hep İmparator Şarlman'ı anımsıyor.

Orta ve Batı Avrupa'yı İ.S. 700'lü yılların ortasında birleştirmiş olan bu İmparator, özellikle yirminci yüzyıl başında Almanlar'ın aklına sıkça geliyordu; Birinci ve İkinci Savaş'ta, Fransa'daki Vichy ideolojisinin gözünde mesih gibi beklenen, belki de İsa'dan çok, bir Frank-Cermen uygarlığı mitini mümkün kılan Şarlman olmuştu.

Bir büyük bunalımın ortasında, seçim öncesi Sarkozy'yi sarayında ziyaretle tam destek açıklayan Merkel, Almanya'da bu düşleri canlandırıyordu.

Yeni Ortaçağ'ın ekonomik kaleleri

Almanya'da Merkel yönetimi, ekonomik bunalım karşısında, Yunanistan krizine kadar bir tür "moderasyon" politikası benimsedi.

Almanya içinde ve dışında, Euro, Türkçesiyle 'Öğro'da kalınması konusunda ilk kuşkular belirmeye başladığında, paniğe yol açmamak için kendi sermayesini teskin etmeye çalışıyordu.

Yapamadı; Yunanistan kriziyle birlikte, mevcut Birleşik Avrupa'nın feda edilmesi gerektiğini savunan Alman tekellerinin sesi daha çok çıkmaya başladı.

Deutsche Bank yürütme komitesi üyesi de Weck, Davos'ta,

"Öğro kuşağı tahvillerinin krizden çıkmak için yegâne yol olduğunu"

söylerken, sanki HSBC baş ekonomisti Stepnen King'in

"Öğro kuşağı mali birliği oluşturma"

çağrısıyla hemavazdı, bir ağızdan bağırıyorlardı.

Bununla birlikte, Deutsche Bank'ın başındaki oligarka göre, Yunanistan, ima yoluyla da Portekiz gibi diğer kritik ülkelerin Avrupa uygarlığından düşürülmesi "ihtimal dahilindeydi".

Başka deyişle, finansı daha bütünleşmiş ve uluslararası siyasette daha az "bulaşık", katmanlı bir Avrupa gündeme alınmaktadır.

1929 bunalımında ulus-devletlerin içe kapanma süreci, şimdi bölgesel güçler ölçeğinde yinelenme eğiliminde görünüyor.

Güçlülerin kendi nüfuz alanlarını katmanlarla çitlemeleri, sağlam ekonomik kaleler kurma hevesleri Yeni Ortaçağ'a yakışıyor.

Türkiye'nin öne çıkması

"Az olsun benim olsun'"cu, ya da gürbüz devletlerin birliği olarak Avrupa'nın, kendi içinden zayıfları eleme hamleleri yaparken, Türkiye'yi de silmesi kural gereğidir.

Oysa Türkiye'nin tepesinden salgılanan propagandaya göre, Türkiye ekonomisi Rusya ve Çin'le birlikte öne çıkan ülkeler arasındaydı.

Ama burada nüans önemlidir; öne çıkmanın, Batı dillerinde anlam evreni geniş olup Batı dilleri öne çıkanlara hep aynı gözle bakmıyorlar:

İngilizce ve Fransızca'da "pro-" yani "ön-" ile "stituer" ya da "stitute" konumlandırmak, fiili tam da bunun için bir araya gelmiştir. Prostitute, kökeninde öne çıkan, kendini öne süren ve sunanları anlatıyor; kadınlara gönderme yapmaktadır ve Türkçe'de "fahişe" olarak da karşılanıyor.

Batı'nın tutumuna bakılırsa, Türkiye yöneticileri, Gümrük Birliği'nden itibaren ülkeyi zaten yeterince "prostituer” etmiş durumdadır ve Avrupa'yla daha fazla bütünleşmesinin, Almanya ile Fransa'ya şimdiki durumdan fazla bir getirisi görünmüyor.

Ülkemizde "soykırım" politikalarına rağmen büyük alımlar gerçekleştirecek, dev balıklar avlayacak nüfuzları var ve daha fazla yüke gerek görmüyorlar.

Doğuya uzanan eller

Öte yandan, gerçekten öne çıkanlar var; Merkel, 2009 yılından, yani dünya ekonomik bunalımının patlak vermesinden itibaren, Eurozone, "Öğro-kuşağı", dışında bir ekonomik kuşak arayışına ağırlık vermişti.

Öncelik, Sovyetler'in yıkılmasından itibaren zaten yeterince bağ kurduğu ve İngiltere'nin tersine, bağlarını Putin döneminde de sürdürebildiği Rusya oluyordu.

Buradaki keskin hamleleri ABD tarafından da fark edilmişti; 18 Aralık 2009 tarihli Wikileaks belgesinde, Amerikan misyon şefi Delawie, Alman yetkililerin kamu kanaati önünde "kendilerini Avrupa'da Amerika'nın en güçlü destekçileri" olduklarını açıklamalarına rağmen, alttan alta Rusya'yla ilişkileri güçlendirme planları yaptıklarını belirtiyordu.

Rusya'da en son çıkan çözümlemelerde okuyoruz;

Putinist siyaset uzmanlarından Sergey Karaganov, Rusya'nın Çin'le bütünleşmesinin Avrupa'dan kopmak demek olmadığını söylemektedir.

Rusya, "diğer Avrupa'yla", "yenilik lokomotifi" olan ülkelerle ve "osobenno nemetskimi" özellikle Almanlar'la ekonomik bütünleşmeye gidebileceğini de eklemektedir.

Merkel'in Ejderha yılı başında Çin'e yaptığı ziyaretin bir uzantısıdır.

2005 yılında Tibet'te insan hakları için ortalığı ayağa kaldıran, Dalay Lama'yla buluşan Şansölye, bu kez, Alman medyasının baskılarına rağmen, Çin'de insan hakları konusu üzerinde durmamıştı.

Dile kolay, Avrupa ekonomik bunalım içinde kıvranırken, Çin yaklaşık üç trilyon dolarlık döviz rezervine sahip bir ülkedir; incitmemek gerekiyor.

Merkel, Çin'in Avrupa'daki EFSF ve ESM gibi kurtarma fonlarına destek olmayı istediğini sevinçle açıklıyordu. Bir tablo çıkıyor; finansal imkanlarını güçlendirme yolunda yüklerinden arınan bir Avrupa ile onun çatışmaktan kaçındığı, işbirliği yollarını aradığı Rusya-Çin kuşağı; henüz gerçekleşmese de bir ufuk görünüyor.

Merkel, henüz içerideki sıkışıklığından kurtulabilmiş değil.

"Sol" muhalefetle uzlaşmak zorunda kalarak, daha önce engel olduğu Joachim Gauck adındaki anti-komünist papazın Cumhurbaşkanlığına gelmesine bu kez razı oldu.

Cumhurbaşkanlığı'nın Almanya'da yürütme üzerinde büyük bir etkisi bulunmuyor.

Ama bir uyarıdır.

Şarlman henüz gelmemiş görünüyor.





Açık İstihbarat @ 2012