|

100. Yýl Mutabakatý
|
Son zamanlarda Öcalan kod adlı
İliştirilmiş Terörist ile ilgili bazı odakların ağız değişikliği
dikkatinizi çekmiştir.
Taraf gibi PKK'ya sivil toplum örgütü muamelesi yapan bültenin sembol
isimlerinden olan Önder Aytaç bu söylem değişikliğinin kurbanı oldu.
Bir canlı yayında Öcalan'ın terörü durdurmazsa asılması gerektiği
yolundaki sözleri köşesinin kaldırılması ile sonuçlandı. Narko-terör ağalarına
entellektüel, halk lideri muamelesi yapan bir çizginin, kendisinden
olsa bile bu tarz sapmalara tahammül edememesi normal.
Öcalan'la ilgili bir yerlerde bir faz değişikliği yaşandığına sadece
Önder Aytaç'ın şahsında rastlamıyorsunuz. İrili ufaklı bir çok emare
mevcut.
Meydanlarda, üzerinde sadece "Ulusal" yazan pankartların altında "Öcalan Asılsın"
diye imza toplayan gençlere de rastlamanız mümkün.Birileri toplum nezdinde küçük
nabız deneyleri yürütüyor.
Yıllardır ballı börek beslenen ve dünyada eşi görülmemiş bir şekilde
hücresinden örgütünü yönetmesine ve hatta politika
yapmasına izin verilen Öcalan'la ilgili devlet içinde ki
çatallaşmalar, devletin içinden beslenenlere de yansıyor hali ile.
Kalemler
yelken, yönünü rüzgar belirliyor.
Peki bu rüzgar değişimini nasıl analiz edeceğiz?
Bu rüzgar değişimi ile ilgili analizin MİT'teki görev değişikliğinden
bağımsız okunmasının zor olduğu kanaatindeyim.
Nedenini açıklamaya çalışayım...
Atilla
Uğur ; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yetiştirdiği değerli subaylardan
biri.
Fakat yakınen tanıdığım bir çok subay gibi, güvene dayalı yetiştirilme
tarzlarından kaynaklanan çok temel bir kör noktaya sahip.
Güveniyor ve bu güvenininin suistimal edildiği konusunda geç uyanıyor.
Uyandığı noktada ise atı alan çoktan Üsküdar'ı geçmiş oluyor.
"Güvensizlik" , "aldatma" ve "sorgulama" üzerine kurulu meslekleri ile
istihbaratçılar bu yüzden "güven" ve "itaat" üzerine kurulu meslekleri
ile subayları çoğu zaman geride bırakıyor.
Bu yüzden, 1.5 sene önce tanıdığı makamlardan umut verici haberler
bekleyen Atilla Uğur; bu haberler gelmedikçe bildiklerini mektuplara
dökmeye başlıyor; devlet adamı sorumluluğunu kaybetmeden.
Atilla Uğur'la ilgili medyada dolaşan bilgilerin bir çoğu yanlış.
Ne Suriye'de askeri ataşelik yapmışlığı var, ne de Öcalan'ı getiren
ekipte yeralmış biri.
Uğur'un tarihte üstlendiği en önemli rol; Öcalan'ın İmralı'ya
getirilmesi sonrasında onu sorgulayan ilk isimlerden biri olması.
MİT'ten ve Emniyet'ten üst düzey bir yetkili ile birlikte.
MİT'i
temsil eden isim üst düzey yetkili bir bayan . Herkesin "Abla"
diye hitap ettiği, MİT'in kıdemli bürokratlarından "A. Abla".
O süreçte yaşananlar klasik.
Önce Uğur'un şahsında asker kontrolü elinde bulunduruyor, sonra asker,
Mit ve Emniyet arasında Öcalan'ın sorgulanması konusunda pürüzler
yaşanıyor ve daha sonra Mit ve Emniyet adadan uzaklaştırılarak, kontrol
tamamen askere geçiyor.
Öcalan'ın sorgulanması sürecinde Asker, MİT, Emniyet çekişmesinin
ayrıntıları elbet bir gün yazılır ; şimdilik yazılabilecekler bu kadar.
Şu kadarını söyleyebiliriz :
O
süreçte kontrolü elinde bulunduran Uğur ; "Ergenekon" ile Silivri'ye
terfi ettirilirken; aynı süreçte A. Abla MİT'te yükseliyor.
Atilla Uğur cezaevinde, demir parmaklıkların arkasında haklı olarak
kendine yediremediği bu tutsaklık ile başetmeye çalışırken; A. Abla'ya geleceğin MİT Başkanı
yakıştırmaları yapılmaya başlanıyor.
Bu cümleye tekrar geri döneceğiz.
Önce Atilla Uğur'un o dönemde yaşadıklarına dair bugüne kadar paylaşılmayan bir
anektodunu mealen sizlerle paylaşayım :
"Biz
ilk başlarda Öcalan'ı toprak zeminli tek yataklı derme çatma bir odada
tutuyorduk. Doğru düzgün bir koğuş inşaatı tamamlanmamıştı.
Öcalan
o dönem her gün ona bir şey yapacağımız korkusu ile yaşıyordu. Hiç bir
şey yapmasak da, bu korkuyu duyması önemliydi. İt gibi korkuyordu.
Fakat
bir gün Öcalan'ı ziyarete bir general geldi. Bu general sanki çok
önemli bir kişiyi ziyaret ediyormuşcasına heyecanlıydı. Görüşme için
bir odaya geçtik.
General
masaya oturunca söze "Sayın Öcalan" diye başladı.
İşte
o an Öcalan bir bana, bir generale baktı. O güne kadar psikolojik
olarak baskı altında tuttuğumuz Öcalan o an bir şeylerin değiştiğini
anladı. Gözlerine farklı bir güven geldi ve bizim o güne kadar
yarattığımız psikolojik ortam o görüşme sonrasında dağıldı"
Görüldüğü üzere; İmralı'da Öcalan'a yapılacak muamele ve Öcalan'ın
nasıl kullanılacağı konusunda bir kırılma noktası yaşanıyor ve bu kırılma noktası Öcalan'a
"Sayın" diye hitap eden Tayyip Erdoğan'dan da öncesine denk geliyor.
Öcalan'ın bu ilk "Sayın"'dan sonra kendine güveni geliyor.
Bu generalin ismi Atilla Uğur'da saklı. Bu görüşmenin içeriği de.
"Kol
kırılır yen içinde kalır" zihniyetinin bütün
kolları kangren ettiği bir kurumsal terbiyeden gelen biri olarak bu
ismi ve görüşmenin içeriğini açıklayacağını tahmin etmiyorum.
O "Ergenekon" süreci ile komutanları tarafından yalnız bırakılan
askerlerden biri fakat en önemlilerinden.
Onla
birlikte Öcalan'ı sorgulayan A. Abla yükselirken, o kendini Silivri'de
bulunuyor.
Ve son zamanlara kadar Öcalan tecrübesi ile ilgili bir şey yazmayan
Uğur; son zamanlarda Öcalan'la ilgili yaşadıklarını kaba hatları ile
gazeteci zannettiği yerlere yazmaya başlıyor.
Uğur'un bu gecikmiş mektuplarının zamanlamasını neye bağlamalıyız?
Askerin kör noktası olan "güven" duygusunu çok iyi etüd eden
istihbaratçılara mı?
Sözkonusu istihbaratçıların son gelişmeler sonrasında umduklarını
bulamamış olmaları üzerine belli psikolojik rezervlerini
kaldırmış olmalarına mı?
Öcalan'a hakettiği muameleyi yapanlar Silivri'de ömür tüketirken ;
Öcalan'a "Sayın" diyenlerin terfi yolunda olmasına mı?
Fidan'ın MİT Başkanlığına getirilmesi sonrasında bizim kulağımıza kadar
ulaşan
"Böyle
rezalet olur mu; içerde o kadar değerli isim varken dışarıdan
adam getirmenin alemi ne; Fidan'da kimmiş?"
şeklindeki sitemkar çıkışların yansıttığı kurum içindeki kaynamalara mı?
Ve iç savaşlar sonucunda "Öcalan
nasıl kullanılır?" sorusuna farklı cevapları olan odaklar
arasındaki dengelerin değişmesine mi?
İstihbaratçının görevi "güven
duygusunu suistimal" etmekten geçer.
Askerin görevi ise güven duygusu üzerinden askerine liderlik
etmekten.
Güvenen askerler ise hep kör
noktalarından darbe yer. Gözleri
açıldığında ise artık farklı bir dünyadadırlar.
B. G.
|