Avrupa Şarlman'ı Beklerken - Barış Zeren
Avrupa uygarlığı, en büyük bunalım dönemlerinde, hep İmparator Şarlman'ı anımsıyor. Orta ve Batı Avrupa'yı İ.S. 700'lü yılların ortasında birleştirmiş olan bu İmparator, özellikle yirminci yüzyıl başında Almanlar'ın aklına sıkça geliyordu; Birinci ve İkinci Savaş'ta, Fransa'daki Vichy ideolojisinin gözünde mesih gibi beklenen, belki de İsa'dan çok, bir Frank-Cermen uygarlığı mitini mümkün kılan Şarlman olmuştu. Bir büyük bunalımın ortasında, seçim öncesi Sarkozy'yi sarayında ziyaretle tam destek açıklayan Merkel, Almanya'da bu düşleri canlandırıyordu. kamagra link kamagra gel
|
Avrupa uygarlığı, en büyük bunalım dönemlerinde, hep İmparator Şarlman'ı anımsıyor. Orta ve Batı Avrupa'yı İ.S. 700'lü yılların ortasında birleştirmiş olan bu İmparator, özellikle yirminci yüzyıl başında Almanlar'ın aklına sıkça geliyordu; Birinci ve İkinci Savaş'ta, Fransa'daki Vichy ideolojisinin gözünde mesih gibi beklenen, belki de İsa'dan çok, bir Frank-Cermen uygarlığı mitini mümkün kılan Şarlman olmuştu. Bir büyük bunalımın ortasında, seçim öncesi Sarkozy'yi sarayında ziyaretle tam destek açıklayan Merkel, Almanya'da bu düşleri canlandırıyordu. Yeni Ortaçağ'ın ekonomik kaleleri Almanya'da Merkel yönetimi, ekonomik bunalım karşısında, Yunanistan krizine kadar bir tür "moderasyon" politikası benimsedi. Almanya içinde ve dışında, Euro, Türkçesiyle 'Öğro'da kalınması konusunda ilk kuşkular belirmeye başladığında, paniğe yol açmamak için kendi sermayesini teskin etmeye çalışıyordu. Yapamadı; Yunanistan kriziyle birlikte, mevcut Birleşik Avrupa'nın feda edilmesi gerektiğini savunan Alman tekellerinin sesi daha çok çıkmaya başladı. Deutsche Bank
yürütme komitesi üyesi de Weck, Davos'ta, Bununla birlikte, Deutsche Bank'ın başındaki oligarka göre, Yunanistan, ima yoluyla da Portekiz gibi diğer kritik ülkelerin Avrupa uygarlığından düşürülmesi "ihtimal dahilindeydi". Başka deyişle, finansı daha bütünleşmiş ve uluslararası siyasette daha az "bulaşık", katmanlı bir Avrupa gündeme alınmaktadır. 1929 bunalımında ulus-devletlerin içe kapanma süreci, şimdi bölgesel güçler ölçeğinde yinelenme eğiliminde görünüyor. Güçlülerin kendi nüfuz alanlarını katmanlarla çitlemeleri, sağlam ekonomik kaleler kurma hevesleri Yeni Ortaçağ'a yakışıyor. Türkiye'nin öne çıkması "Az olsun benim olsun'"cu, ya da gürbüz devletlerin birliği olarak Avrupa'nın, kendi içinden zayıfları eleme hamleleri yaparken, Türkiye'yi de silmesi kural gereğidir. Oysa Türkiye'nin tepesinden salgılanan propagandaya göre, Türkiye ekonomisi Rusya ve Çin'le birlikte öne çıkan ülkeler arasındaydı. Ama burada
nüans önemlidir; öne çıkmanın, Batı dillerinde anlam evreni geniş olup
Batı dilleri öne çıkanlara hep aynı gözle bakmıyorlar: Batı'nın tutumuna bakılırsa, Türkiye yöneticileri, Gümrük Birliği'nden itibaren ülkeyi zaten yeterince "prostituer” etmiş durumdadır ve Avrupa'yla daha fazla bütünleşmesinin, Almanya ile Fransa'ya şimdiki durumdan fazla bir getirisi görünmüyor. Ülkemizde "soykırım" politikalarına rağmen büyük alımlar gerçekleştirecek, dev balıklar avlayacak nüfuzları var ve daha fazla yüke gerek görmüyorlar. Doğuya uzanan eller Öte yandan, gerçekten öne çıkanlar var; Merkel, 2009 yılından, yani dünya ekonomik bunalımının patlak vermesinden itibaren, Eurozone, "Öğro-kuşağı", dışında bir ekonomik kuşak arayışına ağırlık vermişti. Öncelik,
Sovyetler'in yıkılmasından itibaren zaten yeterince bağ kurduğu ve
İngiltere'nin tersine, bağlarını Putin döneminde de
sürdürebildiği Rusya oluyordu. Rusya'da en
son çıkan çözümlemelerde okuyoruz; Merkel, henüz içerideki sıkışıklığından kurtulabilmiş değil. "Sol" muhalefetle uzlaşmak zorunda kalarak, daha önce engel olduğu Joachim Gauck adındaki anti-komünist papazın Cumhurbaşkanlığına gelmesine bu kez razı oldu. Cumhurbaşkanlığı'nın Almanya'da yürütme üzerinde büyük bir etkisi bulunmuyor. Ama bir uyarıdır. Şarlman henüz gelmemiş görünüyor.
|
||||