Siyaset17 Ağustos 2004 00:00
SEN SAHİP OLURSAN - HULKİ CEVİZOĞLU
Artık devletin resmi kurumları sık sık rakamları kamuoyuna açıklamaya başladılar. Hangi gün, ne kadar toprağımız yabancılara satılmış? Kim ne kadar parça toprak satın almış?..cialis forum link cialis bez receptarenovation vejle renovation skive renovaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Fakirliğin gözü kör olsun !.. Hem bireysel, hem de ülkesel fakirlik insana neler yaptırmıyor ki?..
Bakınız nereden nereye geldik.
Mustafa Kemal 71 yıl önce, 1933’de, Amerikalı General McArthur’a, “Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım” diyordu.
Bugün ise, bırakın Mustafa Kemal’in bu sözlerine sahip çıkmayı, hatırlayanımız bile yok.
Atatürk, dün “alacağım” diyordu; bugün biz “vereceğiz” diyoruz!..
Artık devletin resmi kurumları sık sık rakamları kamuoyuna açıklamaya başladılar. Hangi gün, ne kadar toprağımız yabancılara satılmış? Kim ne kadar parça toprak satın almış?..
“PARA VERİRKEN RAZI EDECEĞİZ!”
Lozan Konferansı görüşmeleri sonunda İsmet Paşa’nın koluna giren Lord Gürzon, “Generalim, kapitülasyonları şimdi kaldırdınız ama, bundan sonra ne yapmak isterseniz, yine bizlere muhtaç olacaksınız. İşte o zaman, parayı verirken şimdi kazandıklarınızı bizlere iadeye mecbur kalacaksınız” demişti.
Biz, yıllar sonra bu sözleri söyleyenlere, onların kurup yönettiği uluslararası finans kuruluşlarına mecbur kaldık!.. Niçin?.. Çünkü, ekonomimizi hiçbir hükümet “bağımsız” ve “kendi ayakları üzerinde durur” duruma getiremediği için. Ama, her hükümet, “biz daha iyi yönetiriz” diyerek oyları topladı, sonra da heba etti. Biz seçmenler, yıllar yılı bu politikacı yalanlarının oyuncağı olduk. Çaresizlikten bir ona, bir diğerine ama, hep birbirine benzeyen (benzetilen!) politikacılara oy verdik durduk.
Dünyaya örnek büyük bir askeri zafer kazanan Atatürk, “Askeri zaferlerin, ekonomik zaferlerle taçlandırılması” gerektiğini vurguluyordu.
İşte bizler bunu yapamadık. Büyük Kurtuluş’umuzun üzerine ekonomik bir zafer ekleyemedik ve hep yabancıya el-avuç açtık. Sonunda da onların yıllar önce söylediği gibi onlara muhtaç olduk.
Şimdi toprak satıp, para kazanarak bu ekonomiyi yıllardır kurtarma hayali görüyoruz. Daha doğrusu, bizim gibi düşünenlerin sürekli uyarılarına karşın bu rüyadan uyanmak istemeyenler var.
Yine Atatürk’ün, “lafla, politikayla, düşmanın aldatıcı sözlerine kulak vermekle” yönetim olamayacağı sözlerine karşın; boş bir Avrupa Birliği üyeliği uğruna, onların her isteğine (hatta istemediğine) evet diyoruz. Ve, sonuç olarak, bugün “ya bu ülkeyi sevecek, ya da Sevr’e razı olacak” noktaya geliyoruz...
VATAN TOPRAKLARI
-YASAYLA- SATILIYOR
Tam bir yıl önce, 19 Temmuz 2003’te AB’nin isteği ile çıkarılan 4916 sayılı yasa ile, “yabancılara toprak satışına” izin verildi.
O günden bu yana bir yıl içinde 4 bin 105 parça gayrimenkul yabancılar tarafından satın alındı. İçinde tarım arazilerinin de bulunduğu Türk toprakları ya yabancılar tarafından doğrudan, ya da gizlice bir Türk kullanılarak alınıyor.
Bugün, kimi yazarlarımız, “Ne var bunda? Bizler de gidip ABD’de ev alıyoruz” biçiminde çocukça mazeret üretiyorlar. Türkiye’nin koşulları ile ABD’ninki bir mi?.. Yarın, ABD’de ev alan biri “Ben ABD’nin sahibiyim” diyebilir mi?.. Oysa, yıllardır “Türkiye’nin sahibi olduğunu” iddia eden, bunu uluslararası ortamlarda bağırarak söyleyenler var.
Bu toprak alanların amacı ne? Silahla, askeri güçle ele geçiremedikleri vatan topraklarımızı “parayla” mı elde etmeye çalışıyorlar, sessiz sedasız?..
Özellikle, ülkemizin güneydoğu kesiminde gerçekleşen bu alımların içinde Çorum ve Bartın gibi illerimiz de bulunuyor. Bunlara baktığımız zaman, “misyonerlik” çalışmaları ile ölmüş antik imparatorlukları canlandırma heveslerini görüyoruz.
Türkiye, şaşkın biçimde AB’nin isteklerini yerine getiriyor ama, 1 Mayıs 2004’te AB’ye yeni katılan ülkelerin hepsi de “ülkelerinde yabancılara toprak satışını yasakladı.” ABD de onları bu ayrıcalıkları (deregasyonlar) ile kabul etti.. Peki niçin biz direnemiyoruz AB’ye?..
HATAY’A DİKKAT!
Bu arada dikkat etmemiz gereken önemli bir ilimiz de Hatay.
Yeni bir iddiaya göre, 1930 tarihli Hatay Antlaşması’nın gizli maddeleri varmış ve buna göre 2039 yılında Hatay’da bir halk oylaması, referandum(plebisit) yapılarak Türkiye’de mi kalacağı, yoksa yıllardır emeller besleyen Suriye’ye mi verileceği belli olacakmış!..
Yetkililerin bu konuya acilen açıklık getirmeleri ve eğer böyle bir durum varsa, gereken önlemleri alması gerekiyor. Çünkü, bu bölgelerde çifte vatandaşlığa sahip Arap kökenli vatandaşlarımızın büyük araziler aldığı ileri sürülüyor.
İsrail Devleti’nin kuruluşu ve Filistin örneklerini gözardı etmeden İstiklal Marşı’mızdaki, “bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı” sözlerini özellikle gençlerimize anlatmalıyız.
Unutmamalıyız ki;
“Sahipsiz olan vatanın batması haktır,sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır”.
Bakınız nereden nereye geldik.
Mustafa Kemal 71 yıl önce, 1933’de, Amerikalı General McArthur’a, “Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım” diyordu.
Bugün ise, bırakın Mustafa Kemal’in bu sözlerine sahip çıkmayı, hatırlayanımız bile yok.
Atatürk, dün “alacağım” diyordu; bugün biz “vereceğiz” diyoruz!..
Artık devletin resmi kurumları sık sık rakamları kamuoyuna açıklamaya başladılar. Hangi gün, ne kadar toprağımız yabancılara satılmış? Kim ne kadar parça toprak satın almış?..
“PARA VERİRKEN RAZI EDECEĞİZ!”
Lozan Konferansı görüşmeleri sonunda İsmet Paşa’nın koluna giren Lord Gürzon, “Generalim, kapitülasyonları şimdi kaldırdınız ama, bundan sonra ne yapmak isterseniz, yine bizlere muhtaç olacaksınız. İşte o zaman, parayı verirken şimdi kazandıklarınızı bizlere iadeye mecbur kalacaksınız” demişti.
Biz, yıllar sonra bu sözleri söyleyenlere, onların kurup yönettiği uluslararası finans kuruluşlarına mecbur kaldık!.. Niçin?.. Çünkü, ekonomimizi hiçbir hükümet “bağımsız” ve “kendi ayakları üzerinde durur” duruma getiremediği için. Ama, her hükümet, “biz daha iyi yönetiriz” diyerek oyları topladı, sonra da heba etti. Biz seçmenler, yıllar yılı bu politikacı yalanlarının oyuncağı olduk. Çaresizlikten bir ona, bir diğerine ama, hep birbirine benzeyen (benzetilen!) politikacılara oy verdik durduk.
Dünyaya örnek büyük bir askeri zafer kazanan Atatürk, “Askeri zaferlerin, ekonomik zaferlerle taçlandırılması” gerektiğini vurguluyordu.
İşte bizler bunu yapamadık. Büyük Kurtuluş’umuzun üzerine ekonomik bir zafer ekleyemedik ve hep yabancıya el-avuç açtık. Sonunda da onların yıllar önce söylediği gibi onlara muhtaç olduk.
Şimdi toprak satıp, para kazanarak bu ekonomiyi yıllardır kurtarma hayali görüyoruz. Daha doğrusu, bizim gibi düşünenlerin sürekli uyarılarına karşın bu rüyadan uyanmak istemeyenler var.
Yine Atatürk’ün, “lafla, politikayla, düşmanın aldatıcı sözlerine kulak vermekle” yönetim olamayacağı sözlerine karşın; boş bir Avrupa Birliği üyeliği uğruna, onların her isteğine (hatta istemediğine) evet diyoruz. Ve, sonuç olarak, bugün “ya bu ülkeyi sevecek, ya da Sevr’e razı olacak” noktaya geliyoruz...
VATAN TOPRAKLARI
-YASAYLA- SATILIYOR
Tam bir yıl önce, 19 Temmuz 2003’te AB’nin isteği ile çıkarılan 4916 sayılı yasa ile, “yabancılara toprak satışına” izin verildi.
O günden bu yana bir yıl içinde 4 bin 105 parça gayrimenkul yabancılar tarafından satın alındı. İçinde tarım arazilerinin de bulunduğu Türk toprakları ya yabancılar tarafından doğrudan, ya da gizlice bir Türk kullanılarak alınıyor.
Bugün, kimi yazarlarımız, “Ne var bunda? Bizler de gidip ABD’de ev alıyoruz” biçiminde çocukça mazeret üretiyorlar. Türkiye’nin koşulları ile ABD’ninki bir mi?.. Yarın, ABD’de ev alan biri “Ben ABD’nin sahibiyim” diyebilir mi?.. Oysa, yıllardır “Türkiye’nin sahibi olduğunu” iddia eden, bunu uluslararası ortamlarda bağırarak söyleyenler var.
Bu toprak alanların amacı ne? Silahla, askeri güçle ele geçiremedikleri vatan topraklarımızı “parayla” mı elde etmeye çalışıyorlar, sessiz sedasız?..
Özellikle, ülkemizin güneydoğu kesiminde gerçekleşen bu alımların içinde Çorum ve Bartın gibi illerimiz de bulunuyor. Bunlara baktığımız zaman, “misyonerlik” çalışmaları ile ölmüş antik imparatorlukları canlandırma heveslerini görüyoruz.
Türkiye, şaşkın biçimde AB’nin isteklerini yerine getiriyor ama, 1 Mayıs 2004’te AB’ye yeni katılan ülkelerin hepsi de “ülkelerinde yabancılara toprak satışını yasakladı.” ABD de onları bu ayrıcalıkları (deregasyonlar) ile kabul etti.. Peki niçin biz direnemiyoruz AB’ye?..
HATAY’A DİKKAT!
Bu arada dikkat etmemiz gereken önemli bir ilimiz de Hatay.
Yeni bir iddiaya göre, 1930 tarihli Hatay Antlaşması’nın gizli maddeleri varmış ve buna göre 2039 yılında Hatay’da bir halk oylaması, referandum(plebisit) yapılarak Türkiye’de mi kalacağı, yoksa yıllardır emeller besleyen Suriye’ye mi verileceği belli olacakmış!..
Yetkililerin bu konuya acilen açıklık getirmeleri ve eğer böyle bir durum varsa, gereken önlemleri alması gerekiyor. Çünkü, bu bölgelerde çifte vatandaşlığa sahip Arap kökenli vatandaşlarımızın büyük araziler aldığı ileri sürülüyor.
İsrail Devleti’nin kuruluşu ve Filistin örneklerini gözardı etmeden İstiklal Marşı’mızdaki, “bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı” sözlerini özellikle gençlerimize anlatmalıyız.
Unutmamalıyız ki;
“Sahipsiz olan vatanın batması haktır,sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır”.