AÇIK İSTİHBARAT

Düşünen Beyinlere Bilginin Adresi...
Kılıçdaroğlu Olayında Ulusalcıları Bekleyen Tehlikeler - Fatma Sibel Yüksek

Fatma Sibel Yüksek
fasibel@gmail.com


 CHP'nin bir ittifaklar partisine dönüşmesi, kuşkusuz ulusalcılar; milliyetçiler ve Kemalistler açısından teorik olarak arzu edilebilecek bir tablo değildir ama şunu da herkes bilir ki tarihte bazen "bir adım ileri ,iki adım geri" taktiği kaçınılmaz olmaktadır.

Örneğin şu an, seçim barajının kaldırılıp çok parçalı bir Meclis yapısının ortaya çıkmasını mı isteriz, yoksa AKP'nin yüzde 40'ın üstüne oy aldığı bir tek parti oluşumunu mu?


Açık İstihbarat Haber

Kılıçdaroğlu Olayında Ulusalcıları Bekleyen Tehlikeler

Fatma Sibel Yüksek - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

23.05.2010


Kaset skandalının patlak vermesiyle birlikte CHP on gün gibi kısa bir sürede "tarihi" değişimler yaşadı. Kaset olayını organize edenlerin CHP'yi parçalayıp küçültmeyi mi, yoksa tek parça halinde "dönüştürmeyi" mi hedeflediklerini bilmiyoruz.

Küresel güçler için en kritik aşama olan anayasa değişikliği öncesinde böyle bir olayın patlak vermesi, ortada CHP'yi etkisiz kılma planının olduğunu düşündürüyor. Bu plan, kadroların partiye sahip çıkması, bölünmenin önüne geçilmesi ve Deniz Baykal'ın  çeşitli hatalarla bezeli de olsa temelde akıllıca taktikleriye başarısızlığa uğratılmış olabilir.

Ya da "küresel güçler CHP'yi sinsice kuşatıyor" diyenler haklıysa, CHP'de uzun vadede bir kimlik değişimi ortaya çıkacak, kimilerinin erkenden söylemeye başladığı gibi "Kürt sorunu" denilen şey bu kez de CHP'nin başına musallat edilecektir. Böyle bir süreçte, "değişim", "açılım" "demokrasi", "ötekileştirmeme" gibi pırıltılı kavramlara kapılıp "açılım" bataklığına sürüklenen AKP'nin misyonu bu kez de CHP'ye yüklenecek demektir.

Bütün bunları zaman gösterecek ama eğer politika, elle tutulur gerçekler üzerinden öngörülebilecek bir şeyse, şu anda CHP'nin temel ideolojisinden sapma gibi bir durum görünmemektedir. Ne Kemal Kılıçdaroğlu'nun kurultay konuşması, ne de ortaya çıkan yeni parti yönetiminin yapısı böyle bir yoruma cevaz vermemektedir. 

Olan şudur:

Kaset olayının tetiklediği gelişmelerle birlikte Baykal'ın sadece kişisel karizması ve belagatıyla ayakta tuttuğu "ulusalcı" çekirdek kırılmış, onun yerine CHP, çeşitli tarihsel kesitlerde olduğu gibi bir "ittifaklar partisi" olmaya yönelmiştir.

Önce bu gerçeği kabul etmek gerekiyor.

"Ulusalcı çekirdeğin" kırılması, bazılarının zannettiği gibi "Ergenekoncu" diye yaftaladıkları insanlar için dünyanın sonu değildir. Deniz Baykal'ın "Ergenekon" adı altında sahneye sürülen milli güçleri yok etme planına gösterdiği kararlı direnç, bu ülkenin yurtseverlerince asla unutulmayacaktır ama bir türlü kitleseleşemeyen, iktidar alternatifi  yaratamayan, toplumun farklı kesimlerine açılamayan bir muhalefet partisi de AKP'nin sonsuza kadar iktidarda kalmasının adeta sigortası haline gelmişti. Belagatı yüksek ulusalcı söylemlerle Oran sitesinden çıkamayan bir Baykal, AKP'nin pek işine gelmekteydi. 

Merak eden varsa açıkça söyleyelim ki "Ergenekon" soytarılığının mağdurları olarak, Baykal'ın söylemleriyle içimiz soğusa da bu gidişatın daha uzun yıllar Silivri'de yatmak anlamına geldiğini de biliyorduk. Çünkü olay, "Ergenekon'un savcısı- Ergenekon'un avukatı" daraçısında sıkışıp kalmıştı. Baykal ile Erdoğan'ın kişisel çekişme meselesi haline gelmiştik, Silivri'deki büyük haksızlığı toplumun geniş vicdanına yansıtamamaktan muzdariptik. 

CHP'nin kapılarının, (çıkış hedefi henüz aydınlanmamış bir komplonun sürüklemesiyle de olsa) yelpazenin değişik renklerine açılması, ulusalcıları çok da tedirgin edecek bir şey olarak algılanmamalıdır.

Bu, CHP'nin yapı olarak kendi sınavıdır ve ulusalcıları politikanın pratik zemininde çok da ilgilendiren bir şey değildir. CHP, neticede tarihsel kökleri olan kurumsal bir partidir; manevra kabiliyeti tahmin edilenden fazladır ve tarihinde daha önce bu tür "esnemeler" mevcuttur.

Küresel güçler, gerçek gladyo ve onların yerli işbirlikçilerinin  kobayı haline getirilmeye çalışılan bizler açısından önemli olan, toplumda AKP iktidarına karşı dalgalar halinde yükselen tepkinin eldeki en uygun dinamiğe kanalize edilmesi, Türkiye'nin başına musallat edilmiş olan bu ihanet şebekesinin bir an önce uzaklaştırılmasıdır. 

Kemal Kılıçdaroğlu'nu CHP liderliğine getiren hızlı sürecin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda ulusalcı çevrelerde kafalar karışıktır.

Çok sayıda bilinmezi barından böyle bir ortamda sağlıklı değerlendirme yapmak zorlaşmaktadır. An itibarıyla,

"Deniz Baykal'ın CHP'yi küresel planlar çerçevesinde dizayn etmek isteyenlerce tasfiye edildiği,  CHP'nin bundan sonra  kurucu felsefelerinden uzaklaşıp bir etnik kimlikler partisine dönüştürüleceği" görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Böyle toptan bir bakış içerisinde, Kemal Kılıçdaroğlu'nu liderliğe taşıyan güçlü dip dalganın barındırdığı dinamikler ve bu dip dalgayı bütünsel olarak bir "kadife devrim" diye niteleyip kenarara çekilmenin getireceği yalnızlaşma tehlikesi gözardı edilmektedir. 

CHP'nin bir ittifaklar partisine dönüşmesi, kuşkusuz ulusalcılar; milliyetçiler ve Kemalistler açısından teorik olarak arzu edilebilecek bir tablo değildir ama şunu da herkes bilir ki tarihte bazen "bir adım ileri ,iki adım geri" taktiği kaçınılmaz olmaktadır.

Örneğin şu an, seçim barajının kaldırılıp çok parçalı bir Meclis yapısının ortaya çıkmasını mı isteriz, yoksa AKP'nin yüzde 40'ın üstüne oy aldığı bir tek parti oluşumunu mu?

Birincisini tercih ettiğimizde, bölücü ve etnik kimlikçi partilerin de Meclis'e girmesi kaçınılmaz olacaktır ama biz buna rağmen AKP'nin bir dönem daha tek başına iktidar olmasını değil, çok parçalı bir Meclis'i ve koalisyon hükümetini tercih ederiz. AKP'nin bir dönem daha tek başına iktidar olması, her şeyin sonu demektir çünkü. 

Aynı şekilde, CHP'nin gövdeyi esnetip kapıları açmasıyla içeriye ister istemez hoşa gitmeyen tiplemeler da dalacaktır.

Nitekim belirlenen yeni Parti Meclisi'de ikinci cumhuriyetçisinden küresel ekonomicisine bir çok figür yeralmıştır. Böyle şablon tiplemeleri bu süreçte sineye çekmekten başka çare görünmemektedir.

En kötüsü, ülkenin geçtiği bu kritik süreçte CHP'nin parçalanması, küçük küçük partilere ayrılması ve 2011 seçimine darmadağın gidilmesi olurdu. Milli güçlerin kafalarındaki ideallere bütünüyle uygun bir yapılanmayla seçime gitmek ve geniş kitlelerle kucaklaşmak gibi bir şansları mevcut konjonktürde yoktur. Darmadağın olunmuştur, gücü bir noktada toplama imkânı kısa vadede görünmemektedir. Bu durum, CHP'yi (ve de MHP'yi) en kritik iki seçimin arifesinde milli güçler için tek adres haline getirmektedir. 

Yukarıda sözünü ettiğimiz kafa karışıklığı, CHP'de yaşananların "küreselcilerin yeni bir tezgâhı" olarak algılanması vs. ulusalcılar için bir tehlike zeminini de beraberinde getirmektedir. Bu tehlike, ırkçılık bataklığına iteklenip marjinalleşmektir.  Ulusalcılar için temel bir hassasiyet noktası olan "etnik kimlik" meselesi CHP'deki yeni süreç bağlamında kimilerince kaşınmaktadır. 

Somut örneklerle konuşmak gerekirse örneğin şu günlerde ulusalcı çevrelerde "falanca Kürtçü'ymüş", "Filanca Kürt alevisiymiş", "O'na zaten Dersimli Kemal" diyorlarmış" , "Gürsel Tekin'in PKK'lılarla arası iyiymiş" gibi dedikodular seslendirilmektedir.

Son derece tehlikeli konuşmalardır bunlar. Hem haksız, hem provakatif, hem de sorumsuz yaklaşımlardır.

Böyle söylemleri genele yaymak isteyenlerin ulusalcıları ve milli güçleri "ırkçı" ve "faşist"  gibi göstererek marjinalleştirmekten başka amacı olamaz. Bu ülkenin ulusalcı ve milliyetçilerinin kimsenin etnik kökeni, dini inancı ve mezhebiyle bir alıp veremediği olmamıştır, olamaz.

Tayyip Erdoğan Kürt ve Alevi değildi de ne oldu?

Abdullah Gül Anadolu'nun bağrından çıktı da ne oldu? 


Özellikle Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin konusunda ulusalcı çevrelerde taraftar bulabilen bu tür çirkin söylemler son derece tehlikelidir.

Örneğin, Diyarbakır Barosu Başkanı Seçkin Tanrıkulu'nun CHP Parti Meclisi üyeliğine getirileceği söylentisi de bir sis bombası gibi ortaya atılmış, aslı astarı olmayan böyle bir söylenti üzerinden ulusalcı kesimde tepki örgütlenmiştir.

Kimilerinin de bu oyuna geldiklerini maalesef üzülerek gördük. 

Biraz itidal, biraz sabır ve biraz olanlardan ders çıkarma...

İhtiyacımız olan tek şey bu...


Açık İstihbarat @ 2010

Bu yazı 1166 kez okunmuştur.
YORUMLAR:
Yazı yoruma kapalı.
YAZARIN SON 20 YAZISI
30.08.2010 02:15 Osman Pamukoğlu Bu Sapıkların Omuzları Üzerinde mi Vatan Mücadelesi Veriyor?-Fatma Sibel Yüksek
09.08.2010 10:49 Game Over!-Fatma Sibel Yüksek
06.08.2010 10:07 30 Ağustos'a Kadar Hiçbir Şeyciğiniz Kalmaz- Fatma Sibel Yüksek
07.07.2010 06:19 Açılımda Sona Doğru: İmralı'yla Diyalog da Duvara Tosladı!- Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat
01.07.2010 18:13 Gizli Buluşmadan Başka Kimin Haberi Yok?- Fatma Sibel Yüksek-Açık İstihbarat
15.06.2010 18:57 Bin Yüzlü Adamlar..Padişahın Sol Parmakları - Fatma Sibel Yüksek / Açık İstihbarat
04.06.2010 18:20 Genç Furkan Şehit mi, İHH Sivil mi? - Fatma Sibel Yüksek
23.05.2010 12:20 Kılıçdaroğlu Olayında Ulusalcıları Bekleyen Tehlikeler - Fatma Sibel Yüksek
12.05.2010 05:46 Artık Kendi Karanlığınla Başbaşasın-Fatma Sibel Yüksek
09.05.2010 19:15 Baykal Olayının Panikleyenleri ve Sırada Bekleyenlerine Yaşamsal Öneri - Fatma Sibel Yüksek
06.05.2010 19:16 Taraf Milliyetçi mi, Ufuk Uras "Ergenekon"cu mu? - Fatma Sibel Yüksek
30.04.2010 07:28 MİT'te İnfial Filan Olmaz. Neden mi? - Fatma Sibel Yüksek
18.04.2010 19:06 Cumhuriyet'e Manşet Önerisi : "1924'te Kurulduk, 2010'da Arınıyoruz" ! - Fatma Sibel Yüksek
11.04.2010 19:24 Kadim Vicdan Susarsa - Fatma Sibel Yüksek
22.03.2010 02:32 Üç Program, Üç Megalomani; Bir de OdaTV - Fatma Sibel Yüksek
04.03.2010 06:30 Seni Bu Yamyam Kibirin Bitirecek - Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
25.02.2010 19:42 Aslı Aydıntaşbaş : Ankara'da Bir Kolonoskopi Uzmanı
22.02.2010 17:11 Kasaptaki Ete Soğan Doğradılar!- Fatma Sibel Yüksek
06.01.2010 13:35 Yavşak!... - Fatma Sibel Yüksek
24.12.2009 09:38 Çukurambar'ı Tanıyalım-Fatma Sibel Yüksek
TÜM YAZILARI
2004-2010
Açık İstihbarat